Geceyi bölük pörçük uykularla geçirmişlerdi. Minik Şifa'nın gaz sancıları ve yeni dünyaya adapte olma süreci, yorgun bedenleri daha da yormuştu. Huriye ve Osman biraz olsun dinlenebilsinler diye Serdar ve Elif, sabaha karşı Şifa'yı alarak sessizce salona geçmişlerdi. Şifa sonunda sakinleşip derin bir uykuya daldıktan sonra, Elif de yanına kıvrılıp salonda uyuya kalmıştı. Sabah gözlerini, Serdar'ın sıcak fısıltılarıyla araladı. -"Saat kaç?" Sesi hala uykunun tatlı sersemliğiyle boğuktu. Serdar, Elif'in yüzüne sevgiyle eğilerek fısıldadı. -"Günaydın teyzesi. Saat dokuz buçuk olmuş." Elif yattığı yerden doğrulup gözlerini ovuştururken sordu. -"Sen ne zaman uyandın?" Serdar, Şifa'nın minik elini okşayarak cevap verdi. -"Dokuz falandı galiba. Değil mi Şifa? Değil mi prenses?" Elif haf

