Elif, bu sabaha burnuna dolan mis gibi kokularla gözlerini araladı. Sanki sihirli bir el mutfağı bir şölen alanına çevirmişti. Mutfaktan gelen hafif tıkırtıları ve fısıltı halindeki konuşmaları takip ederek kaynağına doğru yavaşça ilerledi. Serdar her zamanki enerjisiyle, dudaklarında keyifli bir mırıltıyla, rengarenk ve davetkar bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. Elif'i gördüğü anda yüzünde kocaman, içten bir gülümseme belirdi. -"Günaydın güzellik! Ben de bir an bu ışık nereden geliyor diyordum," dedi ve tek koluyla Elif'e sımsıkı sarıldı. O kollar, dün geceki kavgadan yorgun düşmüş olsa da, Elif'e güven veriyordu. -"Günaydın canım. Döktürmüşsün yine," dedi Elif, sofradaki çeşitliliğe hayranlıkla bakarken. Peynirler, zeytinler, taze domatesler, reçeller, bal... Sanki bir ziyafet sofrası

