Mert'le vedalaşıp arabaya bindiğimizde, arkamızda kalan Korhan'ın soğuk bakışını sırtımda hissetmiştim. Umurumda değildi. Oyun benim için bitmişti. Artık sadece eğlenmek istiyordum.
Hareketli bir şarkı açıp camları da açtık. Ben hız yaparak giderken rüzgarı saçlarımızda hissediyorduk. Tüm ihtiyacım olan kesinlikle buymuş. Kız terapisi.
Asya'nın, Mert'in sert tavrı yüzünden biraz morali bozuktu. "Mert neden öyle davrandı ki? Sanki onun emrindeymişim gibi."
"Askeri disiplin işte," dedim omuz silkerek. "Ama merak etme, bu gece dağıtacağız. Unut onu."
Kokteyllerimizi yudumlarken, Sedef'in hikayeleri ve Asya'nın komik anılarıyla kahkahalara boğulduk. Ben de kendimi müziğin ritmine bırakmıştım. O an, Korhan'ı, babamın beklentilerini ve tüm o baskıyı unutmuştum. Hiçbir şeyi umursamıyordum. Özgürdüm.
Üçümüz de yerimizde zıplayarak, delicesine dans ettiğimizde, zamandan tamamen soyutlanmış gibiydik. Sadece müzik, kahkahalar ve biz... Keşke bu mutluluğumuz hep kalsaydı. Birbirimizin saçlarını düzelttik, rujlarımızı tazeledik ve kahkahalarımız, yüksek sese rağmen etrafa yayıldı. Sedef bile, yaşadığı tüm travmayı bir anlığına unutmuştu.
Saatleri devirirken aynı zamanda da şişeleri de deviriyorduk. Ben o kadar sarhoş olmuştum ki hem hiçbir şey göremiyordum hem de hiçbir şeyi algılayamıyordum. "Şuradaki çocuklar bize bakıyor kızlar."
Asya'nın söylediği tarafa kafamı çevirdiğimde kimseyi görememiştim. Sedef bize döndü. "Umursamayın, gelmesinler."
Ben büyük bir kahkaha atarken Asya bana korkarak baktı. "Kız pilot olmuş resmen. Ben Mert'e haber vereyim."
"Hayır ben gelmiyorum, siz gidin," dedim başka bir bardağı kafama dikerken. Sedef kulağıma eğildi. "Güzelim evde devam ederiz, olmaz mı?"
Çocuk kandırır gibi konuşması beni güldürmüştü. Ama benim eğlencem henüz bitmemişti. İçimde, atmam gereken enerji vardı. Kızlara lavaboya gideceğimi söyleyip masadan ayrıldım.
Musluğu açıp suyu yüzüme çarptığımda gittikçe açılmaya başlamıştım, kendime geliyordum.
Lavabodan çıktığımda, masamıza doğru yürüyordum ki, az önce Asya’nın bahsettiği üç genç adamın hemen masamızın yanında, kızlara sarkıntılık yaptığını gördüm.. Yanıma gitmeye kalmadan, içlerinden biri Sedef'in kolundan tuttu. "Oturun biraz, güzel bayanlar. Tek sıkıldaysanız beraber daha eğlenceli olabiliriz."
Sedef, panikle kolunu çekmeye çalıştı. Asya anında ayağa fırladı. "Bırak kolunu! Yanımızdan git."
"Sakin ol minik kız," dedi adam, Asya'yı iterek. Sedef korkudan kaskatı kesilmişti, bu durum ona ailesinin baskısını hatırlatmış olmalıydı.
O an, bardağımda kalan son alkol kırıntıları bile beynimde patladı. Hiç kimse, benim arkadaşlarıma dokunamazdı. Buna müsaade etmezdim.
Hızla masaya yaklaştım. Gözlerim öfkeyle parlıyordu. "O kızı hemen bırak! Yoksa o eline hiç istemeyeceğin şeyler yaparım."
Adam bana döndü, yüzünde alaycı bir ifade vardı. "Küçük çıtırcık da gelmiş. En çok seninle eğleneceğim ben."
Cevap vermek yerine, elimdeki ağır cam kül tablasını alıp, tüm gücümle adamın kafasına indirdim. Barın gürültüsü bir anda kesilmişti. Adam, acıyla inleyerek yere yığıldığında, yanındaki iki arkadaşı şaşkınlıkla donakaldı.
"Eğlence mi dediniz?" diye bağırdım. Sedef ve Asya, şaşkınlığı bir kenara bırakıp anında savaşa katıldı. Asya, eline aldığı kokteyl bardağını diğer adamın suratına fırlattı. Sedef ise, ilk şoku atlatıp yerden kalkarken, üçüncü adamın bacağına tekmeyi indirdi. Bar, bir anda kaos alanına dönmüştü. Müşteriler panikle kaçışırken, biz üç kız, bizi taciz eden üç adama karşı savaşıyorduk.
Elimize geçen her şeyi onlara fırlatıyorken bir taraftan da kendimize bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorduk. Adamlardan biri üzerime gelip boğazımı sıktığında nefesim kesilmişti ve beynimde büyük bir zonlama hissetmiştim. Elimle etrafımızda herhangi bir nesne ararken bir kadehi bulunca onun kafasına geçirdim.
Adamın yüzünde kalan büyük cam kırığını fark edince onu tutup derisini çizmeye devam ettim ve bulduğum başka bir kadehteki şarabı onun yüzüne fırlattım. Yarasının nasıl acıdığını tahmin bile edemiyordum. Kızlara dönüp bağırdım. "Acele edin, kaçalım bir an önce!"
Tam o sırada, mekânın kapısı şiddetle açıldı ve Korhan, İlhan, Faruk ve Mert içeri daldı. Hepsi, üzerlerindeki sivil kıyafetlere rağmen, birer fırtına gibiydi. Biz ise kapıya doğru koşuyorduk. Mert kaşlarını çattı. "Ne oluyor burada?"
Ben koşarken yerdeki adam bacağımı yakalayınca sendeledim. İlerlemeye çalışıyordum ama o kadar sıkı tutuyordu ki, yapamıyordum. Korhan adeta kükredi. "Reyna!"
Gözlerinde sadece saf panik vardı. Hızlıca yanıma koşup adamın bileğini yakaladı ve benim kurtulmamı sağladı. "Ortalığı savaş alanına çevirmişsin."
"Sen... ne arıyorsun burada, Komutan?" diye geveledim, sarhoşluğum yeniden baskın çıkıyordu.
Beni görmezden geldi. Gözleri, Sedef ve Asya'ya bile bakmadı. Onu deli eden tek şey, benim buradaki varlığımdı. Kolumu yakaladı. Bileğimdeki o yakıcı, sahiplenici temas, beni hızla ayağa kaldırdı. "Hep beraber gidiyoruz. Ne yapmaya çalıştığını sanıyorsun sen?"
"Eğleniyorum!" diye bağırdım, sesim titriyordu. Onlar bizi rahatsız etmese ben kavgayı başlatmazdım ki. Bana böyle davranması çok saçmaydı. "Ve biz sizinle gelmiyoruz, kendi başımızın çaresine bakarız."
"Eğlencen bitti. Evine gidiyorsun. Şimdi, ya benimle gelirsin, ya da seni buradaki herkesin gözü önünde kucağıma alıp çıkarırım." Kolumu daha sıkı kavradı ama canımı yakmıyordu.
"Bana kiminle eğleneceğimi söyleyemezsin!" diye bağırdım, kendimi onun tutuşundan kurtarmaya çalışarak.
Korhan, bana biraz daha yaklaştı. "O zaman sana kuralları kimin koyacağını göstereceğim."
"Ah kolum!Çok acıyor çok," diye bağırdım rol yaparak. Korhan anında kolumu bırakırken onda kaçtım ve adamlardan birine bir kadeh daha fırlattım. "Kızlar koşun! Çabuk!"
Üçümüz de onları mekanda bırakıp dışarıya çıktığımızda kahkahalar atıyorduk. Sedef tedirgindi. "Onları orada mı bırakacağız?"
"Asker onlar, başlarının çaresine bakarlar hatta tanrı onları değil onların yanındakini korusun, o kadar güçlüler," dedim arabayı çalıştırırken.
Kızlar arka koltukta nefes nefese kahkahalar atarken, benim kalbim deli gibi çarpıyordu. Arabayı hızla oradan uzaklaştırıp ana yola çıktım. Peşimizden gelen kimse yoktu.
"Biz gerçekten bunu yaptık mı?" diye sordu Asya, sesi hem şaşkın hem hayran doluydu.
"O kül tablasını kafasına indirdiğimde, işte o an özgürlüğü hissettim," dedim, direksiyonu sımsıkı tutarken. "Kimsenin bize dokunmasına izin vermeyeceğiz, anlaştık mı?"
"Anlaştık!" diye bağırdı Sedef, sesi artık korkudan değil, zaferden titriyordu. Kısa sürede eve ulaştık. Arabayı park ederken içimde Korhan'ın geleceği ve vereceği tepkiyle ilgili tatlı bir gerilim vardı.
Daireye girip kapıyı kilitlediğimiz an, kapı zili çalmaya başladı. Kapı çalmak değildi bu, resmen demir yumruklarla vuruluyordu.
"Korhan!" diye fısıldadı Asya, dehşetle.
Hepimiz birbirimize baktık. Sedef ve Asya yavaşça misafir odasına kaçtı. Ben ise derin bir nefes aldım. Karşılaşma zamanıydı.
Kapıyı açtığımda, Korhan kapının eşiğinde bir duvar gibi duruyordu. Üzerindeki gömlek yırtılmış, saçları da dağılmıştı. Gözleri ise alev alevdi. Elinde, dün gece bilerek bıraktığım siyah dantelli sabahlığım duruyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Sesi o kadar alçaktı ki, bağırmasından daha çok korkmuştum. "Ortalığı savaş alanına çevirmişsin! Seni o halde gördüğümde aklım çıktı!"
"Onlar bize saldırdı, Korhan! Biz de kendimizi koruduk," diye karşılık verdim, başımı dik tutarak.
Gözleri, dudaklarımın kenarındaki morluğa kaydı. Bir anlığına öfkesi, yerini kontrolsüz bir endişeye bıraktı. Sabahlığımı yere fırlatıp bir adımda kapıdan içeri girdi ve kapıyı çarparak kapattı. Duvara yaslanmıştım.