inanç

1760 Words
-öhhöö öhhöö merak duygum birkaç gün önce çatı katımda bulduğum sandığı aklıma getirmişti. Bitkilerden yaptığım çayımdan son yudumumu aldıktan sonra çatı katıma çıkıp tozlara gömülmüş sandığı aldım. Budefa merak duygumu bastırmaya gayret etmiyordum. Aslında dolabın kapağını açmaya yeltenirken biraz etmiştim ama kendime mani olmamayı tercih edip sandığı alarak yazı masama bıraktım. Bir süre sessizce sandıkta bakıştıktna sonra içimde biraz merak, biraz heyecan birazda telaş hissi belirmeye başladı ama ne olursa olsun kendime mani olmamaya kararlıydım. Zaten kader de yazılanı yaşıyordum zaten bunu okumakta kadere yazılı olanlar arasındaysa hiçbir şey buna mani olamazdı. Garip duygular beynimde cirit atarken hasır iple atılan düğümü çözdüm. Sandığın kapağını yavaşça araladım, dışını bir parmağın yarım boğumu kadar toz tabakası sarmışken içerisine ilişememiş ve henüz bırakılmış kadar herşey tertemiz duruyordu. Karşımda ilkgün ki yeniliğiyle duran siyah beyaz bir fotoğraf ve rulo olarak sarılan iki parşömen kağıdı duruyordu. Fotoğrafı zayıf gün ışığına doğru tutarak bir süre baktım. Bir birlerinin gözlerinin içine bakarak gülüp sarılı halde duran bir çift... buram buram mutluluk, sevgi ve samimiyet kokan bir fotoğrafa ne kadar uzun bakılabilirse işte o kadar uzun baktım. Genç kadının omuz hizasında olan saçları yüz güzelliğiyle müthiş bir ahenk oluşturmuş güzelliğine güzellik katmıştı. Erkek ise başında italyan model kasket bir şapka ile duruyordu. Bu fotoğrafa bakarken bir birine aşık iki insan görememek akıl sahibi olmayan kişilerin işiydi. Özellerine baktığım bu çifte karşı suçluluk duygusu hissetmeye başladım. Fotoğrafın sağ alt köşesine ''06.10.1993 bir sonbahar hatırası''diye not düşülmüştü. Elimle sakallarımı kaşıyarak -vay be, dedim. Tam 32 yıldır gün ışığından uzak bu tozlu sandığın karanlık köşesinde duruyorlar ve o zamanlar daha 3 yaşında bir çocukmuşum... Her ne kadar beni duymaları mümkün olmasa da dudaklarımın arasından kısık ve hasta bir sesle ''özür dilerim'' diye mırıldandım. Fotoğrafı hassasiyetle aldığım yere bırakarak elimi yavaşça rulo halinde duran parşömenlere uzattım. Mükemmel bir merak duygusu beni sarmaya başladı. Parşömenleri açarken sayfalar o kadar kuruydu ki sonbaharda kuruyan bir yaprak gibi hemen kırılacakmış gibi duruyorlardı. Özenle açtığım parşömenlerde hayran bıraktıracak kadar güzel bir el yazısıyla ''şu ormanın seyrine dalıp gittiğim'' diye başlayan uzunca birşeyler yazılmıştı. Birden kendimi bunu yazan adamın gözüyle ormana bakarken buldum. Demek bu yazılar burada kaleme alınmıştı... arada bir gelen kuru öksürükler arasında artık şu aşamada ölümden başka hiçbir şey beni burada yazılanları okumama engel olamazdı. -şu ormanın seyrine dalıp gittiğim bu cam kenarı yalnızlıklarımda seni gönül durağımda kaç gece bekledim biliyormusun. ? Ne sen gelmemek illetinden vazgeçtin ne de ben geleceğine olan inancımdan ve inancımı besleyen umudumdan. Bu satırlar senin bana hediye ettiğin umudun rengi olan mavi tonunda ki kalemimden çıkıp dökülürken kağıtlara, ben artık yalnızlığıma karşı olan savaşımı kaybetmek üzereyim kadın. Sen, teni bahar çiçekleri kadar güzel kokan kadın, sen uçurumun kenarında tutunduğum dalım, bastığım yeryüzümdün. Gidişinle dalım kırıldı düştüm