Bedenimde hissettiğim sızılar canımı yakarken kapalı olan gözlerimi araladım. Kendi odamda tek başıma olduğumu görünce yatağımda hareketlendim.
Sırtımda hissettiğim ağrılar nefesimi keserken zorlanarak ayağa kalktım ardından odamın kapısını açarak evdeki hizmetliye seslendim.
“Şüheda!” çatallı çıkan sesime rağmen bağırmayı kesmedim. “Şüheda!”
“Buyrun hanım ağam.” Şüheda başını aşağı doğru eğerek konuştuğunda derin bir nefes aldım.
“Benim için hamamı hazırlar mısın?” diye fısıldadım.
“Tamam hanım ağam.”
“Beni yıkar mısın Şüheda?” başını kaldırıp bana baktı.
Acıyan gözleriyle beni baştan aşağı süzerken bende tıpkı onun gibi kendimi süzdüm. Fistanımın bazı yerlerinde yırtıklar varken üst tarafı tamamen kan ile doluydu.
Kimse üzerimi değiştirmek için yeltenmemiş miydi yani? Buruk bir tebessümle halime güldüm.
“Tamam hanım ağam, ben şimdi hemen hazırlıyorum hamamı.”
“Beraber gidelim Şüheda, tut beni.” bunca zamandır evdeki hiç bir hizmetçiden yardım istemezken bu ilk oluyordu.
Şüheda kolumu omzuna atarak benimle beraber yürümeye başladı. Merdivenleri her indiğimde kasıklarımda sızı meydana gelirken Şüheda benim için yavaş oluyordu.
“Hanım ağam isterseniz ağabe-“
“İstemem.” dedim zorda olsa konuşarak. “Beni sen indir, kimseyi istemiyorum.”
Sessizce başını aşağı yukarı salladı. Her basamakta biraz daha zorlanıp acıyla iç çekerken kaburgalarıma sanki iğne batıyordu.
Hamama giden merdivenlerin son basamağındanda indiğimde Şüheda hamamı hazırlamaya gitti. Ben ise bana ait olan dolabın içinden temiz peştemal alarak üzerimdeki fistanı çıkarmaya çalıştım.
Dakikalar sonrasında Şüheda yanıma gelsede ben hala üzerimdeki fistanı çıkaramamıştım. Şaka gibi ama kollarımı kıpırdatacak halim yoktu.
“Hanımım yardım edeyim mi?”
“Olur.”
Parmakları sırtımda gezindi ardından fistanımı usulca çıkarmaya başladı. Saçımdaki şalıda çıkardığında dudaklarının arasından “Hihhh!” nidası döküldü.
Omzumun üzerinden ona baktığımda bir kaç adım geride olduğunu ve elini dudaklarının üzerine koyduğunu gördüm. Gözlerini irileştirmiş sanki deccal görmüş gibi sırtımı inceliyordu.
“O kadar kötü mü?” diye mırıldandım hıçkırarak.
“Hanımım…” sesini duymakta ben bile zorlanırken yutkundum.
“Ayna istiyorum, ayna getir bana.”
Hala gözlerini sırtımdan çekemezken hızlıca yanımdan ayrıldı. Dakikalar sonrasında iki boy aynasını sürükleyerek getirdiğinde birini tam karşıma birini ise arkama koydu.
Yutkunarak aynadaki halime baktım. Yüzümde morarmayan bir nokta yokken dudaklarım, kaşım patlamıştı. Üstelik her yerimde kurumuş kan izleri vardı.
Karnıma yediğim darbeden dolayı çürükler vardı. Kollarımda ve sırtımda ise kemerden dolayı izler çıkmış üstelik bazı bölgeler açık yaraya dönüşüp kanamıştı.
Şüheda parmaklarını kemer izlerinin olduğu yerde gezindirince dudaklarımın arasından acılı bir inilti çıktı.
“Hanımım ne oldu böyle size?!”
O sabah burada olmadığı için hiç bir şeyden haberi yoktu. Şimdi ise benim bu halimi görünce dehşete kapılmıştı. “Aman Allahım! Sırtınız…”
“Çok mu kötü görünüyor?” ağlamamak için kendimi zorladım fakat gözlerim hemen nemlenmişti. Şüheda çaresizlikle başını aşağı yukarı sallarken iç çamaşırlarımı çıkarıp peştemalimi giydim.
Ayağa kalkmak için uğraştığımda ise bacaklarımda yaşadığım his kaybıyla çığlık attım.
“Ahh! Bacaklarım… Bacaklarımı hissetmiyorum!” bacaklarımda yaşadığım his kaybı nedeniyle düşerken Şüheda bedenimi tuttu böylelikle onunla birlikte yere düşmüş buldum kendimi.
