Ah ben, mühürlü kapıların müdavimi
Sessizliğinin dinleyeni
Hiç gelmeyenin bekleyeniydim
Öyle olsun...
Ah sen, virane hayallerin sebebi
Çıkmaz yolların gölgesi
Bir ölüm kalım meselesiydin
Uzak dursun...
" Ne demek gitmesine izin verdim? Sen kafayı mı yedin Yağız? Aklından zorun mu var senin? Madem gitmesine izin verecektin neden iki kere yoldan topladın bu kızı? Neden evlendin? Seni anlamıyorum kardeşim, gerçekten anlayamıyorum artık!"
Salih o kadar hararetli konuşmuştu ki farkında olmadan salladığı kolu yüzünden elindeki büyük karton bardakta duran soğuk sıvı sallanmaktan hafifçe üzerine sıçramıştı. Buna aldıracak değildi. Zaten bu soğuk çayı da hiç sevmemişti. Çay dediğin sıcak, sıcaktan da öte kaynar olmalıydı, elini dilini yakmalıydı insanın, kalbini ısıtmalıydı. Bu limonlu ve bol şekerli içecek sadece hararetini alıyor ama çaydan alacağı zevki sunmuyordu genç adama.
" Anlamanı beklemiyorum Salih. Kız gitmek istiyordu. Ne yapabilirdim? Gitme diye yalvaracak değildim herhalde."
Yağız doğup büyüdüğü şehrin karanlıkta parıldayan ışıklı manzarasına bakıyordu dikkatle. Anlaşılamamaktan nefret ediyordu. Salih bile anlamıyordu genç adamı. Ama Yağız'ın kaderi buydu. Anlatamıyordu.
Küçük bir çocukken bisikletten düştüğünde acısını gizlemeye çalışmıştı ve canı ne kadar yanarsa yansın ağlamamıştı. Moraran ayağı yüzünden doktora gittiklerinde kemiğinin kırıldığını ve biraz daha geç kalsalar kalıcı bir hasarla karşılaşabileceklerini öğrenmişlerdi. Yine de akıllanmamıştı Yağız. Ne zaman düşse ve canı yansa hiçbir şeyi yokmuş gibi davranırdı. Bunun sonucunda kalıcı hasarlar yaşama riski olduğunu bilse bile.
" Yalvarsaydın. Ne kaybederdin? En azından bir şey yapmış olurdun. Sense öylece bırakıyorsun kızı. "
Salih elindeki içecekten bir yudum aldı ve yüzünü ekşitti. Şekerli su bile bundan daha güzel olabilirdi. Yağız'ın böyle gecelerde yanında getirdiği içecekler konusundaki seçimleri gerçekten kötüydü. Bunu bir kenara not etti genç adam.
" Ben ona yapabileceğim her şeyi yaptım. Ama o, onun için neler yaptığımı anlamayacak kadar nankör bir kız. Beni anlamadı. Hiçbir zaman da anlamayacak."
" Kendini anlattın mı ona acaba? Evlendiğinizden beri oturup bir kere konuştun mu kızla? Kalbini açıp gösterdin mi ki içindekini bilsin. Bütün kapılarını kapatıp mühürlemişsin sonra da kız içeri girmedi diye öfkeleniyorsun. "
Salih Yağız'ın tam karşısına dikilmişti şimdi. Ona meydan okuyordu. Belki arkadaşını zorluyordu ama böyle olması gerektiğini biliyordu genç adam. Arkadaşının yaralarını kırk metre öteden tanırdı Salih. En kötü zamanlarında yanında bir tek Salih vardı Yağız'ın. Her halini görmüştü genç adamın. Bu hallerini de biliyordu elbette. Ama Yağız'a kabul ettiremiyordu bir türlü.
" Benim kapılarımın neden kilitli olduğunu sen de çok iyi biliyorsun Salih. Ben bir başka yalancı baharı kaldıramam bu saatten sonra."
Hayatında bir kere yıkılmıştı Yağız. Öyle böyle yıkılmamıştı hem de. Virane olmuştu şehirleri, kalbi paramparça, ruhu un ufak olmuştu. Bunların hepsi sağlığını da etkilemişti tabi ki.
Salih başını biliyorum anlamında salladı ve bir süre Yağız'ın suratına baktı öylece. Arkadaşının nasıl da acı çektiğini gördü. Acısı o kadar derindi ki Yağız'ın, belki de genç adamın hayatında hiç kimse o kadar derine inemeyecekti artık. Ve kimseler bilemeyecekti o acıları. Sızısı bir ömür sürecekti yaralarının.
" Nerden biliyorsun abi? Yalancı bahar olduğunu nereden biliyorsun? Ne kadar tanıyorsun bu kızı? Oturup konuştun mu hiç? Neyi sevdiğini biliyor musun mesela? Hangi yemeği sever, hangi rengi sever? Hiç konuştunuz mu? Hem bu kadar yakın hem de bir o kadar uzaksınız birbirinize. Belki de ömrünün baharını kaçırıyorsun. Nereden biliyorsun Yağız bunu?"
Yağız'ın gözü uzaklara daldı. Elindeki karton bardağı sıkıca kavradı parmakları. Yüzüne aptal bir gülümseme yayıldı.
" En sevdiği renk mavi. Elbiseleri ve tülbentleri çoğunlukla bu renkte oluyor. En sevdiği çiçek papatya. Bahçede onca gül varken her gün papatya toplayıp salondaki vazoya koyuyor. En sevdiği yemek patlıcan yemeği. Haftada en az iki kere pişiriyor ve tabağını tepeleme dolduruyor patlıcan olunca. Balık sevmiyor mesela. Kokusuna bile tahammülü yok. Suyu üç yudumda içiyor, yavaşça. Çayının soğumasını bekliyor içmek için. Ayrıca simetri takıntısı da var. Salondaki tabloyu sürekli düzelttiğini sanıyor ama her defasında daha da bozuyor. Banyodaki sabunları renklerine ve boylarına göre sıralıyor. Elbiselerini dolaba renklerine göre asıyor."
" Tamam anladık. İyi gözlemlemişsin kızı. Uzaktan. Sadece uzaktan."
Salih şaşırmamıştı duyduklarına. Yağız ayrıntılara dikkat ederdi. Ama bu kızla ilgili oldukça çok şey biriktirmişti aklında, belki de kalbinde.
" Çünkü beni itiyor. Beni istemiyor. Anlamıyor musun? Kız benden nefret ediyor!"
Yağız'ın sesi gür çıkmıştı. Yüzünü puslu şehir manzarasına verse de ışıklardan saklayamıyordu gönlünün kırıklarını. Kırgındı ve kırılan yerleri canını yakıyordu.
" Senden değil töreden, bulunduğu şartlardan nefret ediyor. İkimiz de biliyoruz bunu." Diye düzeltti Salih arkadaşını.
" Onu töreden de bulunduğu şartlardan da uzaklaştırdım. İyilikten başka bir şey vermedim ben ona. Ama o ne yaptı? Gitmek istedi."
Yağız'ın sert ve gür sesi bir anda durulmuş ve boğuklaşmıştı. Salih arkadaşını tanımasa ağlayacağını düşünebilirdi. Ama Yağız'ı hayatında sadece iki defa ağlarken görmüştü genç adam. Böyle bir durumda ağlamayacağına emindi. Yine de genç adamın sesinde belirgin bir hüzün, hayal kırıklığı ve öfke hâkimdi.
" O zaman sevdir kendini kardeşim. Evlendin, yuvana eş ettin bu kızı. Ama bir kere başını okşamadın. Bir adım atmadın kıza doğru. İstedin ki o gelsin kollarına atsın kendini. İstedin ki pişman olsun sana yalvarsın. Öyle bir dünya yok kardeşim. Emek vermeden yemek yenmiyor. Zahmetsiz rahmet olmuyor."
Yağız başını eğdi. Kısa süre sessizce düşündü. " Artık çok geç." Diye mırıldandı, artık çok geç... O tren kaçmıştı bir kere. Gözünün önünden usulca gitmişti. Ellerinden kayıp gidiyordu neye uzansa. Hayat Yağız'ın bir türlü yakalamayı beceremedi, vaktini her zaman kaçırdığı bir tren gibiydi.
" Yani kararlısın o kızı kurtlar sofrasına yollamaya. "
" Söz verdim. Sözümden geri dönemem." Yağız gergin zamanlarındaki gibi çenesini sıkmış ve bu hareketi boynundaki damarların şişmesine sebep olmuştu.
" Saçmalıyorsun Yağız. Bak o kızı yaşatmazlar. O kızı geçtim seni de yaşatmazlar. Ne demek karını İstanbul'a götürüp tek geri dönmek? Böyle saçma bir şey olur mu? Sadece Yaren'i değil kendini de tehlikeye atıyorsun kardeşim."
" Hepsinin farkındayım Salih. Ben başımın çaresine bakarım. Sen bana Yaren için yardım edeceksin. Anladın mı?"
Salih arkadaşının karşısında dimdik duruyordu şimdi. " Kendini öldürmeye niyetlisin ve benim sana yardım etmemi istiyorsun öyle mi?"
Yağız boş bakışlarla arkadaşına baktı. " Doktorun ne söylediğini biliyorsun." Diye söze başlamıştı ki Salih araya girdi. " Lanet olasıca doktorun lanet olasıca sözlerini hatırlıyorum. Zaten hiçbir zaman unutmama izin vermiyorsun."
" O gün bana verdiğin sözü de hatırlıyorsundur o zaman."
" Bunun için söz vermeme gerek yok kardeşim. Tabi ki her zaman yanında olacağım. Ama kendini öldürmeye çalışırken tetiğe basmana yardım edecek de değilim. Değil mi?"
Yağız dudaklarını birbirine bastırdı. " Bana, hiç birimizin bir saniye sonrası için yaşayacağına dair garantisi yok diyen adam mı söylüyor bunları?"
Salih'in gözleri buğulandı. Bu sözü hangi gün ve ne şartta söylediğini çok iyi hatırlıyordu. Şimdi arkadaşı durumunu koz olarak kullanıyordu kendisine karşı.
" Bana yardım edecek misin?" diye sordu Yağız, tüm kararlılığıyla.
Salih kollarını iki yana açtı bezgince. " Başka şansım var mı?"
Yağız gülümsedi. " Tabi ki yok kardeşim."
Arabalarından yansıyan far ışığının eşliğinde karanlık gecenin ortasında süslü bir gelin gibi salınan şehrin manzarasına daldı ikili. Sessizlik bir süre daha devam etti aralarında gezinen sinsi bir arkadaş gibi. Bundan sonra ne yaşayacakları konusunda ikisinin de bir tahmini yoktu aslında. Akıllarında bin bir senaryo olsa da hayat onlara çok daha farklı roller çok daha farklı gerçekler sunacaktı şüphesiz.
***
bir süre, "yb yb yb !!! ne zaman ne zaman ne zaman..." diye sıkıştırmazsınız inşaallah :)
bakalım hikayemiz nasıl devam edecek. ben de sizin kadar merak ediyorum :)
selam ve dua ile..