Merva:
Konağın önüne gelmiştik, arabadan inmeden önce. Dedem kolumu tutup, konuştu.
"Kimse bilmiyor senin o, serefsize kaçtığını. Seni bizimle çiftlik evinde olduğunu biliyorlar.
Onun adı geçmeyecek hiç bir şekilde. Bu sır seninle mezara girecek. Eğer biri duyacak okursa, neler yapacağımı sen çok iyi biliyorsun" yine tehtit ediyordu. Zaten istesem de hiç bir şey diyemezdim.
"Tamam. sende, Murat'ın tırnağına bile zarar vermeyeceksin" deyip arabadan inip, avludan içeriye girdik. Annem elinde bir tepsiyle, yukarıya çıkartıyordu. Bizi fark edince, durdu. Dedem adımlarını biraz yavaşlatıp, anneme hitaben konuştu.
"Esmer! Ev halkını oturma odası çağır! " Diye emir verdi. " Emrin olur ağam" dedi. Annem, dedemin korkusundan benim perişan halimi bile sormadan, yukarıya çıktı. Bizde peşinden yukarıya çıktık.
Bir robot gibi beni istediği yöne çekiyordular
Demem oturma odası gidip. Koltuğa oturdu. Anacamda onu takip edip, karşısına geçip. oturdu. Bense orada öylece durmuş bekliyorum. "Geç sende otur şuraya" diğer koltuğu gösterdi.
Geçip oturduğumda ağabeyim, kapıdan içeri girdi. "Torunum gel! Dedenin yanına" Ağabeyim, yanına geçip oturdu. Bana kötü kötü bakıyordu.
Öfkesi hala dinmemişti.
"Dediğimi yaptın mı?" Diye sordu ağabeymi.
" Evet dede yaptım. Bana kalırsa kafasına sıkardım, ama seni çiğnemek istemedim" bahsettiği kişi: Murat'ı. Demek yaşıyordu.
Artık özgürdü. Ona hiç bir şey yapamazlar. Ben bunları düşünürken ev halkı bir, bir geldi odaya.
Amcamın eşi: Berivan yenge, kızları, Sema ve Güneş, oğulları Cihan la Mesut ağabey geldiler. Mesut ağabeyin eşi; Kader ablada, küçük kızı. Elisa'nın elini tutup geldi, yanımıza.
"Hii bu kızın suratı niye böyle" bana bakıp dedi. Berivan yenge. Dön ağabeyim beni, bir güzel dayak atınca. Yüzümdeki yaraları soruyordu.
Annemin vereceği tepkiyi yengem vermişti. Oda beni düşündüğünden değil. Eminim sadece merak etmişti.
Diğerleri'de bir sürü soru sordular. Ben hiç birine cevap vermedim. Gözümü onlardan ayırıp önümdeki sehpaya baktım.
"geçin oturun şöyle" eliyle koltukları gösterdi.
Hepsi yerlerine geçince. Dedem konuşmaya başladı:
"Dön Merve ve Baran'a nikâh kıydık" dedi.evin ortasına bombayı atmış gibi. Her ağızdan bir ses çıktı. "Ne diyorsun sen baba! Ne demek nikâh kıydık. Ben bu kızı gelinim diye almam" dedi yengem.
"Sana soran olmadı gelin! Bu evde benim kurallarım geçer. Sen kimsin ki?" Dedi dedem öfkeyle. Yengem bana öyle bir bakıyordu ki. Eminim şuan gırtlağımı sıkmak istiyordu.
"Ne halt yedi de hemen nikâh kıydınız" Yengemin geri adım atacağı yoktu. Annem öylece durmuş olanları seyrediyordu. Hiç bir tepki vermeden. "Bana bak? Gelin kendini kapının önünde bulmak istemiyorsan? O diline sahip çık" diye uyardı dedem
"Berivan kapa çeneni" dedi amcam, dişlerin arasından. "Nasıl susayım Ali! Oğlum beş yıldır, o kızın bu eve gelin getirmek için uğraşıyor. Kim bilir çocuğu neyle tehtit edip nikâh kıydırdınız" bahsettiği kişi: Mısra ablaydı.
"Belki de bu o*s*pu, gidip oğlumu sarhoş edip koynuna girmişti" bu dediğiyle ağabeyim elini, önümüzdeki sehpaya vurup. "Kes lan! Ne saçmalıyorsun? Sabrımı sınama yenge" diye bağırdı.
"Berivan! Beni ayağa kaldırma! Seni o sefalet hayatına geri yollarım" dedi dedem.
"Şimdi bu kızda istemiyordu, Baran'la evlenmek. Bu yüzündeki yaralarda bu sebeptendir. Bunu isteyen bendim. Baran'nı bu eve bağlayacak tek kişi Merva'dır. Bu sebepten dolayı ikisine nikâh kıydım. Bu kız her an kaçabilir. Bu evden dışarı çıkmasına izin vermeyecek siniz"
Bu dediğine yengem yine bir cevap verdi: "Oğlum onu almış da o mu beğenmiyor? " Diye dudak büktü. Beni oğluna layık görmüyordu. Zaten beni oldum olası hiç sevmedi. Ne beni ne de annemi.
