AYAZ Fabrikanın loş ışığında, arkamdan gelen o ses tanıdıktı. Yıllardır duymadığım, ama her zerremle tanıdığım bir sesti. Yavaşça döndüm, yüreğim ağzımda. Silahım hâlâ Asena’yı bekçilik eden adamı hedefliyordu, ama şimdi tehdit arkamdaydı. Kapı girişinde, silahı bana doğrultmuş, dimdik duran adam... Alptuğ’du. Abim. Ama bu, çocukluk oyunları oynadığım, sırlarımı paylaştığım abim değildi. Sonradan düşman olsak da çocukluğumuz güzeldi en azından. Yüzü çelik gibi sert, gözlerinde ise bana karşı beslediği o eski, kemirgen öfkeyle doluydu. Üniforması yoktu, üzerinde sadece siyah, operasyonel kıyafetler vardı. “Silahını yere bırak, Ayaz,” dedi sesi buz gibi ve istikrarlıydı. “Bu işi kan dökmeden bitirelim.” Şaşkınlıkla bakakaldım. “Alptuğ? Sen... sen burada ne arıyorsun? Sözde Melek’e aşık d