binlerce metre aşağı düştüm. Tam öldüm derken hatıralarımızda yer alan gülüşlerin canlandı gözümde ve bana yeryüzü oldu. Toparlandım zor oldu ama toparlandım ama tam 712 gün önce yeryüzümde çekildi ayaklarımın altından. Boşluktayım, hiçlikteyim, ben, ben sensizlikteyim... Ellerini avuçlayıp öptüm, kokladım bir daha öptüm. Ah teni baharda açan kardelen çiçekleri kokan kadınım. Elim bir ara saçlarına gidecekmiş gibi oldu ama bir vakit rüzgar dalgalandırdığında seyri beni benden alan ipek kadar yumuşak tane tane olan nazenin saçlarının gördüğün kemoterapiden dolayı dökülmüş olduğunu fark edince ellerimş yumruk yapıp sıkmıştım. Bu yumruk yüreğimi kasıp kavuran amansız bir acıya direnişti. Eğilip saçsız başına uzun bir buse kondurduğumu hatırlıyormusun.? -haa, hatırlıyormusun kadın.!? Sonra yanaklarımdan süzülen yaşlar başına damlarken, sen başını kaldırıp gözlerimin içine bakmıştın da seninde kirpik siz gözlerinden yaşlar dökülmüştü. Yutkunarak, hastalığına rağmen; Ali, hala beni seviyormusun ? Diye sormuştun, Rüzgarın buğday başakları üzerinden eserken çıkarttığı hışırtıların insana huzur verdiği gibi bana huzur veren o sesinle... bende fazladan birgğn yaşaman için ömrümden bir yıl verecek kadar. Demiştim. Bunu duyunca yüzün tebessümler saçılmıştı, birbirimize sıkıca sarılmıştım. Bu son sarılışımızın olacağını nereden bilebilirdim ki... bunu bilemediğim, sana daha fazla sarılamadığım için beni affet. Ali, biliyormusun Galata Kulesi aşıkların buluştuğu yerdir. ''oraya kiminle çıkarsan onunla evlenirmişsin'' derler. Bende birgün bir admaı çok seversem oraya onunla gitmeyi çok isterim derdim ve o adam sen old cümleni henüz tamamlamamıştın ki nefesin kesildi ve ellerin ellerimin arasından kayıp gitti. O an seni kaybettiğimi sanarak kendimden geçmiştim. Bir yandan başını göğsüme bastırıyor biryandan da gözüm kapıda doktor ya da hemşire gelsin diye yardım çığlıkları atıyordum. Bunu hatırlıyormusun.? Sahi nereden hatırlayacaksın, sen artık yoksun. Beni odadan zorla çıkartan hemşireler doktorlar hem birlikte seni yeniden hayata, bana kazandırmak için müdahaleye koyulurken yanında olamadığım için beni affet... Sen içeride ölümle pençeleşirken ben çaresizce koridorlarda volta atıyor, duvarları yumrukluyordum. Tutarken mutlu olduğun ellerime zarar verdiğim için beni affet. Ah gözlerinin mavisinde okyanusları barındıran kadınım. O an ne yapacağımı bilemezken bir inanca sahip olmayı diledim. En azından bir yaratıcıya inanmış olur ve ondan yardım isteyebilirdim ama çaresizce ağlamaktan başka Bir şey yapamadım. O gün ilk defa inançsız oluşuma küfrettim. Ben duvara yaslanmış, gözlerim kapıda içeriden güzel bir haber beklerken bir el omzuma dokundu. Dönüp kim olduğuna bakacak kadar mecalim yokken; -Evlat, isyan etme, diye kulağıma fısıldadı. Ve şöyle devam etti. Hastalıklar, insanlara ilaç arattırır. Senin de şuan yapman gereken dua ilacına sarılmaktır. Dertler dünyanın geçiciliğini gösterir ve insan bu dünyayı bir misafirhane olarak bilmelidir. İşte bizim asıl vazifemiz de budur. ''dua'' demişti, bir inanca sahip olmadığımı bilemeden dua demişti. Şuan hangi din adına hangi yaratıcıya dua edecektim.? Nihayetinde dönüp sesin sahibine baktığımda orta yaşlı bir adam gördüm. Kendisinden yayılan misk kokusu bana şu durumda inanılmaz güzel geliyordu. Ağlamaklı gözlerimle avuçlarıma bakarak; -hangi din adına dua edeceğim ? İnanmadığım Allah diye adlandırılan yaratıcıya mı.? ''Bak evlat'' diye araya girdi adam ve şöyle devam etti. -ben sadece dua et dedim. Sen ise tüm diğer dinleri farkında olmadan bir kenara bırakarak ''Allah'' dedin. İnsan yaratılış olarak bir yaratıcıya inanma arzusuna sahiptir. Haydi evlat, kalbini dinle ve dua et. O an içeride ölümle pençeleşen senden başka Bir şey düşünemiyordum ve senin için ne gerekiyorsa yapardım. Çünkü sen aldığım nefesimdin ve insan ! Aldığı nefesten vazgeçermiydi.? Hemen dua etmeye başladım. Sesimi duyan bir yaratıcı varmıydı yokmuydu bilemiyordum ama o an gözlerimin kapalı olduğunun farkına vardım. Ve anladım ki insan dua ederken, ağlarken, öperken, dilek tutarken gözleri hep kaparmış. Çünkü güzel şeyler gözle görülen değil kalpten hissedilenmiş. Ellerimi dua için açarak gözlerimi kapatmışken sesin sahibi ''aferin evlat, işte böyle'' dedi. İçten söylediğim şeyler beni o kadar rahatlatmıştı ki tesiri beni hayretler içerisinde bırakmaya yetmişti. Dakikalar sonra adama teşekkür etmek için gözlerimi açtığımda etrafımda kimseyi göremedim. Şaşkınlıkla etrafıma bakındım, yoksa içinde bulunduğum durum aklımı yitirmeme mi sebep oluyordu ? hayır, aklıma mukayyet olmalıydım zira bu koca dünyada bir tek sahip kaldığım şey oydu. aslında belki delilik akıllılıktan daha iyidir diye düşünmüyor değilim. ne dert kalır ne keder nede hüzün. böylesi bir yaşam beni akıllı bir yaşam sürmekten daha mutlu eder bundan eminim. geçmişin den kurtulamayan bir adama akıllılıktan ziyade delilik yakışmazmıydı ? affet beni annem yokluğun yüreğime çok ağır geliyor hala hayatıma son vermemek için direniyorum. keşke yanımda olsan ve beni bu halimden kurtarsan. biliyorum hiç bir zaman gelmeyeceksin ama keşke gelebilseydin nede çok ihtiyacım var sana ah bir bilsen. yalnızlık hep içimi yakıyor. Uzun zamandır bir yalnızlık almış başını gidiyor içimde. Ne dokunmaya hevesim ve ne de uzak kalmaya. Senden kaldı o yalnızlık bana. Ben yalnızlığına bile sahip çıkabiliyorum görüyor musun? Sigarayı beraber yakmıyorsak, suyu beraber yudumlamıyorsak, yemeğe beraber oturamıyorsak, geceleyin uyuyup sabaha beraber uyanamıyorsak yalnızlığın ilk adımını atmışız. Ayrılmışızdır, bir yanımız kopmuştur, iki farklı beden de bir kalp atıyorken o artık paramparça olmuştur. birine aşık olup ayrılsaydım bu sözleri söylerdim ama ben senden ayrı kaldım anne... Ne zaman mutlu olacağım bir neden bulsam, bir yerden sorun çıkıyor. Sanırım yalnızlığım beni çok seviyor ve onu terk etmemi istemiyor. Şaşkınlıka etrafıma bakınmaya devam ederken odanın kapısının açılmasıyla dikkatimi yeniden sana yöneltmiştim. Odanın girişinde beliren doktor eldivenlerini çıkartarak bana yürüyordu bende hemen aynı hızla güzel haberler almak umuduyla ona yürüdüm. -baygınlığı atlattığını ama bundan sonra tedavilerin yetersiz kalacağını herşeye hazırlıklı olmamı söyledi. Onun herşeye hazırlıklık olmamı söylemesi seni kaybedebilmekten ibaretti. Onun bu sözleri ömrümden ömür canımdan can almaya yetmişti. Odaya girip sana sıkıca delicesine sarıldığımı hatırlıyormusun.? Günler geçtikçe umutta tükeniyordu. Ben 29 yıldır inançsız sürdürdüğüm bu hayatı günler önce senin için dua ederek bozdum. Artık hergün ''Allah'ım'' diye başlayarak dua ediyorum. Ahh seni hala ne çok sevdiğimi bir bilsen... gün şuan devretti ve saat 00:27 ve şuan bunları yazarken sensizliğimin 713. gününe başladım. Seni yazıyorum kadın, beni yine sana yazıyorum. Kirpiksiz siz gözlerinden öptüğüm kadınım... Günler sonra senden habersiz doktorlardan hasta dışında birkaç saat vakit geçirmek için izin almıştım. Biz hazırlanıp çıkarken sen; -Ali nereye gidiyoruz.? -doktorların haberi var mı.? Diye peşpeşe sorular sorarken ben sana yapacağım sürpizin heyecanını yaşıyordum. Nihayet hastanenin o kasvetli havasından çıkarak kendimizi İstanbul sokaklarına atmıştık. Sen aylar sonra dışarı çıkmanın heyecanını yaşarken taksinin camından dışarıyı seyrediyordun taa ki taksimiz gideceğimiz yere varan son köşeyi dönene kadar. Dar sokaklar arasında uzayıp giden yolun sonunda ki Galata Kulesini görünce şaşkınlık ve mutlulukla bir sevinç çığlığı koyu vermiştin. -Ali burası seninle gelmeyi düşleriğim yer. Ali sana inanamıyorum derkne güçsüz kollarınla bana sarılmıştın bana. O günlerimizi ne çok özlüyorum. Bana sarılmanı, gözlerime dalıp gitmelerini sana dair ne varsa çok özledim kadın. Taksiden ineli birkaç dakika olmamışken hastalığının etkisiyle ayakta durmaya zorlanmıştın. Artık ayaklarında kolların kadar güçsüzdü ama ben dünyalar kadar yükü kaldıracak kadar güçlü olan kalbini bilirdim. İnsanlar aniden etrafımızda toplanmaya başlarken bir grup ellerinde ''BAHAR ÇİÇEĞİ KOKULU KADINIM, BENİMLE EVLENİRMİSİN ?'' yazılı bir pankartla seni karşılamışlardı. Yüzünün mutluluktan aldığı şekilleri bir görebilseydin sen bile sana aşık olurdun. O kadar şaşkın ve mutluydun ki elinde yüzükle önünde diz çöküp bekleyen beni fark etmen zaman almıştı. Kirpiksiz gözlerinden mutluluk gözyaşları akıyordu. Nihayet beni fark edince mutluluktan düğüm düğüm olan boğazımdan çıkan ''benimle evlenirmisin'' soruma en az benim kadar heyecanlı bir ses tonuyla hiç düşünmeden ''evet'' demiştin. Bu evetinle alkışlar koparken konfetiler patlatılmış kalp şeklindeki kırmızı balonlar ve dilek fenerleri gökyüzüne bırakılırken ortalık bayram havasına bürünmüştü. Bir erkek için sevdiği kadının hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yemin ederim anlayamazsın. Bu arada yemin etmek bir inanışa sahip olanların kullandığı bir kelimedir evet, ben artık yaratıcıya inanan biri olmayı seçtim çünkü; tüm bu güzellikler bir yaratıcısız olamaz. Herkes sevinçle bu anımızı kutlarken ben yüzüğü takmak için ellerinden tuttum ve tam o anda evet kadınım tamda zamanın benim için durduğu lanetler yağdırdığım o anda sen bilincini kaybedip kollarıma yığıldın. Birden gülmelerin yerini ağlamalar sevinçlerin yerini hüzünler almışken ben, ben bu defa seni kaybettiğimi anlamıştım. Sen benden kopup giderken içimde şuramda tam şuramda bir şeyler kopup gitmişti. Sonra kendimi hastane koridorlarında beklerken buldum. Ve bir ses ilişti kulaklarıma. -nabız yok, arttırın 3-2-1 sessizlik... 3-2-1 sessizlik... arttırın 3-2-1 sessizlik haydi tekrar 3-2-1 sessizlik sessizlik sessizlik. Anlamıştım bu bir ölüm sessizliğiydi... bu sensizliğin sessizliğiydi... biliyordum... koridorda dizlerimin üzerine yığılırken sessiz ve sensiz ağlıyordum. Çok ağladım Sen gitmiştin
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD