12

1916 Words
"Sen her şeyde çıkar arıyorsun. Hiçbir neden yokken kendi kendine mutsuzluk yaratıyorsun. Yaşadıkların ağır olabilir ama zaten ağır olan yükünü sen ikiye katlıyorsun. Bu dünyaya mutsuz olmak için gelmedin, aslında bunun farkına varırsan her şeyi çözeceksin. Ama gözlerini hiçbir şey görmemek üzere kapatmışsın sanki ne önünü ve arkanın ne geçmişine gelecek hiçbir şeyi görmüyorsun ya da görmek istemiyorsun Bunu ben bilemem, bunu sen bileceksin Elisa. Ama bildiğim tek bir şey varsa o da bu hâle gelmenin senin suçun olduğu. Duydun mu beni?" Parmak uçlarımda hafifçe yükselerek onun hizasına gelmeye çalıştım ama uzun boyuma rağmen yetişememiştim onun boyuna. söyledikleri canımı acıkmıştı evet ama kırık bir şeyi bir daha kıramazdı. Bunu sadece o değil, hiç kimse yapamazdı. "Tekrar söylüyorum Alavaris. Sen beni anlayamazsın. Sen benim ne yaşadığımı, neler gördüğümü, neler çektiğimi anlayamazsın. Oradan bakınca çok kolay değil mi hiçbir şey bilmeden insanları yargılamak; insanların acılarına göre, davranışlarına göre sınıflandırmak? Hiç kimse de demiyor ki Ne yaşamış da bu hale gelmiş hiç kimse sormuyor sana halin hatırın sen yaşıyorsun bu hayatı acılarıyla tatlısıyla sen yaşıyorsun sen çekiyorsun kahrını azen o kadar ihtiyacın oluyor ki birinin sana iyi misin diye sorması mı... Sırf o soruyu duyabilmek için kendini harap ediyorsun, uykusuz gözlerle çıkıyorsun insanların karşısına belki biri senin halini anlar da yardım eder diye." Yutkundum. Kelimeler boğazıma dizilecek kadar acımasız gelmişti o an bana. Yine de devam ettim konuşmaya. "Umduğunu bulamıyorsun, hep mutsuzsun hep mutsuz kalıyorsun. Ama insanlar kötü kimse sana yardım eli uzatmaya kimse senin elinden tutup kaldırmıyor sen düştüğün ne kalıyorsun düşmek çok acı verici... Ben o kadar düştüm ki dizlerim artık tek bir ara dahi alamayacak kadar yoruldum sadece dizim değil kalbimde yorgun atmayı bırakmak isteyecek kadar yorgun sen o gün bana seni öldüreceğim dediğinde itiraz ettim çünkü hiç mutlu olmadan bu hayata veda etmek istememiştim o gün ama şimdi anlıyorum ki ben değil bir gün, beş gün, on gün isterse on beş yıl dahi geçse hiç mutlu olamayacağım. O yüzden vazgeçtim sana bunu söylediğimde bana kızdın ama ben haklıydım her zamankinden aksine bu sefer ben haklıydım vazgeçmek bu sefer benim hakkım. Çünkü ben çok yoruldum. Duydun mu beni Kutay Alavaris? Ben. Çok. Yoruldum." Son kısmı üstüne bastıra bastıra söylemiştim. Gücümün tükendiğini hissettiğinde konuşmaya devam edemedim ve burada kestim. Şimdi söz sırası ondaydı ve öfkeyle parlayan kehribarları, güzel olan hiçbir şeyi dilinden dökmeyeceğinin kanıtıydı. "Sen kendine mutsuzluk cehennemi diye bir yer kurmuşsun ve kimseyi dinlemeden ısrarla orada yaşamaya devam ediyorsun." Bana doğru bir adım attı, onun aksine geriye doğru gittim. "İnan bana Elisa, sana yaptığım bütün işkencelere rağmen bütün o kötü sözlere ve hakaretlere rağmen benim cehennemim, senin kafandaki şeytanlarla kurduğun cehennemden daha güvenli." İşte son cümlesi içimde bir yerlerde kopan fırtınanın ince çizgisiydi. Ve o, bu çizgiyi artık aşmıştı. "Şeytanlarıma, kafamdaki şeytanlara asla laf ettirmem. Bana istediğini söyleyebilirsin, istediğin işkenceyi yapabilirsin. Hatta istediğin kadar hırpalayabilirsin ama şeytanlarıma dokunamazsın! Onlar zaten beni terk edip sana gitti. Gittikleri o gün ben bilmem kaçıncı kez vuruldum senin yüzünden. Ama... Ama bir kez daha bana ve şeytanlarıma yapmana izin vermeyeceğim. " Kutay müstehzi bir gülümseme ile bana baktığında kalbim artık onun bu gülümsemeleri ne kaldırmayacak kadar hızlı çarpıyordu. Siktir, bu adam bana ne yaşanıyordu da beni bu hâle getirmeyi her seferinde en usta şekilde becerebiliyordu? "Söyle o şeytanlarına... " Üstüme doğru bir adım daha attığında titrek ama güçlü bacaklarımla geriye doğru ilerledim. O da aksi gibi üstüne yürümekten asla vazgeçmiyordu. "Benim asabımı bozmasınlar! Duydun mu?" Üstüme yürüdüğü için geri geri giderken düşüncelerim de geri geri gitti. Zekamı kaybetmiş gibiydim ama öfkem, her zamanki gibi yerli yerindeydi. Her şeyi diyebilirdi, her hakareti edebilirdi ama şeytanlarıma asla! İşin en kötü tarafı da şuydu ki Ben ona karşı şeytanlarımı savunurken ve o benim şeytanları maaş ağlarken kafamdaki şeytanların hala onun tarafını seçmeseydi. İşte herkes böyleydi, herkes sana ihanet ederdi. Şeytanlarım bile... Ama her şeye rağmen onları sevmeye devam ediyordum çünkü onlar benim yalnızlığıma süsleyen tek liderlerdi. Onlardan vazgeçmek benim sonum olurdu. Acılı bir son hem de... "Bazen çok zeki oluyorsun hatta o kadar zeki oluyorsun ki gördüğüm bütün kadınlardan daha tehlikeli bir hal alıyorsun." Övgüsü hoşuma gitti. Övülmek benim her zaman hoşuma giderdi zaten. Bu hayatta tek amacımın aptal bir adamın övgüsünü kazanmak olduğu yıllarım bile olmuştu. O aptal adam babamdı . Hiçbir zaman kızına karşı samimi olmayan babam... Ama Kutay Alavaris farklıydı, her şeyi ile çok farklıydı herkesten. Onun övgüleri de yergileri de fazlasıyla gerçekçiydi. "Sevinme öyle hemen. Daha lafımı bitirmedim." Sanırım bu adam aklımı okuyordu ya neyse... "Bazen de çok aptal oluyorsun küçük şeytan. Duyguların ile hareket ediyorsun ve seni yanıltıyorlar. Bunu yapma. Geçmişi düşünüp, geçmişte takılı kalıp kendini hırpalama. Bu, kendi sonunu kendi ellerin ile ayağına getirmekten başka bir şey değil." Söylediklerinde haklıydı ama benim zihnim, haklı olan hiçbir şeyi duyamayacak kadar yorgun düşmüştü artık. "Yapma Alavaris. Duygularımın olamadığını en iyi sen biliyorsun. Şimdi karşıma geçip bunu bana söyleyemezsin!" Söylediklerime katılmıyormuş gibi kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Kehribarları ise rengine uyacak şekilde ateş ile parlamaktan asla vazgeçmemiş bir şekilde bana bakıyordu. Karanlık ruhlu bir adamın karanlık bakışları... "Sen duygularını hâlâ kaybetmedin Elisa. Her şeyi inkar et ama bunu asla! Duydun mu, asla! Gözlerin bile farklı bakıyor. Fark edilmek istenmişsin sadece. Olmamış ve sen olmayışın bedelini kendinden kesiyorsun. Kendinden kesme, hiç bir şeyden kesme. Mutsuz olmak için şartlandırma kendini. Yapman gereken tek şey bu." Üstüme doğru yürümeye devam ettiğinde ben artık nereye gideceğimi bilmiyordum. Hayat bir deniz gibi. Ne zaman dalgalanıp ne zaman durulacağı belli olmaz. Bazen bir tokat gibi çarpar yüzüne gerçeği. Bazen boşvermişlik içinde yüzersin. Bazen çaresizlik içinde çırpınırsın. Seni alıp nereye götüreceği belli değildir ya. İşte sen orada kaybolursun ama farkına varmazsın. Vazgeçmişlikler bitirir insanı. Amacın yok, hayatta hiçbir şey sana zevk vermiyor. Düştüğünde ayağa kalkacak bir sebebin bile yok. Ne istediğini bilmiyorsun. Rüzgar nereye eserse, akıntı seni nereye götürürse oraya gidiyorsun. Yaşıyorsun ama bir ölüden farksızsın. "Uslu bir kız ol ve vazgeçme." "SEN BENİ ÖLDÜRECEKTİN! SEN BENİ GÖZ GÖRE GÖRE ÖLDÜRECEKTİN. BUNA TEŞEBBÜS ETTİN. HEM DE BİR KERE DE DEĞİL. DEFALARCA, EVET DEFALARCA KEZ BENİ ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS ETTİN." Birden bire neden bu kadar yükseldiğimi bilmiyordum. Sanırım fazlası ile dolmuş ve de artık taşma noktasına gelmiştim. Aklım olanları kabul etmiyordu. "SEN BENİ MAHV- " "KES ARTIK SESİNİ ELİSA!" Bana o an öyle bir bağırdı ki yer gök birlikte inledi sanki. Ayağım altındaki zemin bile ayağımın altından kaymıştı. Sesi çok güçlüydü. İnsanı titretecek cinsten hem de... "O kadar şey yaşamışsın. Ve suçu daha tanışalı üç gün bile olmayan bir insana, yani bana mı arıyorsun? Aptalsın derken bunu kastetmiştim işte." Sert çıkan sesi keskin bir makas gibi usul usul içime işliyordu sanki. Canımın yanmasından yorgun düşen bedenim kendini taşıyamayacak seviyeye geldi. Bayılacak gibi oldum ama duvara tutununva geçti. Bu şey gibi bir histi... Delik deşik olup durmadan kanamaya devam eden yaraya, yara bandı koyarak iyileştirmeye çalışmak gibi... "Tamam haklısın." dedim kabul ederek. Sesimin titremesini önlemek için oldukça güç bir çaba sarf etmiştim ama yapamamıştım. "Bütün olanlar ve benim bu raddeye gelmem tam anlamı ile senin suçun değildi ama senin payın var. Hatta fazlası ile var!" Gözleri, kabul etmem der gibi bakıyordu. Bu bakış, içimde öfke ile fokurdayan cesaretin kalan son demini de kurutup attı sanki. "Sen beni öldürecektin. Ben seninle sevişmeyi teklif etmesem belki de şuan cehennemim dibinde şeytanlarım ile birlikte yanıyor olacaktım. Ama beni sırf hayatta kalabilmek için orospu rolüne soktun. Bunu da planlamıştın değil mi? Beni lanet olası bir fahişeye, daha doğrusu senin fahişene çevirmek de senin fikrindi? DEĞİL Mİ?" Ağzıma hiç yakışmayacak sözlerdi bunlar ama zerre umrumda değildi. Canımın acısını bu ağır sözler geçirecekti zira diğer tüm yollar acıma kör ve sağır kesilmişti. "Sen kafanda kurmuşsun Elisa!" Ben bir kez değil, bin kez yandım. Küllerim rüzgarda savruldu, ruhum öldü toprakla buluştu. Kimse üzülmedi. Beni insanlar öldürdü ve arkamdan güldü. "Ben her şeyi kafamda kuruyorum zaten, bunu hâlâ fark edemedin mi Alavaris?! " Üstüme doğru tekrar bir adım attığında artık gidecek yerim kalmamıştı ve sırtım oldukça sert bir şekilde duvara tosladı. Ağzımdan acı dolu bir inleme kopacaktı ama içimde yanan öfke buna engel oldu, kopmadı. "Seni hiçbir zaman fahişe olarak görmedim. Belki bu söylediğime inanmayacaksın ama sen bu konuda fazlasıyla masumsun. O yüzden şeytanların gazına gelme ve saçma sapan düşüncelerinin de seni ele geçirmesine izin verme!" Artık Kutay'ın söylediği hiçbir şey canımı acıtamıyordu. Çünkü bir kere kırılan kalp, parçalara ayrıldıktan ve de sonra tuzla buz olduktan sonra bir daha ne olursa olsun kırılamazdı tekrar. İşte tam da bu raddeye gelmiştim şimdi. "Yalan söylemiyorsun, değil mi Kutay Alavaris?" Bunu söylerken sesim titremişti ve korkak bir şekilde çıkmıştı belki de ilk defa. Zira hayatımda ilk kez birine güvenmek ve de sözlerine inanmak istiyordum. Bu zordu ama yine de deneyecektim bunu. "Sadece hayatını kurtarmaya çalışıyordun Elisa. Farkındayım, her şeyin farkındayım." Ona sarılmak istedim. Boynuna sarılmak, sıkı sıkı ona dokunup kokusunu doya doya içime çekmek istedim. Ama yapamadım. Hayatım boyunca kimseye sarılmamıştım, iyi güzel olan hiçbir şeyi yaşayamamıştım. Şimdi de aynısı olacaktı. Hayat bana iyi olan hiçbir şeyi yaşatmamak için yemin etmişti sanki. "Peki." dedim. Sesim bir kabullenişin en dramatik ezgisini söyler gibi çıkıyordu. "Bu hâller sana yakışmıyor. Hani benim gördüğüm o dik başlı, güçlü, herkese, her şeye hatta bana bile meydan okuyan o küçük şeytan?" Sorusu, yüzümde acı dolu bir tebessüm oluşturdu. Canım yanarken gülmek bile zordu. Tezat dolu duyguların süslediği yüzüm ile kehribar gözlerine baktım . "O kız öldü Alavaris." "Hayır, yaşıyor. Sadece uyanmadı daha." "Sen benim düşmanımsın." Kaçıncı tekrar edişimdi bugün bunu? Kendime yediremiyordum. Yediremiyordum çünkü bana zarar veren, bana işkence eden bir adama güvenemezdim. Ama lanet olsun ki başka çarem yoktu. Bu hayatta hiç kimse beni onun yanında hissettiğim kadar güvende hissettirmemişti. Katil mahkum sendromu yaşıyordum sanırım. Celladımı sevecek ve de ona güvenecek kadar çıldırmıştı zihnim. "O kızı uyandırabilir misin?" Sorum üzerine müstehzi tebessüm süsledi dudaklarını. "Uyandırırım." Yüzüme doğru biraz daha eğildi. Ve celladı andıran gözleri bana cehennemin giriş sorusunu sordu. "Peki bu ateş dolu yolda benimle misin?" Benimle misin? Bu soru tekrar tekrar yankılandı kulaklarımda. Onunla mıydım sahiden, hazır hissedebilmiş miydim kendimi onunla olmaya? Sanırım... Evet. Cevabım benden bağımsız bir şekilde dudaklarımdan infilak etti. "Seninleyim Kutay Alavaris." Ecel masasına oturdum. Karşımda cellatım vardı. Önüme bir kağıt uzattı. Gözleri işkence öncesi sessizliği andırır gibi parlıyordu. O kehribar renk usul usul içime işledi sanki. Uzun uzun baktı bana. Sonra sordu. Benimle misin diye. Sustum. Verecek cevabımı şeytanlarım susturmuştu. Her zaman, her konuda bir fikri olan şeytanlarım bile artık suskundu. Zaman durdu. Her şey birer birer kayboldu. Sadece o ve ben. Başka kimse yoktu. İhtilal naraları çınladı kulaklarımda. Bana acı çektirmiş bir adamı, yıllarca ona itaat etmiş olan bana tercih etti şeytanlarım. Ben hayır dedim, bağırdım. Olmaz dedim çığlık attım. Ölüyorum dedim, yalvardım. Ama ben ölürken bile attığım çığlıkları kimse duymadı. Yıllardır kulağımda çınlayan cümleler bir zehir misali sızdı zihnime. Kaybolmuştu benliğim karanlığın içinde. "Çok bağırdım, duyulmadı. Artık fısıldamam bile." "Zaman akıp giderken sen zamanı tutamazsın. Zaman geçer üstünden, ne olduğunu anlamazsın." "Aynı cehennemin farklı yolcusuyuz. Ve hepimiz birer birer sona yaklaşıyoruz." Zaman durdu. Teklif önüme koyuldu. Suskun şeytanlarım bir daha hiç susmamaya yemin etmişçesine konuştu. Evet, Evet, Evet, Evet, Evet! Defalarca yankılandı kulaklarımda bu ezgi. Kaybedilmiş ezgi... Benimle misin diye sordu. Seninleyim dedim. Ve kendi sonumu, bile isteye ayağıma getirmiştim. Ben Esila Balanis. Artık kendi celladım için çalışan bir katildim. Bir insanı değil, bizzat kendimi öldürmüştüm. Kendi ruhumu, kendi ellerimle öldürmüştüm. Sonum yaklaştıkça kendimi sonsuzluğa gömmüştüm. Bazı insanlar öyle acılar çekerler ki, dünya borçlu kalır o insanlara bu kadar acı çektirmenin bedelini. Travmaların üzerine taht kurup, bir şeyin zaferi gibi hissedebilen var mı gerçekten? Yoksa uzuvlarını, savaşmak için kendinde bulduğu bütün gücü kaybede kaybede, sipere sürünerek gelmiş bir askerin hayatta kalma dirayeti gibi bir his midir hissettiği? Hiçbir şey bilmiyordum. Tek bir şey hariç. Oyun bitti. Ben kaybettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD