'Kan kusturacağım'

2297 Words
Nasıl oldu bilmiyorum ama yine kendimi ağabeyimle beraber Şahmaran konağının önünde buldum. En son konakta odamda haykırarak ağlarken beni kolumdan öfkeyle tutup tekrar buraya getirdi. Daha çok acı çekmem için mi yapıyordu yoksa acı çekmeme dayanamadığı için mi bilemiyorum. Artık ben kimin nasıl bir niyetle bana yaklaştığını kavrayamıyorum çünkü annem bile bana kötü niyetli yaklaşmıştı. Neden buradayım, bu konağın önünde ne yapıyoruz hiç bir fikrim yoktu ancak ben yine ayakta duramadığım için kendimi gelişi güzel yere atmıştım. Şimdiyse Dewran ve ağabeyimin birbirine öfkeyle bağırmalarını izliyorum. Ha birde buraya gelirken öyle tek başımıza gelmemiştik. Ağabeyim bütün adamları toplayıp peşimize takmıştı. Sanırım artık ağabeyim bir şeyleri bitirmek istiyordu, daha fazla dayanamıyor olmalıydı. Dewran öfkeyle bağırıp silahını bana doğrulturken, ağabeyimde ona doğrultmuştu. Korkuyla ayağa kalktım ancak ayakta durmakta zorlanıyordum, o beni öldürecek miydi? “Başkasının piçine hamile kalıp, benim üzerime yığan bu fahişeyi öldürürüm daha iyi!” işte o an göğsümde bir sızı hissettim, nefes almamı engelleyecek kadar kuvvetli bir sızı. Dewran’ın elindeki silah patlamadı ancak sözleri bir mermi gibi kalbimi parçaladı geçti. Evet ben bir hata yaptım ancak fahişe kelimesinin üzerime etiket yapılması bana ağır gelmişti. “Orospu çocuğu!” dedi ağabeyim. “O senin piçin!” Vur beni artık Dewran. Ne olacaksa olsun yalvarırım vur beni. İçimden dualar ettim beni vurması için. O silahın bir anlık hatayla patlamasını ve tam kalbime isabet etmesini istedim. “Şu herife sıkın gitsin!” ağabeyim adamlarına bakarak konuştuğunda korkuyla gözlerimi kapattım. Hayır, ne olursunuz vurmayın! Hayır, hayır, hayır! Allahım ne yaptım ben?! Ben ne yaptım? Ben birinin sebepsizce ölmesine yol açacak kadar bencillik yaptım. Eğer onu vururlarsa benimde katil olmaktan bir yanım kalmazdı ki. Rojbin hızla Dewran’ın önüne atıldığında korkuyla bacaklarım titredi. Ağabeyim vur emri verdiyse onu’da, Dewranı’da vurdururdu! Silah sesiyle yerimde irkilirken donuk bakışlarla önce Rojbin’e ardından Dewran’a baktım. İkiside yaralı değildi ancak bir kızın çığlığıyla herkes başını çevirdi. “Yeter be yeter!” Heja Şahmaran. Çıldırmış gibi öfkeyle ağabeyimin üzerine doğru yürüdü ve tam önünde durdu. “Namusunu alacaksan al artık, bu iş fazla uzadı.” kalemle doldurulmuş siyah kaşlarını çattı. “Düş önüme Şahmaran kansızı!” ağabeyim onun bileğini yakalayacağı sırada Heja geri çekildi. “Beni böyle götüremezsin Dîyar Şadoğlu!” Heja Şahmaran konuşurken asla çekinmiyordu, hatta ağabeyimden asla korkmuyordu. Gerçi korkmaması normal arkasında dağ gibi ağabeyleri vardı. Kılına zarar gelirse Şahmaranlar bizi kurt gibi parçalarlardı. “Beni telli gelinlik ile anca bu evden çıkarırsın. Zira ben senin malın değil, karın olacağım!” ağabeylerim kahkaha atarak Heja’ya baktı ardından onun kolunu tutup zorla sürüklemeye başladı. Duyduğum baston sesiyle dikkatim dağılırken Şîyar ağa gürledi. “Kızımı duydun Dîyar Şadoğlu!” ağabeyim duraksadı. “Bu berdel anlı şanlı düğünler ile yapılacak!” “Kansız oğlun bacımın namusuna göz dikti, onu telli duvaklı gelin yapmadım. Senin kızını mı telli duvaklı alacağım bu rveen Şîyar ağa?!” “Alacaksın.” Heja, Şîyar ağadan önce konuştu. Kısılan gözleriyle ağabeyime sert bakışlar atıyordu. “Biz senin bacını gelinlikle çıkaracağız, sende beni çıkaracaksın Dîyar Şadoğlu! Bu işi güzellikle yapacağız.” Neden berdel olması için uğraşıyordu? Bu işi bir tomar parayla bile halledebilecek durumları varken neden sürekli bunu dile getiriyorlardı?! Onlar güçlü bir aşiretti, Heja bile bile neden ailemize girmek için çabalıyordu?! Onun hayatıda mahvolacaktı, benim yüzümden kendini yakmaktan keyif mi alıyordu?! Ağabeyim onu öldürürdü, bir gün dahi dayanamazdı. Ağabeyim öfkeyle karşısındaki Şahmaran mensubuna baktı. Her an o kadını öldürebilecekmiş gibi bir duygu vardı gözlerinin içinde. “Şimdi al bacını, akşamı bekle.” Rêzan ağa ellerini cebine sokmuş, ağabeyime üstten bakışlar atıyordu. Dewran kolumdan tutarak beni ağabeyime doğru ittirincr dengem sarsılmış ne olduğunu anlayamamıştım. Ama yüzüne baktığımda bir duyguyu çok bariz bir şekilde gördüm. Tiksinmek. Bana dokunduğu elini iğrenircesine sallarken gözlerininde bir farkı yoktu. Benden midesi bulanıyordu. Ağabeyim kolumdan tutarak beni sürükledi ardından arabanın içine adeta fırlattı. Ateşe dokunmuş gibi elini hızla çekip karşıma oturdu. Parmaklarını yeni çıkan sakallarında gezindirirken öfkeyle yumruğunu koltuğa vurdu. Ben ise koltuğuma sinmiş onu izliyordum. “B-Ben yürüyerek eve gitmek istiyorum.” “Niye?“ “Arabada gitmek istemiyorum.” “Hayır Avşin.” dedi sert gözleriyle bana bakarken. “Eve gittiğimizde bana telefonunu vereceksin.” “Ama neden?” dedim gözlerimi irileştirerek. “Vereceksin dedim!” bir anda bağırmasıyla sıçradım. Başımı hızla aşağı yukarı sallayıp bakışlarımı kucağımdaki ellerime indirdim. ''Herkesin hayatını mahvettikten sonra hiç bir şey olmamış gibi keyif mi süreceksin? Sen yat kalk bana dua et babam ile dedem seni öldürmedi.'' bakışlarımı kaldırıp yüzüne baktım. İfadesizce bana bakarken öfkeli soluklar aldı. ''Sevdiğim kadınla evlenemeyeceğim sikeyim böyle işi lan! Ben ne zamandır o kızın peşinde koşarken, sen hepimizin hayatını bok ettin!'' Ağabeyim bana böyle konuşurken bazen içimde dinmek bilmeyen yangını dahada körüklüyordu. Öfkeyle her şeyi anlatacak raddeye geliyordum fakat sonrasında susuyordum. Bu kadar şey yaşanmışken bir anda tüm gerçekleri ortaya dökemezdim. Bu saatten sonra geri dönemezdim. ・ Tenime yapışan beyaz simli elbiseye baştan aşağı baktım. Yüzümdeki yara izleri yavaş yavaş kabuk tutarken makyaj masasının önüne oturdum. Suratımdaki bazı morlukları hiç bir şey olmamış gibi fondötenle kapatmaya çalıştım. Her ne kadar kapatmaya çalışsam dahi biraz daha belli oluyordu. Avluya bakan terasıma çıktım konvoy halinde gelen araçlardan Şahmaran aileleri teker teker inmiş konağa doğru yürüyorlardı. ''Avşin hanım, misafirleriniz geldi.'' Şüheda kapının ardından bana seslenirken iç çektim. ''Gördüm, birazdan aşağı ineceğim.'' diye yanıtladım Şüheda'yı. Yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdüm ve aralıklı açtığım kapıdan konağı dinlemeye başladım. Şahmaran ailesinin sesleri gelmeye başladığında başımı kapının pervazına doğru yasladım. Aslında aşağıya inmek istemiyorum. Şahmaran mensubundan kimseyle göz göze gelmek istemiyorum çünkü duyduğum utanç duygusuyla kahroluyorum. Dewran... Dewran'ın yüzüne nasıl bakacağım? O kendinden bu kadar eminken, diğer hiç bir aile üyesi ona inanmıyor aksine bana inanıyordu. Onun böyle bir şey yapabileceğini düşünüyorlardı fakat yapmazdı, onu çok iyi tanıyorum. Dewran Şahmaran benden önce hiç bir kızla bile göz göze gelmemişti. Urfa'da ki genç kızlar onun için deli divane