sandık

1736 Words
-acaba açsam mı? -senin olmayana dokunamasın -bu sandık senin evinden çıktı, ne olacak ki? -senin olmayanı seninmiş gibi kullanamasın! -ya sahibi ölmüşse? -ölmüş olsa bile ona saygı duyup açmamalısın. Kendi iç dünyamda bir soru cevap fırtınasına kapılırken nihayetinde iç sesimin haklılığına karar vererek açmaktan istemeye istemeye vazgeçtim ama içim de ki merak dinmek bilmiyordu. Verdiğim kararımdan henüz vazgeçmemişken topuklaırmın üzerinden geriye dönerek çatı katımda göz gezdirdim. Birden içimde bir merak duygusu da burası için belirdi. Yıllardır buraya nasıl uğramamıştım. Oysa şurada şu cam kenarında nasılda güzel vakit geçirebilir Sinan'la burada nice güzel muhabbetlere dalıp gidebilirdik. Buraya taşındığım ilk günden bu yana ilk defa buraya gelecek kadar hayata ilgisiz olan ben nasıl olurda şimdi burayı delice merak eder olmuştum. Hayret ediyordum şu ana kadar buraya olan ilgisizliğime ve şu andan itibaren buraya dair başlayan merak duyguma... kar ve rüzgar öğlenden sonra yerini açık ve güneşli bir havaya devredince biraz temiz hava almak birazda yürüyüş yapmak için evden çıktım. Ormanın kıyısından başlayıp kısmen ormanın içine doğru girip kilometrelerce uzayıp giden yürüyüş yoluna ilk adımlarımı attım. Birkaç gün önce ansızın beni dert deryasında boğan radyoyla konuşmamdan sonra bu yürüyüş beni, biraz olsun kendime getirir diye ümit ediyorum. Sert kar yüzeyine basarken karın üst tabakasının kırılırken çıkarttığı sesler yürüyüşüme ritim katarak beni mutlu ettiğini fark edince masum bir çocuk sevinci yüreğimde belirdi. Aslında hepimizin içinde çocuk kalan bir yanı vardır ve böyle küçük ama mutluluğu çok büyük olan şeyleri hangimiz yapmamışızdır.? Basılmamış kar yüzeyine neşeyle basa basa ilerlerken bahar aylarında açan çiçekler misali benim de yüzümde tebessümler belirmeye başladı. Maliyetsiz büyük mutluluklar... bir yerde okumuştum şöyle diyordu yazar '' şarkılar söyleyen, öyküler anlatan, yaşamın tadını çıkaran ve gözleri mutlulukla parlayan insanlarla dostluk kurun çünkü; mutluluk bulaşıcıdır.'' ben bunu pek beceremedim lakin sözün doğruluğundan şüphem yok... karda bir süre bata çıka ilerledim. Kah ormana daldım kah ormanın sınırında yürüdüm. Bu halde evimden baya uzaklaşmış olmalıyım. Bir aydınlatma lambasının altında duran banka varıp yürüyüşüme ara vermek için üzerindeki kalın kar tabakasına aldırmadan oturup üşüyen ellerimi ovuşturmaya başladım. Bir süre önümden geçip giden insanları seyrettim. Kimileri kulaklık takıp müzik dinliyor kimileri yürüdükleri insanlarla muhabbetler ederken kimileri de evcil hayvanlarıyla yürüyüşlerini renklendiriyordu. Dik oturmaktan yorulunca dirseklerimi dizlerimi dayayıp öne doğru eğilerek botlarıma yapışan karlara uzun uzun anlamsızca baktım. Hal böyleyken aklıma çocukluğumdan gençliğime, gençliğimden taa şu anıma kadar acısıyla tatlısıyla yaşadığım onlarca anım yığılmaya başladı. Güzel anılar bir tarafa dursun geçmez dediğim bana ahlar çektiren birçok derdi bedel ödeye ödeye ardımda bırakmışım. Saniyeler ilerleyip dakikaları, dakikalar ilerleyip saatleri devirince güneşte sık orman ağaçlarının ardından yeniden doğmak üzere batmaya başlarken karda inceden inceden yağmaya başlıyordu. Doğrulup geriye doğru yaslandım. Dua eder gibi avuçlarımı göğe kaldırıp kar tanelerinin birer ikişer avuçlarıma düşüp saniyeler sonra eriyişlerini seyrediyordum. Onların bu hallerine şahitlik ederken bana öğüt niteliğinde bir ders verdiklerini fark ettim. Güzel ya da çirkin bir gün mutlaka her şeyin vaktini ya da görevini tamamladıktan sonra yitip gideceğini lisanı halleriyle gösteriyorlardı. Onların vakti de gökyüzünden yeryüzüne inene kadarken, biz insanlarında doğumdan ölüme kadardı. Avuçlarıma düşen kar tanelerinin nasibi benim ellerimde yitip gitmekti ve nasip vaktinin esiriydi ve ben imtihan olan şu fani dünya ömrümde sabretmeyi öğrenmiştim. Hatta sabırla ilgili en güzel sözlerden biriydi Şeyh edebalını ''sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz'' bu sözü. Avuçlarıma düşen kar tanelerini şimdi kirpiklerime düşerken günde bitmek üzereydi. Uzun süredir oturduğum banktan kalkınca oturmadan önce karla kaplı olan yerdeki tüm karların erimiş olduğunu gördüm. Kim bilir kaç saattir buradaydım. Hareketsiz oturmaktan uyuşan bacaklarım bir süre beni taşımayı reddetse de bir an önce evime varmak için yola koyuldum. Evime varmak tüm perdeleri çekerek evimle beraber karanlığa gömülüp bir yorganın altına küçük çocuklar gibi saklanmak, uyumak, sonsuza dek uyumak istiyordum. Şimdi geldiğim yolu karanlığın bastırmasıyla birer birer yanmaya başlayan sokak lambaları karanlığa inat insana umut verircesine aydınlatıyor üretilme amaçlarına kusursuzca hizmet ederken acaba biz insanoğlu neden yaratılış gayemize uygun yaşamıyorduk. ? Bacaklarımın uyuşukluğunun geçmeye başlamasıyla hızımı arttırırken Yolda benim gibi birkaç insana rastladım. Belki aralarında benim gibi bu çağa ayak uyduramayanlar, kendilerini yalnızlıkla demlemiş ve hayata dair umutlarını bir başka bahara ertelemiş insanlar vardı ama kim kimin umurundaydı ? -sahi ben kimin umurundayım. ? -siz kimin umurundasınız. ? Ardımdan kapıyı kapatırken çıkan ''taaak!'' sesiyle irkildim. Farkında olmadan kapıyı sertçe kapatmışım. Hemen perdeleri çekerek ıslak kıyafetlerimi parça parça çıkartıp sağa sola gelişi güzel atarak yatak odama vardım  Sönmeye yüz tutmuş şöminemden dolayı evim biraz soğuktu ama uyuşmuş olan aklım şuan bunu düşünecek durumda değildi. Islaklığın sindiği tüm kıyafetlerimi üzerimden çıkartmış şimdi anadan doğma üryan bir halde yatağıma girmiştim. Hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Tavan sinemam açılmasın diyede yorganımı başıma kadar çekerek gözkapaklarımı indirdim. Nefes alıp verişlerimle göğüs kafesimden yayılan hırıltılar eşliğinde beynim uyuşma belirtileri göstermeye devam ediyordu. Artık hırıltılar fısıltı halini alıyorken ölümün kardeşi olan uyku beni içine doğru alıp alemine çekerken bedenimde istemsizce rahatlama hissi belirdi. ''ahhhh!'' kuruyan boğazımdan bir hançer yemiş kadar acıydı bu ah çekip gözümü yeniden dünya alemine açışım. -ahhh elimi, bir faydası olacakmış gibi sancıların başladığı karın bölgeme bastırdım. Allahım, ne olur bir üçüncüsü olmasın ne olur Allahım derken üçüncü bir sancı göbek hizamın sol tarafından başladı. Yorganın altında sancılarla kıvranırken faydası olur diye derin derin soluklar alıp vererek sancıların başladığı yerleri ovuşturmaya başladım ve dördüncü bir sancının gelmemesi içinde dua ediyordum. Çünkü gelen her sancı ağzımı ardına kadar açıp nefesimi keserek beni biçare kılıyordu. Ardı ardına gelen sancıların etkisi geçmeye başlayınca yatağımdan çıkmaya çalışmak için yaptığım hamleyle beraber karın bölgemin tamamını kapsayan bir sancıyla yeniden acı bir ah çekerken kirpiklerimden ılık gözyaşlarım süzülmeye başladı. Birbiri ardına gelen sancılar kalp atışlarımı hızlandırırken beni korkutmaya başlıyordu. Oysa dakikalar önce tüm bunlardan uzak bir şekilde uyku alemindeydim. Bu defa ki acılar yüreğimde değil bedenimdeydi. Neydi beni acılara gömen bu hal... dördüncü sancının gelmemesi için dua ederken şimdi beşinci sancı için dua ediyordum. Birden aklıma çok alakasız bir şey geldi. Bugüne kadar kaç defa Allah'a yalvarmıştım da şimdi bu halimden kurtulmak için yardım istiyordum.? Sahi biz Allah'ı neden sadece dar ve zor zamanlarımız da anar ve yardım isteriz.? Tüm bedenimden çekilip ellerimde toplanan güçle yatağımın kenarındaki ahşap parçalara tutunurken bedenime ara ara ok gibi saplanmaya devam eden irili ufaklı sancılar dudaklarımdan acı dolu iniltiler çıkarıyordu. Eğer sancılar böyle devam ederse tüm gücümle sıkarak tutunduğum ahşapların ya da ellerimin kırılacağından en ufak bir şüphem dahi yoktu. Saniyeler dakikalara dönüşürken nefes alışlarım normale dönmeye başladı. Dakikalardır yeni bir sancı olmadığı için içten biraz sevinmeye başladım. Tutunduğum yerden destek alarak yatağa oturdum.   -öhhö öhhhö -öhhö öhhhhöö Sancılar yerini kuru öksürüklere bırakırken her öksürme boğazımı dikenli teller gibi yırtıyordu. Sancılar kadar kötü olan bu öksürükler deminki içten sevincimi, hafif bir esintinin bir mumun yanan titrek ve cılız ateşini söndürdüğü gibi söndürmüştü. Küçükken bu şekilde hastalandığımız vakit Annem göğüs kısmımıza poşet yerleştirip yorganı üzerimize örterek terlememizi sağlardı. Yorganın altına girer girmez terleye başlar ve öylece uykuya dalardık. Hastalıkla uyuyup, kanter içinde uyanarak iyileşmiş olan çocuklardık biz. Kim bilir belki de bizi iyileştiren onun sevgisi onun merhametiydi de biz iyileşmeyi terlemeden bilirdik. -öhhö öhhö güçlükle yatağımdan çıkıp sönmeye yüz tutmuş ateşi harlayıp iyice besledim. Annemin yaptığı gibi göğüs kısmıma bir şeyler yerleştirip yeniden yatağıma yattım. -öhhö öhhö. Ahhh gülüşleriyle bana nefes olan kadın. Şimdi yanımda sen olmalıydın. Ve insan en çok da annesini özlermiş. 40 yaşında bile olsa bir çocuk gibi baş okşamasını sonra sarılmasını ve sarılmadan sonra gelen o uzun ve sevgi dolu öpücüğü ama en çok da kokusunu... - Mert’im hastamı oldun yavrum, dedi elinin tersiyle alnıma dokunup ateşimi yoklarken. -offff yavrum ne oldu sana çok ateşin var, bekle oğlum annen hemen geliyor deyip odadan çıktı annem. Bense hastalığın ağrısıyla inlerken konuşamıyor söylediklerine sadece evet hayır anlamında baş hareketleriyle cevap verebiliyordum. O telaşlı telaşlı odadan çıkarken hafif açık olan gözlerimle onu takip ettim. Birkaç dakika sonra annem elinde birkaç parça kıyafet, içi su dolu olan küçük bir leğen ve bezle çıka geldi. -geldim yavrum, şimdi bir şeyin kalmaz deyip başucuma oturdu. Kıyafetlerimi değiştirip suya daldırdığı bezi hafifçe sıkıp alnıma yerleştirdi. Hiçbir bıkkınlık belirtisi göstermeden saatlerce bu işlemi yaptı. Saatler sonra kıyafetlerimi yeniden değiştirirken başımdan öptü. -bazen ''keşke hep hasta olsam da Annem başucumda dursa ve benimle ilgilense'' diye çocuk aklımdan geçirdim. -Anne, diye seslenmeye çalıştım iniltilerin hakim olduğu bir ses tonuyla. -anne -efendim oğlum? -seni ıh ıhhh -yorma kendini yavrum, deyip yeniden saçlarımdan sevgiyle öptü. -anne seni, ıhh, çok seviyorum. Nihayet iniltiler arasında onu sevdiğimi söyleyebilmiştim. Bunu duyunca gözlerinden yaşlar süzüldü. Bende seni seviyorum yavrum. -ANNE ! ANNEEEE!!! diye sıçrayarak uyandım uykumdan. Hızlı hızlı alıp verdiğim nefeslerle göğüs kafesim bir inip bir kalkıyordu. Birkaç dakika sonra tüm gördüklerimin rüya olduğu gerçeğini kabullenmek zorunda kalınca derin bir sessizliğe gönüldüm. Arada bir gelen öksürükler biraz iyileştiğimi gösteriyordu. Ah benim içinde baharlar barındıran güzel Annem, düşlerimde, düşlerimde seni görmek ne güzel bir duygu. Terden sırılsıklam olan kıyafetlerimi çıkartıp duşa girdim. Birden aynada kendimle göz göze gelince durdum. Karşımda ağaran saçlarının sakalına karıştığı, yüzü kırışmaya yüz tutmuş ve kızaran gözlerinin elası yeşile dönmüş bir adam duruyordu. -Ayna ! Ayna şakaklarına kar yağan bu adam kim.? -Bedeni ruhundan ayrı yaşayan bu adam kim.? -Hayır, hayır bu adam ben değilim. Gözlerimin altı morarmaya başlamış, elleri titrek ve aynada kendisiyle göz göze gelemeyecek kadar korkak olan bu adam ben değilim. Ben olmamalıyım.! - Bu yüz, bu yüz benim mi.? Hayır hayır Bana öyle bakma adam, sen ben değislin. SENNN BEN OLAMAZSIN.! Hemen çekmeceden aldığım traş makinasıyla saçlarımı kazımaya başladım. Zzzz sesiyle aklar düşen saçlarım ağaçtan düşen yapraklar misali başımdan aşağı süzülerek düşmeye başladı. Başımda ki tüm saçları bana düşmanmışçasına hırsla keserken arada bir gelen öksürük beni benden ediyordu. Suyun bedenime değmesiyle gözlerim suyla akıp giden saçlarıma takıldı. -işte, dedim. -işte herşey birgün insanı terk eder. Uğruna yıllar verelim, o şey yinede terk eder. -öhhhö öhhöö aynı zamanda karnımdan gurultu sesleri öksürük seslerime karışıyordu. Neredeyse 18-19 saattir Bir şey yememiştim. Önce ormandan toplayıp kuruttuğum bitki yapraklarını koydum ocağa. Ardından atıştırmalık birşeyler hazırladım. İştahsızca önümdekileri yemeye zorlarken kendimi aklım annemi gödüğüm düşüme gitmişti. O bu halimde bile beni yanlız bırakmamıştı. Tabağımda duran ve bir iki dakikada yenilebilecek kadar az olan yiyeceği saatler sonra anca yiyebildikten sonra dün gece karanlığa gömdüğüm evimin tüm perdelerini açtım. Perdeleri ilk açışımda hemen gözüme çarpan gün ışığı beni aşırı rahatsız etsede hafif kısktığım gözlerimin gün ışığına alışmasını bekledim. Dışarıda kapalı ve donuk bir hava var. iç dünyamın karamsarlığı azmış gibi birde dışarıda ki hava karamsarlık katıyordu. ·         bu hep böyle gidecek değil ya, diye mırıldandım. İllaki bir yerde bu hayatın yönü değişir ve benimde bahçemde çiçekler açar. Güzel günlere olan inancımda benim hayatla aramdaki ince bir bağdı. İnceydi ince olmasına ama o kadar sağlamdı ki beni yirmili yaşlarımdan otuzlu yaşlarıma kadar ayakta tuttu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD