Asena Ambulansın içi, keskin dezenfektan ve kan kokusuyla doluydu. Ayaz’ın yanındaki küçük sedyede oturmuş, onun solgun yüzünü izliyordum. Bir sağlık görevlisi, damar yolu açmaya çalışıyor, diğeri monitörlere bağlıyordu. Her bip sesi, kalbimin atışını hızlandırıyordu. Gözleri kapalı, yüzünde bir dinginlik vardı; ama bu dinginlik, savaşçı ruhunun değil, bedeninin teslim oluşunun bir ifadesiydi. “Kan basıncı düşük, taşikardi var,” diye seslendi görevlilerden biri şoföre. “ACİL’e haber verin, hazırlansınlar. Kan kaybı kritik seviyede.” İçimde bir buz parçası eridi. Kritik. Kelime, kafamın içinde yankılandı. Volkan, ambulansın arka kapısının yanında, bir polis memuruyla konuşuyordu. Yüzü asıktı, sık sık endişeyle içeri bakıyordu. “Dayan, Ayaz,” diye fısıldadım elini avuçlarımın arasına ala