“Hanımım!” o’da benim kadar korkmuştu. “Hanımım ağabeyinize söyleyeceğim, hastaneye gitmeniz gerekiyor!” başımı hiddetle sağa sola salladım.
“Hayır, hastane olmaz!” korkuyla yutkundum. Bacaklarımı okşamaya başladım fakat his kaybım devam ediyordu. “Düzelecek!”
Eğer bacaklarımı tamamen kaybedersem işte o zaman ben bittim demektir. Avşin Şadoğlu ismi namussuzlukla suçlandığı gibi şimdide sakatlıkla suçlanırdı.
Şahmaranlar ise sakat bir gelin aldıkları için bir daha asla yüzüme bakmazlardı. Derin bir nefes alırken bacaklarımı yavaş yavaş hissettim.
“Hissediyorum…”
Bacaklarım hafif hafif uyuşmaya başladı. Kendimi denemek için ise önce ayak parmaklarımı oynattım ardından yavaşça bacaklarımı hareketlendirdim.
“Hanım ağam iyi misiniz?
“İyiyim.”
Onunla beraber ayağa kalktım ardından buharla dolan karanlık hamama girdim. Şüheda beni sıkıca sarmış yürütürken hamam taşına oturdum.
Şüheda tası tutup sıcak suya daldırdı ardından başıman aşağı yavaş yavaş dökmeye başladı.
Saçlarımdan aşağı bedenime doğru yol alan sıcak su yaralarımı cayır cayır yakarken dudaklarımın arasından acıyla inledim.
Şüheda saçlarıma şampuan ile masaj yaparken yanan gözlerimi kapatıp içten içe ağlamaya başladım. Gözyaşlarım sıcak yanaklarımdan çeneme doğru süzülürken dudaklarım titredi.
Acıyla peştemalimin uçlarını sıkarken dudaklarımdan benden bağımsız bir hıçkırık kaçtı. Hıçkırığım mermerlere çarpıp yankılanırken kulaklarıma ulaştı.
“Avşin hanım ağam…” Şüheda üzüntüyle konuştu. “Ağlamayın yalvarırım.” ellerimi sıkıca tutarken gözlerimi açıp ona baktım.
Bir anlığına ona yaptığım her şeyi açıklamak istedim çünkü içimde kopan haykırışları duyan yoktu.
İçimdeki bütün derdi birine açmak istiyor, birazda olsa yükümü hafifletmek istiyordum ancak beni dinleyen biri yoktu.
Şüheda çaresizce saçlarımdan aşağı sıcak suyu dökerken yaralarım şampuan etkisiyle yandı. Ses tellerim yırtılacak derecede acıyla çığlık atarken elimi omzuma koyup ağlamaya devam ettim.
“Hanım ağam! Özür dilerim, özür dilerim…”
Aslında haykırışım sadece bedenimin acısından dolayı değildi. Kanayan yaralarım sadece sırtımda değildi, benim yüreğimdede kanayan bir yara vardı.
“D-Devam et…” diye fısıldadım. “Çığlık atsam bile durma, ağlasam bile durma… Ben bedenimin acısı yüzünden ağlamıyorum ki.”
“Peki.”
“Kaynar su dök Şüheda.” dedim, günahlarımdan arınmak istercesine.
“Hanı-“
“Sana kaynar su dök dedim!”
Titreyen elleriyle tası kaynar suya daldırdı. Suyun kaynarlığından dolayı parmaklarıyla tası tamamen tutamazken, saçlarımdan aşağı kaynar suyu dökmesiyle bedenim yandı.
Acıyla çığlık attım fakat o kaynar su sanki benim vicdan azabımı hafifletmiş gibiydi. “Kaynar suya devam et.” başımdan aşağı tekrar kaynar su dökerken saç diplerimde beynime kadar uyuştum.
Ben onca insanın ahını almışken, onların yuvasını dağıtmışken, kaderleriyle oynamışken şimdi burada keyifli bir şekilde hamam sefası süremezdim.
Ben herkesin hayatını mahvettim.
Beni zorda bırakanlar utansındı!
Eğer anam olacak kadın, dedemle plan kurup beni öz dayımla evlendirecek kadar iğrenç olmasaydı Avşin Şadoğlu kalmaya devam edecektim.
Kız arkadaşım Morîşîn’e ihanet etmeyecektim.
Dewran Şahmaran, kız kardeşi Heja Şahmaran ve ağabeyimin kaderlerini değiştirmeyecektim.
Dudaklarım titremeye devam ederken omzularım sarsıla sarsıla ağlamaya devam ettim. Elimi yumruk yaparak göğsüme vurdum.
Zihnime düşen kelimeleri dudakarımın arasından döktüm.
“Oy yarê, oy hevalê”
(Oy yarim, oy arkadaşım)
“Ciwanî emrêm kanê)
(Ömrümün gençliği hani?)
“Hêvîyên dilim kanê”
(Gönlümün umudu hani?)
“Xeîdîn çû ma naynê”
(Küsüp gittiler gelmeyecekler)
“Azadîya vê jînê”
(Bu yaşamımın özgürlüğü)
“Jimin har dîzînê”
(Benden çalındı)
“Zaroktîya min kanê)
(Çocukluğum hani?)
“Oy yarê, oy hevalê”
(Oy yarim, oy arkadaşım)
“Hêstrên li çavêmin dotên)
(Gözlerimdeki yaşları sağdılar)
“Dil û cîgeramın sotên”
(Gönlümü, ciğerimi yaktılar)
“Xewn û xeyalêm fırotın”
(Dûşlerimi, hayallerimi sattılar)
“Me dîsa serî hilda”
(Biz yine baş kaldırdık)
“Li nav xwîna xwe jînda”
(Kanımızın içerisinde dirildik)
“Tovê jîyane evîn da”
(Yaşam sevdası tohumunda)
Dudaklarımdan dökülen sözler hamamın duvarlarında yankı yapıp sesimi tiz çıkarırken son sözlerimden sonra gözlerimi açtım.
Ciğerimdeki acı söylediğim şarkıyla biraz olsa hafifletirken Şüheda elimi tuttu. “Sizi odanıza çıkarayım hanım ağam.” başımı aşağı yukarı salladım.
Şühedanın yardımıyla mermer taştan kalkıp hamamın içinden çıktım. Peştemalimi çıkarıp kuru bir havlu giydim ardından yerdeki fistanımı ve iç çamaşırlarımı alarak merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım.
“Babam nerede?”
“Anneniz ve babanız evde değil hanım ağam, ağabeyiniz ise odasında.”
Sessizce önüme döndüm. Merdivenleri tutunarak aynı zamanda Şüheda’nın yardımıyla teker teker çıktım.
Odamı kapısını açıp içeri geçtiğimde Şüheda dolabımdan temiz kıyafetler çıkardı ve yatağın üzerine koydu.
“Bugün senden çok şeyler istiyorum fakat beni giydirir misin?”
“Estağfurullah hanım ağam.” kıyafetlerimle birlikte yanıma geldi. Havluyu çıkarıp iç çamaşırlarımı giydirdi ardından üzerime rahat edeceğim bir pijama verdi.
Aynadan kızarmış tenime baktım, tenim kaynar suyun etkisiyle kızarmıştı üstelik yanıyordu fakat bundan rahatsızlık duymadım.
Şüheda saçlarımın ıslaklığını alıp ayağa kalktı. “Hanım ağam açsanız bir şeyler hazırlayayım.”
“Aç değilim.” iştahım yoktu. Başını aşağı yukarı sallayıp odadan çıktı.
Bende dinlenmem için yatağıma uzandım ancak sırtım acıdığı için yüz üstü yatmaya çalıştım. Bu seferde karnıma ağrı girince sağ kolumun üzerine doğru yattım.
Uzun bir süre böyle yatarken konaktan gelen çığlıkların sesiyle irkildim. Neler olduğunu öğrenmek için kalkmaya çalıştığım sırada bağırışlar yakınlaşırken tanıdık ses ile yutkundum.
“Bırak beni, çekil önümden! Mahvedeceğim onu, onu yok edeceğim!”
“Morîşîn hanımım böyle giremezsiniz! Avşin hanım ağam dinleniyor!”
“Sana çekil dedim! O namussuzu öldüreceğim!”
Kapım gürültüyle açılırken olduğum yere mıhlandım. Morîşîn öfkeli gözleriyle beni baştan aşağı süzdü.
“Karışma Şüheda.” dedim yutkunarak, ben başıma gelecek her şeyi en başında kabullenmiştim zaten.
Morîşîn ağlamaktan kızarmış zümrüt gözleriyle bana öfkeyle bakmaya devam etti. En yakın arkadaşından yediği darbeyle mahvolmuş olmalı.
“Sen nasıl bir insansın!” diye haykırdı acıyla. “Ben sana arkadaş demedim, ben sana kardeş dedim Avşin!” ağlamaktan burnunun ucu kızarmıştı. “Allah senin belanı versin!”
Omuzlarımdan tutup beni defalarca sarsarken utançtan yüzüne bakamadım.
“Sen benim sevdiğim adamın altına mı yattın Avşin?!”
Ağabeyim kapıdan bize baktı. Morîşîn’in bu sözleri üzerine gözlerini yumdu. Karışmadı, bizim aramıza girmedi. Arkasını dönüp gitti, bizi görmezden geldi.
“Morîşîn…” diye fısıldadım ancak tokatını yüzüme yapıştırdı.
“Ne olur yapmadım de! Söylentiler yalan, dedikodu de Avşin…” güçsüzlükle yere çöküp ayaklarımı tuttu.
Morîşîn Dinar, her şeye rağmen bana inanmak için çabalıyordu. Eğildim onu ayağa kaldırmak istedim ama ittirdi.
“Bırak!” dedi acıyla. “Koynumda kardeş değil yılan beslemişim ben!” hızla ayağa kalktı. “Sen hainsin! Sen namussuz kahpenin önünde gidenisin!”
Hızla saçıma yapıştığında Şüheda çığlık atarak aramıza girmeye çalıştı fakat ben ise sessizce Morîşîn’e tepkisizce baktım.
Kendimi savunmadım çünkü savunacak hiç bir yanım yoktu.
“Allah belanı versin senin! Yeminim olsun iki cihanda elim yakanda olacak. Ben sana sevdiğim adamı anlatırken, senin omzunda ağlayıp aşk acısı çekerken sen benim sevdiceğime göz koydun! Sadece sevdiğim adamı değil hayallerimide çaldın!”
Gözlerimden artık yaş akmıyordu. Bir günde o kadar çok yıpranmıştım ki, artık ağlayamıyorum. Sadece içten içe kendimi yiyip bitiriyorum, acı çekiyorum.
“Özür dilerim…” diye fısıldadım.
Ağabeyim dayanamamış olacak ki beni Morîşîn’in elinden kurtarmaya çalışıyordu. Saçlarıma o kadar yapışmıştı ki, saçlarımın bir kısmı onun elinde kaldı.
Ağabeyim Morîşîn’i belinden yakalayıp kendine bastırırken bana düşman gibi bakmaktan geri kalmıyordu.
“Bu yaşıma kadar kimseye kin tutmadım…” dedi hıçkırarak. Ağlamaktan dolayı burnu kızarmıştı. “Ama senden nefret ediyorum, senden tiksiniyorum Avşin Şadoğlu! Ve senden intikam almak için, sevdiğim adamı kazanmak için döneceğim. Ne pahasına olursa olsun, karşına çıkacağım. Sadece bekle Avşin…” hırsla nefes aldı.
“Bekle ve gör. Seni o konakta mutlu etmeyeceğim, hayatını karartacağım! Öyle bir çıkacağım ki karşına, andım olsun beni gördüğün her gün kaçacak delik arayacaksın!”
Öfkesiyle odadan çıkarken ağabeyimle baş başa kaldık. Başımı kaldırıp ona baktığımda bana acıyarak baktı.
“Mutlu musun?” dedi nemlenen gözlerini kırpıştırarak. “Kendinle gurur duyuyor musun bacım?”
“Ağabey…” başını sağa sola salladı beni dinlemeyi reddederek.
“Sus!” elini havaya kaldırıp yumruk yaptı ardından masaya kuvvetle vurdu. “Sen sadece o kadının sevdiğini değil, benim sevdiğimi de elimden aldın. Dewran asla ona yüz vetemeyecekti ancak ben… Ben Morîşîn’i benimle evlenmesi için ikna edecektim ve evlenecektik.”
Başımı eğip sessizce bekledim.
“Şimdiyse sevmediğim bir kadını koynuma alacağım, her gün lanet ede ede onu yatağıma alacağım. Aklımda başka bir kadınla yaşarken, yanımda başka bir kadınla her gün öleceğim. Sağ ol bacım, hepimizin hayatını sikip attığın için sağ ol.” kapıyı çarparak gitti.
Aynadaki yansımama baktım, Morîşîn beni öyle yolmuştu ki sağ tarafımdaki saç diplerim net bir şekilde kabak gibi gözüküyordu.
Ne diyebilirdim ki?
Yapma diye yalvaracak mıydım birde yüzsüz gibi?
“Hanım ağam…” Şüheda’ya baktım. Bana tedirgince bakıyordu.
İçimden gelen gülme isteğini bastıramadım. Kahkahalara atmaya başladım, gözlerimden yaş damlayana kadar kahkaha atarak yere oturdum.
Gülmekten karnıma ağrılar girene kadar güldüm. Başımı arkaya doğru atarak gülmeye devam ettim ardından nefesim kesilene kadar haykırdım.
Ve çığlıklarım Urfa’nın dört bir yanından duyuldu, duyan herkes sustu.