olurken, o hiç birine bakmamıştı. Genç kızlar onun ilgisini çekmezdi, her sabah uyanır şirketine gider kendini kariyer olarak geliştirmeye bakardı. Morîşîn içinde öyle. Morîşîn onun ilgisini çekebilmek için bütün yolları denemişti fakat seçtiği her yolda başarısız olmuştu. Ona kimsenin inanmıyor oluşu eminim ki onu mahvediyordur, içten içe herkese kin güdüyordur. Sıkıntıyla odadan çıkıp merdivenlerden aşağı yavaş yavaş inmeye başladım. Salonda yoğun bir gürültü oluşurken başımı aşağı doğru eğip içeri girdim. Herkes sessizce beni incelerken önce Şîyar ağanın yanına gittim önünde eğilip bana uzattığı elini öpüp alnıma koydum sonrada Hejvin hanımın elini öptüm. Sırayla herkesi öptüğümde Rojbin'in önünde durdum ayağa kalkıp bana sarılırken, ''Hoş geldin yenge.'' dedim çatallaşan sesimle. ''Hoş buldum.'' ''Hoş geldin Rêzan ağabey.'' ''Hoş bulduk.'' Hiç birine yabancı gibi davranmıyorum çünkü bu günden sonra artık her şey değişecekti. Mesela Şadoğlu konağında değil Şahmaran konağında kalacaktım, şimdiden onların davranışlarına alışmam gerekiyordu. Üstelik onlara hiç bir şey çaktırmamalıydım. ''Yaptığı makyaja bak hele!'' Hejvin hanım her ne kadar sessiz bir şekilde arkamdan beni Dewran'a şikayet etti fakat o bunu umursamadan omuzlarını silkti. Daha fazla onların içinde kalmak istemediğimden kendimi mutfağa attım böylelikle rahat bir nefes alabildim. Mutfağa girdikten sonra çekmeceden aldığım cezveleri sırayla ocağın üzerine koydum ve her birine su ile kahve doldurdum. Bu sırada Heja ve Berivan mutfağa gelmişlerdi. ''Yenge sende az değilmişsin ha!'' diyen Heja'nın sesini duyunca yutkundum. ''Nasıl yani?'' dedim çekingen bir tavırla ona bakarak. ''Diyorum ki, ağabeyimi yatağa atıvermişsin! Çocuğuda yapmışsın oh mis! Vallahi çocuk yaşadı.'' ''Ağabeyim neden çocuğu kabul etmiyor?'' Berivan çelişkili bir şekilde soru sorunca sustum. ''Yoksa sarhoş falan mıydı?'' ''Utanmasana kız! Ne ara ağabeyimle mercimeği fırına koydunuz?!'' tam o anda kapı gürültüyle kapandı. Korkuyla arkamı döndüğümde Rojbin Şahmaran'a yakalanmış olmanın verdiği suçlulukla ona bakamadım. ''Heja!'' diye tısladığında Heja korkuyla irkildi. ''Yenge ödümü koparttın!'' ''Hiç utanmıyon mu kız böyle konuşmaya?'! Y a Dewran duysaydı bu sözlerinizi?!'' Eğer bu konuşulanları Dewran duysaydı eminim delirir üçümüzün de ağzına bir güzel sıçardı. Ellerimi önümde birleştirip yutkundum, konuşulanları Dewran'a söylerse eğer bu sefer bana etmediği küfür kalmazdı. ''Özür dilerim yenge.'' yanaklarım alev alırken hızla arkamı dönüp kahveleri sırayla karıştırmaya başladım. Rojbin Şahmaran yanıma geldi ve küçük bardaklara su doldurmaya başladı. ''Kaç haftalık hamilesin canım sen?'' sorduğu soru beni ürkütürken hızla suratına baktım. Onun en başından beri Dewran'a inandığını biliyorum, silahın önüne atıldığında bile bunu Dewran'a söylemişti. Yoksa ağzımdan laf alıp her şeyi ortaya mı çıkaracaktı? Kalbim korkuyla kasıldı. ''Bilmiyorum.'' samimiyetsiz bir şekilde kısa cevap verdim. ''Doktora gitmedin mi?'' sessizce başımı sağa sola salladım. ''Gitmen lazım biliyorsun değil mi?'' ''Evet biliyorum.'' bu sırada kahveleri fincana doldurmakla uğraşıyordum. ''İstersen yarın birlikte hastaneye gidelim, tanıdığım kadın doğum doktorları var ve alanında çok başarılılar.'' söyledikleriyle bir anda bedenimi korku sardı. Bu kız neden beni böyle sorguya çekiyordu? Onun başka bir işi yok muydu? Yanaklarım