Annem: zaten bu evde hizmetçi gibiydi. Babam olmayınca, oda herkesin lafının altında eziliyordu. Bir sığıntı gibiydi. Ne kendini koruyabiliyordu ne de bizi: benle ağabeyimi.
"Demek oglun beğenmiş ki, hem nikahına hem koynuna aldı" dedem bunları deyince ben utancımdan, yerin dibine girmek istedim.
"Hii! .. eyvahlar olsun. Birde gerdeğe de mi girdiler? " Şuan o kadar saçma bir muhabbet dönüyordu ki, biran önce, bu ortamdan uzaklaşmak istedim. "Nikâh kıyan gerdeğe de girecek. Çarşafı da verecek. Verdiler de" dedem herkesin ortasında, benim mahremi mi ortaya atıyordu.
"Kabul etmeyeceğim. İstediği kadar oğlumun altına girsin. O bu eve, benim haneme gelin diye gelmeyecek" bana olan öfkesi dinmiyordu.
Eğer gerçekten dediği gibi biri olsaydım: onu delirtmek için elimden geleni yapardım. Oğlunu da, ona düşman ederdim.
"Sen kimi, kimin evinden kovuyorsun. O, bir Zemheroğlu. Sen kimsin?" Bunu diyen bir başkası olsa, gider elini öperdim. ruhunu şeytana satmış, olan dedem olunca. Birbirlerini yiyip bitirmelerini, seyrettim.
"Sakın tek bir laf daha edeyim deme. Senin yaşına bakmadan sokağa atarım!" Yengem biraz korktu bundan. Çünkü biliyordu, dedemi. Yaparım dediyse yapardı. En canlı kanıtı karşısındaydı? Kimse bir şey demeyince.
Dedem devam etti.
"Merva'nın eşyalarını Baran'nın odasına yerleştirin. Artık onun yeri kocasının yanıdır. Yarın bir mevlid okutup, fakir fukaraya yemek dağıtırız. Düğün falan olmayacak. Buda Merva'nın cezası olsun. Zaten yaşı küçük. Devlet nikahı kabul etmez" sanki ben çok meraklıyım düğüne.
Evet yaşım küçüktü. Dün on sekizi'me girdim. Hep on sekiz yaşımı bekledik Murat'la. Kaçtığımız da reşit olayım ki, devlet beni Murat' tan almasın diye. Ama olmadı bizi bulup, kavuşmadan ayırdılar.
Anneme baktım bir kere bana sahip çıksın istedim. Güzleri'nin içine bakarak. Ve yine elini bile benim için kıpırdamadı. Benimki boş bir beklenti'ydi. "Hadi şimdi sofrayı kurun" dedi dedem.
"Oğlum nerede? Niye o Yok"yengem endişeyle sordu dedeme. O her zaman Baran'nı el üstünde tutuyordu. Diğer çocukları bir yana, Baran bir yanaydı, onun için. Mesut ağabey de aynı soruyu sordu. "Madem Baran evlendi nerede ki şimdi" bu sefer amcam cevap verdi.
"Baran İstanbul'a gitti. Oda bu evliliği istemedi, ama kabullenecek. Başka şansı yok. Siz yarın için hazırlıklarınızı yapın gerisine karışmayın"
Artık bu sözün üstüne kimse bir şey demedi. Dedem anneme bakıp. " Esmer al kızını, eşyasını toplayıp. kocasının odasına götür. Onun yeri artık orası. odadan çıktığını görmeyecem. Sakın dışarıya çıkmasına izin verme " annem hemen ayağa kalkıp.
"Tamam ağam" tıpkı bir gardiyan gibiydi.hep tetikte komut bekliyordu. Bana bir iki adım attıp. "Hadi kalk" sanki yoldan geçen her hangi biriydim onun için. Lafını ikiletmeden ayağa kalkıp. Onu takip ettim.
Kaldığım eski odaya girip kapıyı Özerimize kapattı. Gidip dolabın kapılarını açıp. İçinden kıyafetlerimi çıkarmaya başladı. Odanın ortasında durmuş öylece ona bakıyordum.
Bir kaç dakika içinde, bütün eşyalarımı çıkartıp,
Yatağın üstüne attı. Benim artık sabrım kalmamıştı. Bir hışımla yanına gidip. Elindeki, kıyafetleri alıp, yere attım. "Ya.. bir sor, bir tepki ver. Anne olup görevini yerine getir. kızına nikâh kıyıp, ağabey dediği adamın zorla koynuna soktular. Hiç mi için sızlamıyor? Taş mı senin kalbin? Be kadın"
Yere attığım kıyafetleri, yerden alıp yatağın üstüne koydu. Artık tahammülüm kalmadı. Gidip yataktaki kıyafetleri her birini, bir yere attım.