öfkeden dolayı kızardı. Ellerim titrediği içinde cezveyi yere düşürmüştüm. Cezveyi almak için eğileceğim sırada kolumdan tutup beni engelledi ve yerdeki cezveyi aldı. ''Bu şekilde eğilmemelisin bebek için çok zararlı.'' ellerim titremeye devam ederken hızla arkama sakladım. ''Bilmiyorum, teşekkür ederim.'' içten bir şekilde gülümsedim. ''Bir cevap vermedin, ne düşünüyorsun?'' ''Gerek yok teşekkürler.'' iyice gerilmeye başlarken birde sürekli sorular sorup beni tedirgin ediyordu. ''Hamileliğini nasıl öğrendin? Evde test mi yaptırdın?'' ay birazdan çığlık atacaktım. ''Niye kaç dakikadır sorular sorup duruyorsun Rojbin yenge? Farkında değilimde beni sorguya mı alıyorsun?'' dedim elimdeki cezveyi sert bir şekilde tezgaha bıraktım. ''Ne ilgisi var şimdi? Bunu sadece ben sormayacağım biliyorsun değil mi? Salona girdiğin andan itibaren Hejvin hanım seni sorguya çekecek, şimdi çekmezse eve geldiğin günden beri sorularıyla seni boğacak. Benden kaçıyorsun fakat ondan nasıl kaçacaksın?'' onu dinlemeye devam ettim. ''Üstelik sorduğum sorular gayet normal sorular, bebişi merak ediyorum.'' dudaklarım hafifçe kıvrıldı. ''Geciktikten iki gün sonra test aldım pozitif çıktı.'' sesim oldukça kısık çıkarken tepsiyi elime alıp salona doğru ilerledim. Daha fazla onun yanında kalıp sorularıyla gerilmek istemiyorum zira her an ağlayabilirdim. Tepsideki kahveleri herkese sırayla dağıtırken Dewran'ın alması için eğildim. ''İstemiyorum, çekil gözümün önünden.'' dudaklarının arasından çıkan kısık cümleyi benden başkasının duyması imkansızdı. Dediği gibi yaptım, gözünün önünden çekildim. ''Amed ağa sebebi ziyaretimiz bellidir.'' Şîyar ağa kahvesinden yudumladı. ''Uzun lafın kısası kızınız Avşin'i oğlum Dewran'a isterim.'' ''Oğlun kızımın namusuna göz koydu Şîyar ağa.'' babam bir anda gürlerken aynı zamanda öfkeyle Dewran'a bakıyordu. Artık sıkılmıştım. Gerçekten fazlasıyla sıkılmıştım çünkü ikide bir benim namusum herkesin içinde konuşuluyordu. Yeterince namusum hakkında konuşulmamış mıydı zaten? Daha ne diye namusumu dillendiriyorlardı? ''Senin kızının namusuna göz koymadım Amed ağa! Şu dünyadaki tek kız senin kızın olsa yine göz koymam. Belli ki senin kızın bir işler peşindedir, allah bilir kızınız namusunu kime kaptırdı da suçunu bana atar.'' elbisemin eteklerini utançla sıktım. Dolmak için bahane arayan gözlerimi durduramazken babam bağırdı. ''Ne dersin lan sen it herif! Kızımın namusunu kirlettiğin yetmez birde iftira mı atarsın?!'' ayağa kalktığı an ağabeyim silahını çıkarıp namluyu Dewran'ın alnına yasladı. ''Vur lan it herif. Başkalarının altından çıkıp bana gelen bacını almaktansa ölmeyi yeğlerim!'' Dudaklarım titrerken kendimi bir karmaşanın ortasında buldum. Herkes birbirine silahlarını çekerken aklımdan bir çok düşünce geçti. Mesela birinin elinden kaptığım silahı göğsüme yaslasam, hiç düşünmeden tetiğe bassam herkesin içi soğur muydu? Gerçi silahla kendimi vurmama ne gerek vardı ki? Şu anda zaten herkes beni silahıyla vuruyordu. Öldürmüyorlardı ancak öldürmekten beter ediyorlardı. ''O silahlarınızı indiresiniz! Biz bu eve kan davası için değil, usulüyle kız istemeye geldik. Ha eğer bu iş böyle çözülmez bize kan gerek derseniz seve seve kan dökeriz Amed ağa.'' Şîyar ağa her ne kadar bunu dese bile babamın gözü dönmüş gibiydi. Sanki gerçekten kan dökmek istiyordu, elindeki silahın tetiğine yavaş yavaş parmağıyla baskı uyguluyordu. Şu anda bir şey yapmazsam Dewran'ı öldürebilirdi. Elimi karnıma götürüp güçlü bir çığlık attım. Gözlerimden zaten damlamak üzere olan yaşlar akarken, ''Acıyor, canım acıyor!'' diye tekrar çığlık atıp yere oturdum. Aslında gözlerimden akan yaşların sebebi bu gecede binbir kötü söz işitmemdi. Kalbimin kırıkları canımı yaktığı için ağlıyorum. ''Avşin ağrın mı var?!'' Rojbin hızla yanıma otururken diğer kadınlarda başımıza toplanmıştı. ''Avşin kanaman yok, sakin ol.'' dedi eteğimin altını kontrole derken. ''Ağrıyor, çok ağrıyor...'' diye sızlanarak Rojbin'in elini sıktım. ''Avşin kalk, hastaneye gideceğiz.'' işte şimdi içimi korku sarmıştı. Ne bok yiyecektim? ''İstemiyorum, hiç bir şey istemiyorum odama gitmek istiyorum!'' hıçkırıklarımın arasında konuşmakta zorlandım. ''Avşin gel...'' dedi Rojbin beni kaldırmak için ancak ağabeyim onun elini büktü. ''Çek o elini Rojbin Şahmaran!'' Ben ne olduğunu bile anlamazken herkes yine birbirine girdi. Ne yaparsam yapayım hiç bir şey fayda etmiyordu, birbirlerine olan öfkeleri her gün daha çok harlanıyordu. Ağabeyim ve Rêzan ağabey tekrar birbirine girerken başımı ellerimin arasına alıp ağlamaya devam ettim. Ben nasıl bir plan kurmuştum böyle? Benim milletin hayatını mahvetmeye ne hakkım vardı?! Herkesin düzenini mahvetmiştim, iki aileyi birbirine düşman etmiştim. Çıkmaza girmiştim ve artık beni kimse kurtaramazdı farkındayım. ''Avşin'i alın götürün Şîyar ağa. Bu saatten sonra benim Avşin diye bir kızım yoktur, tüm bu olanların sorumlusu o.'' ''Baba?'' titreyen sesimle fısıldadım babama. Her şeyi kabullenebilirdim fakat babamın beni evlatlıktan reddetmesini nasıl kabullenebilirdim? ''Kes!'' hiddetle bağırdı bana. ''Baba...'' sesim bir öncekinden daha aciz çıktı. ''Avşin... Bundan böyle senin ne baban ne de anan var, sen artık Şadoğlu değilsin. Şimdi lazım olan kıyafetlerini al ve bundan sonraki ailenin yanına git.'' Bu sözlerin ağırlığı altında ezildim. İki büklüm olan bedenimle odama doğru çıkarken hıçkırıklarım dinmek bilmiyordu. Sen Şadoğlu değilsin. Bu demek oluyordu ki bundan sonra tek başımaydım. Bundan sonra bu konağa adımımı asla atamayacağım demekti. Ne sebeple olursa olsun bir daha asla baba evine dönemezdim. İleride boşanacak olsam dahi bu konağa beni asla sokmazlardı, gerçi ileride boşanacak olursam zaten bu eve geri kefenimle gönderilirdim. Bavuluma kıyafetlerimi koyarken Şüheda içeri girdi. Bir anda bana sarıldığında ona şaşkınca baktım. ''Hanım ağam, sizsiz nasıl eğlenceli olacak şimdi bu konak?!'' yanaklarımdan akan yaşları sildim. ''Olacak işte Şüheda, üzülmeyesin.'' ''Hanım ağam konağa ziyarete geleceksiniz değil mi?'' ''Hayır, bundan sonra bu konağa adım atamam Şüheda. Sende üzülme.'' Bavulumu çekerek merdivenlerden aşağı indim ve tekrar salona girdim. ''Benim arkama değil, kocanın yanına gidesin.'' Hejvin hanım hoşnut olmayan sesiyle bana tısladığında Dewran kolumdan tutup beni sürüklemeye başladı. ''Yürü!'' ''Yürüyorum zaten sürükleme beni!'' dedim ancak kolumu daha sert sıktı. Sıktığı yer kemer izlerinin olduğu noktayken bağırmamak için dişlerimi birbirine sıkıştırdım. ''Kes sesini Avşin Şadoğlu!'' Açtığı arabanın kapısından içeri beni adeta çuval gibi fırlatırken bavulumu da aynı nefretiyle yanıma fırlattı. ''Andım olsun ki, geldiğin yerde cehennemi yaşayacaksın Avşin. Bana attığın iftirayı sana misliyle ödeteceğim! Sana kan kusturacağım.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD