Bakışlar

3098 Words
Nida’nın Anlatımı Belirsizliklerde kaybolmak ve çaresizlik. Yaşadığım durum tam da böyleydi. Ben her şeyden kaçıp kendime yeni bir hayat kurmaya çalıştıkça, kaçtığım gerçekler peşimi bırakmıyor, büyük bir acıyla yüreğime oturuyordu. İki gün önce ne durumdaydım, şimdi ne durumdayım. Hayat bazı insanlar için hiç adil değil. “Doğduğun ev kaderindir” sözünü yaşamak istemiyorum. Ben bana biçilen kaderi yaşamak istemedikçe önüme çıkan seçenekler, yine benim iradem dışında oluyordu. Mustafa abinin bana hesap sorar bakışları eşliğinde başımı öne eğip önündeki sandalyeye oturdum. Kendimi suçlu bir çocuk gibi hissediyordum. Ne derse kabullenip, özür dileyip, yoluma devam etmenin peşindeydim ama bu pek mümkün görünmüyordu. Cüzdanımı ve telefonumu bana uzatıp. “Emanetlerin” dedi ve ben başımı önümden kaldırıp yüzüne baktım. Yüzündeki kararlı ifadeden beni ne kadar azarlayacağını kestirmeye çalışıyordum. Kısa bir süre sessizliğin ardından konuşmaya başladı; “Her şeyi biliyorum Nida. Başınıza gelen bu kötü durumdan haberdarım.” Dediğinde yutkundum. Umut var mı? Beni anlayıp kaçmama göz yumar mı? “Ben, şey…Bunu yapamazdım abi. Abimin hayatı da söz konusu olsa o adamla evlenemem. Ölürüm yine evlenmem” dedim ağlamamak için zor tuttuğum göz yaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu. “Biliyorum Nida. Sana kaçtığın için kızacak değilim. Sen en doğru olanı yaptın ama bu bir çözüm değil.” Dedi derin bir iç çekerek ve arkasına yaslandı. “Başka çarem var mıydı abi. Buranın töre dedikleri kanunlarını biliyorsun. Bu bir saçmalık desem de beni kimse dinlemez. Kaçmak benim tek kaçış yolumdu. Kaçtığımı fark etmiş her yerde beni arıyorlardır. Beni Nusaybin’e kadar bırakın bana yeter. Ben kendi yolumu çizerim. Ne olur abi hatırım için abilerimi ya da babamı arama” dedim artık yalvaracak duruma düşmüştüm. İçimdeki çaresizliği bir Allah bilir bir de ben. “Tamam sakin ol. Şimdi sakince beni dinle. Sana kaçmadan seni ve abini bu durumdan kurtaracak bir fikrim var desem. Ne dersin?” dediğinde şaşkınlıkla yüzüne baktım. Hemen göz yaşlarımı elimin tersiyle silip ona odaklandım. “Nedir abi. Gerçekten bu durumdan kurtulmanın bir çaresi var mı?” dedim heyecanla. “Var elbet. Abinde çareler tükenmez. Ama kabul eder misin onu bilmiyorum” dedi imalı bir şekilde. “Siraç hayvanı ile evlenmek dışındaki tüm çareleri kabul ediyorum abi. Yeter ki onunla evlenmek zorunda kalmayayım” dedim merakla söyleyeceklerini öğrenmeyi bekliyordum. Önündeki zarfı yırttı ve içinden çıkan kimliği bana uzattı. Şaşkın gözlerle kimliğe baktım. Bu benim kimliğimdi ama soy isim bana ait değildi. “Nida Aydın” olarak yazıyordu kimlikte. Anlamaz gözlerle Mustafa abiye baktım ve “Abi neden benim soy ismim Aydın. Kimliğimi değiştirip beni gizleyeceksiniz desem, soyadım dışındaki tüm bilgiler aynı” dedim kafam durmuş ve durumu algılayamıyordum. “O senin kimliğin, ama seni gizlemek gibi bir durum yok. Sen 2 ay öncesinde ailenden gizli sevdiğin adamla evlendin. Bu kimlikte evlendikten sonraki kimliğin” Dedi gülümseyerek. Ben ise duyduklarımla kendimi sorguluyordum. “Acaba evlendim mi? Evlensem haberim olurdu dimi” dedim kendi kendime. Kafayı yemek üzereydim. “Abi, henüz delirmedim. Benim ne sevdiğim bir erkek var ne de evlendiğim bir adam” dedim kendimi açılmaya çalışıyordum “Sen bilmiyorsun ama var” “Abi nasıl bilmem. Yok işte. Ben kimseyle evlenmedim” “Evlendin Nida. Kimlik yalan mı söylüyor” dedi ciddi bir şekilde. “Abi sana neden yalan söyleyeyim. Ben kimseyle evlenmedim. Yemin ederim” “Nida sen 2 ay önce evlendin. Bu da yeni kimliğin. Siraç ile evlenmek istemiyorsan buna kendini alıştırsan iyi olur” dedi kendinden emin bir şekilde bana bakarak. “Abi kafam durdu, düşünemiyorum. Lütfen bana tane tane, mala anlatı gibi anlatır mısın?” dedim gerçekten dayanacak gücüm kalmamıştı. Düşünme yeteneğimi kaybediyordum. “Anlatayım güzel kardeşim. Sen 2 ay kadar önce ailenden gizlice evlenmiş olsan ve bu adam askeriyede rütbeli bir komutan olsa sen başka biriyle evlenebilir miydin?” dedi benden cevap bekler bakışlarla. “Evlenemezdim” dedim heyecanla “Peki, bu adam rütbeli bir komutan olduğu için abin Berat’ı veya kaçırdığı kızı, töre diye öldürebilirler miydi?” dedi yine cevap bekler şekilde bana doğru eğilerek “Öldüremezlerdi” dedim sevinçle ve hemen bakışlarımı ona doğru döndüm. “İşte bende seni iki ay önce evlenmiş gösterdim ve sen artık evlisin. Merak etme formalite bir evlilik. Ama bu evlilik senin tüm sorunlarını çözecek, emin ol” dedi elini masaya vurarak. “Gerçekten mi? Abi ben şimdi Siraç’la evlenmekten kurtuldum mu yani. Hem de abim ölmeden” dedim sevinçle ayağa kalkarak. “Evet kardeşim. Seni Doğan’a verdim gitti” dedi elini sallayarak. Doğan mı? Bu Doğan revirdeki Doğan ile aynı olamaz dimi. O adamla evlenmiş olamam dimi? Hayır ya değildir. “Neeeee! Abi bu bir isim benzerliği demi. Doğan dediğin benim mayın bölgesinde karşılaştığım adam değil demi” dedim sevincim kursağımda kalmıştı. “Ta kendisi” dedi yüzüme gülümserken. “Ara abilerimi. Gelsinler alsınlar beni. Ha Siraç’la evlenmişim, ha o kaz kafalı ile evlenmişim. Abi adam beni öldürecek gibi bakıyor. Sen onunla evlendin diyosun.” Dedim artık ölsem de kurtulsam diye bakıyordum. “Cık cık cık…Senin gibi erkekleri döven birine erkekten korkmak hiç yakışmıyor Nida. Ayrıca Siraç’la Doğan’ı bir tutma. O it Doğan’ın tırnağı olamaz. Tamam bakışları sert olabilir ama mert biridir. Kendisi benim halamın oğlu olur oradan biliyorum” “Nasıl. Doğan senin halanın oğlu mu?” dedim şaşırmaktan yorulmuştum. Ben mi yanılıyorum. Mustafa abi kötü biri olsa zaten formaliteden de olsa onunla evlendirmezdi. “Evet Doğan benim akrabam. Bak Nida seninle açık konuşacağım. Babanın hakkını hiçbir zaman ödeyemem. Bana da buradaki askerlere de sayısız yardımı oldu. Ben de ona bu şekilde yardım etmek istiyorum. Üstelik Siraç’ın ailesinin teröristlerle iş birliği yaptığını biliyoruz ama ispatlayamıyoruz. Belki de sen Doğan’la evlendi olarak görünürsen, bir açıklarını yakalayabiliriz. Ayrıca bu bir formalite evliliği. Gözünde çok büyütme. Herkes gerçek sanırken, formalite olduğunu sadece buradakiler bilecek. Onların da başka birine söyleme şansı yok. Yani kardeşim bu senin tek çaren. Alışmanı tavsiye ederim” dedi ve tekrar arkasına yaslandı. Öğrendiklerimle yüzüm ve omuzlarım aynı anda düştü. Tanımadığım bir adamla formalite evliliği mi yoksa Siraç hayvanı ile ölüm evliliği mi? Kaçmak artık seçenek dışı olduğu için geriye ölüm kalıyordu. Ölmek için çok gencim. Biraz düşününce çok da kötü bir durum değil. Derin bir nefes aldım ve kararımı verdim. Altı üstü formalite evliliği. Ne olabilir ki? Kâğıt üzerinde olan gerçek olmayan bir durum. “Tamam abi kabul ediyorum” dedim kararlı bir şekilde. “Çok sevindim kardeşim gel seni de tebrik edeyim. Doğan’ı senden önce tebrik ettim” dedi bana sarılıp “Tebrik ederim” derken. “Nasıl. Doğan’ın haberi var mı bu durumdan” dedim şaşkınlıkla yüzüne bakarken. Nasıl olur ya. Bu adamın demin benimle tartışırken her şeyden haberi var mıydı? Bir de ben adama neler dedim ya. Off Nida ne yaptın sen. “Evet. Senden önce ona söyledim.” Dedi kendinden emin bir ifadeyle “Peki, kabul etti mi?” “Etmez olur mu? Ayrıca etmese sana nasıl söyleyeyim. Bir de duyunca nasıl sevindi bilemezsin. Zaten sana görür görmez âşık olmuş ama Doğan pek duygularını belli edemez. “Seni kurtarmak için ne gerekiyorsa yaparmış” öyle dedi. Bak, bu bilgi aramızda kalsın. Hala oğlumun sırrını sana anlatmış gibi olurum” dedi işaret parmağını sallayarak beni tembihliyordu. Yok artık. Gerçekten bana karşı bir şeyler hissediyor mu? ama Mustafa abi neden böyle bir konuda yalan söylesin ki. Peki bana olan sert tavırları nedendi. Ama son bakışı…Demek bana karşı son bakışı o yüzden farklıydı. Düşündükçe kalbimde bir kıpırtı oluştu. Sonra hemen kendimi durdurdum. Diğer yaptıklarını düşününce bu hisleri pek mümkün görünmüyordu. Hayır Nida, sakin ol. Saçmalama. Kendine gel. O adamın aşk kelimesiyle yan yana gelme ihtimali yok. “Abi ne aşkı ya. Onun beni öldürmediğine dua ediyorum. Ayrıca ne münasebet. Bana aşık falan olamaz.” dedim sinirle “Gönül bu kardeşim. Sevmiş işte adam ne diyeyim. Bunu bilerek ona daha kibar davran. Öyle herkesi sevebilen bir adam değildir. Doğan’ın kalbi ilk kez birini sevdi. Nasıl davranacağını bilmiyor. Sana karşı sert tavırları hep ondan. Yoksa ben söyleyince nasıl çocuk gibi sevindi. Yazık ona da. Sen yine de bunu bildiğini ona belli etme. Bu aramızda bir sır olarak kalsın” “Off abi. Ya bana karşı dengesiz bir hareket yaparsa. Hani bu formaliteydi” dedim iki elimi başımın arasına alıp düşünüyordum. Eğer Doğan gerçekten bana karşı bir şeyler hissediyorsa bu her şeyi daha da zorlaştırır. Ya ben. Ben de ona karşı bir şeyler hissedersem. O son bakışı beni neden etkiledi ki. Offf delirmek üzereyim. “Bu söylediğini duymamış olayım. Asla…Öyle şeyler bizim kitabımızda olmaz. Doğan senin istemediğin bir şeyi sana asla yapmaz. Ben kefilim” dediğinde rahatladım. Bir yandan bugün benim hayatımı kurtardı. O olmasaydı ben zaten ölmüştüm. Şimdi de böyle zor bir şeyi kabul ederek beni kurtarıyor. Adama karşı o kadar borçlu kaldım ki. Bir de bana karşı bir şeyler hissetmese neden kabul etsin ki. Onu bağlayan bir durum yok. Ama Mustafa abi demin Siraç’ın açığını yakalamaktan bahsetti. Tabii ya. “Görevim” demişti, ya bunu bir görev olarak görüyorsa. Sonuçta görevi ve mecburi bir durum var. Benimle mecburiyet evliliği yapıyor. Muhtemelen bana acıyordur da. Bana bak Nida sakın… O kaz kafalı aşık falan olamaz. İnanma ve yelkenleri suya indirme. Asker adam. Ne emir gelirse onu yapmak zorunda. Belli ki seni de görev olarak görüyor. Ondan kabul etti. “Tamam abi sen kefil oluyorsan yapacak bir şey yok” dedim içimde fırtınalar koparken, dışımdan kabullenmiş görünerek. “Öyleyse çağırıyorum Doğan’ı” dediğinde yüzüne bakıp sadece onaylarcasına başımı sallayabildim. Telefona uzandı ve “Doğan’a söyleyin yanıma gelsin” dedi. Onun bana karşı bir şeyler hissediyor olması neden benim için bu kadar önemli ki. Kendine gel Nida. Sakın ona karşı bir şeyler hissetmeye başlama. Kendini sakın küçük düşürme. Zaten yeterince acınacak haldesin. Bir de sevgi mi dileneceksin. Aradan geçen kısa bir süre sonunda kapı tıkladı ve benim bakışlarım kapıya kilitlendi. Merakla ifadesini görmek istiyordum. Eğer bana az önceki gibi bakarsa demek ki Mustafa abi doğru söylüyor. Eğer bana ilk karşılaştığımızdaki gibi bakarsa demek ki o bir kaz kafalı ve görev için yapıyor. Kendimi bu şekilde koşullamam ne kadar doğru bilmiyorum ama başka da bir şansım yok. Keşke beynini okuyabilsem. Her şey ne kadar kolay olurdu. Mustafa abinin “Gel” sesiyle kapı açıldı. Kapıdan girdiği anda bakışlarımız birbirine kenetlendi. Yüzünde ilk defa gördüğüm bir gülümseme vardı. Neden gülümsedi ki şimdi. Gülümsemek ne kadar da yakışıyormuş. Bana bakışları neden böyle. Yine az önceki gibi bakıyor. İstemsiz olarak bende gülümsedim. Alıcı gözle baktığımda da bayağı yakışıklıymış. Boylu poslu ve yakışıklı. İçinde bulunduğum bu düşüncelerden hemen kendimi çekip çıkardım. Saçmalama Nida. Adam sana acıyor ondan böyle bakıyor. Malum, durumunu öğrendi. Seninle mecburen evleniyor. Bunun altında aşk arama. “Hoş geldin Doğan. Otur da şu konuyu netleştirelim” dedi karşımdaki sandalyeyi gösterirken. Onun sesiyle bakışlarını benden çekip sandalyeye doğru yöneldi ve karşıma oturdu. Kısa bir sessizliğin ardından, Mustafa abi konuşmaya başladı. “Şimdi ikinizde buradayken durumu size daha ayrıntılı olarak açıklayayım. Anlatacaklarım bitene kadar kesinlikle sözümü kesmeyin ve dinleyin. Bu bir formalite evlilik olacak ama bunu biz dışında kimse bilmeyecek. Herkes sizi gerçekten evli sanacak. Bunun için ne gerekiyorsa yapacaksınız. Ayrıca nasıl tanıştınız, nasıl âşık oldunuz bu gibi detaylara da ortak cevaplar vermelisiniz. Diğer bir konu da sizin geçmişinize ait kanıtlar. Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak, Nida’nın telefonundaki resimlerine yapay zekâ aracılığı ile Doğan eklendi. Nikah resimleriniz de yine yapay zekâ ile halledildi. Bu resimler şu an benim telefonumda ve size de göndereceğim.” Ne!... Telefonumdaki resimlere mi girilmiş. Olamaz benim orada hep komik resimlerim vardı. Ben resim çekinmeyi hiç sevmem ki. O yüzden de arkadaşlarla çekindiğimiz resimler dışında hep saçma sapan, komik pozlar veririm. İnanamıyorum, resmen rezil oldum. “İkinizin de hiç sevgilisi olmadığı için bilmezsiniz, sevgililer ve evliler birlikte çekindikleri resimleri telefonlarının ekranlarına koyarlar. Sizde seçtiğiniz bir resmi telefonunuzun ana ekranına koyacaksınız.” Hangi iğrenç komik resmimi koyabilirim acaba. Bu resimler bir de Mustafa abinin telefonuna gelmiş. O resimleri hangi kanıt için kullanayım. “Allah’ım yerin dibi olsa da girsem” “Ayrıca birbirinizin numarasını sevgi hitapları ile kaydedeceksiniz. Örneğin “Aşkım, Canım, Hayatım” gibi. “ Yazabileceğim hitaplar “Kaz Kafalı”, “Mağara insanı” “Odun” bunlar onun için kendini yansıtan isimler bence. “Birbirinizin hobilerini, sevdiği renkleri, burcunu cartını curtunu öğrenin. Bakın en güvendiğiniz kişiye bile bu evliliğin formalite olduğunu söylemeyeceksiniz bu her şeyi mahveder ve başa sarar. Anlaşılmayan bir şey var mı?” dedi ve tüm bunları anlatırken önündeki evrakları imzalıyor bize bakmıyordu. Benim utançtan renkten renge giren suratıma baktığında bir kahkaha patlattı. “Bu ne hal kız. Yüzün gökkuşağı renklerine bürünmüş” Ben utançtan ne yapayım. Rezillik diz boyu. Bir resmimi görmesi bile onun eline büyük koz verir. “Abi bu kadarına gerek var mıydı gerçekten” dedim Doğan’ın yanında daha fazlasını söyleyemiyordum. Mustafa Abinin yüzü birden ciddileşti ve aynı yüz ifadesiyle bana bakarak konuşmaya başladı. “Nida, sen bu işi çocuk oyuncağı mı sandın. Sen içinde bulunduğun durumun ciddiyetinin farkında değilsin sanırım. Eğer sizin gerçek evli olduğunuza inanmazlarsa bu yapılanların hiçbir anlamı yok. O yüzden de ne gerekiyorsa yapmalısınız. Bana başka sorunuz yok sanırım.” Dedi sorar gözlerle bir Doğan’a bir bana bakarken. Tam bir şey soracaktım ki, ayağa kalktı ve askıda asılı duran kıyafetlerini giymeye başladı. “Bende öyle tahmin etmiştim. Şimdi ben odadan çıkıyorum. Nida, tüm resimleri Doğan’a gönderiyorum. Doğan senin numaranı alır ve sana gönderir. Aranızda konuşun ve demin söylediğim konuları netleştirin. Sizi dışarıda bekliyorum. Yarım saate konağa doğru yola çıkmalıyız. Fazla zamanımız yok. Acele edin. Başka türlü işler daha da karışır” dedi ve kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacaktı ki Doğan; “Komutanım, ben kin tutmam not tutarım. Not defterim bayağı kabardı. Haberiniz olsun” dedi, Mustafa abiye bakarak. “Not tutmak iyidir hala oğlum. Söz uçar yazı kalır” dedi sinsi sinsi gülerek. Sonra da çıkıp gitti. O gidince ikimizin bakışları da kapıdan birbirimize doğru döndü. Baş başa kaldık. Sanırım şu an nefes almayı unuttum. Kalbim çok hızlı atıyor ve ellerim titriyor. Belli etmemeye çalışıyorum ama çok heyecanlıyım. Neden yalnız kaldık ki. Az önce her şey daha kolaydı. Aramızda bir süre sessizlik oldu. Sessizliği ilk bozan Doğan oldu. “Baştan tanışalım istersen. Ben Doğan” dedi elini uzatarak. Bende uzattığı ele uzandım ve tokalaştık. Elime dokunan eliyle sanki elektrik çarpmış gibi oldum. Bir süre ellerimiz o şekilde kaldı. Kendime gelince hemen çektim elimi. Bana neler oluyor. “Nida bende. Memnun oldum. Böyle bir teklifi kabul ettiğin için teşekkür ederim. İkinci kez hayatımı kurtarıyorsun. Bir gün bu yaptığın iyiliğin karşılığını öderim” dedim ona karşı sert tavır almaktan vazgeçmiştim. Söylediklerimle gözlerime baktı. Yine o güzel bakışıydı bu. Gözlerimi bu bakışlardan alamıyordum. “Önemli değil. Görevim. Kim olsa aynısını yapardı” dediğinde yine sinirim tepeme çıktı. Hani bana karşı bir şeyler hissediyordu. Düpedüz mecburiyetten kabul etmiş. Nida kendine gel. Sakın bu adama karşı bir şey hissetme, kendini rezil edersin. “Tamam anladık, görevin. Al numaranı kaydet nasıl kaydediyorsan” dedim telefonumu uzatarak. “Peki. Sende kendini kaydet o zaman” dedi ve telefonunu uzattı. Şimdi ben kendimi nasıl kaydedeyim. Ne yazsam yanlış anlar. Odunsu varlık. Göreviymişmiş. Birkaç isim düşündüm ama bulamadım. “Nida” yazdım ve telefonu uzattım. Telefonuna baktıktan sonra “Cidden, daha yaratıcı bir şey bulamadın mı? Ne dedi komutan, sevgi hitapları ile kaydedin dedi” “Çok biliyorsan kendin kaydet. Benden bu kadar çıktı. Ayrıca ver telefonu bakayım sen nasıl kaydettin kendini” dedim telefonu elinden alarak. Ekrana bakınca gülme krizim girdim. Sinirden gülmemi engelleyemiyordum. “Paşam” diye kaydetmiş kendisini. “Komik mi? En azından ben senin bana hitap ettiğin bir kelimeyi sevgi cümlesi ile bağdaştırdım. Senin gibi düz isim yazmadım.” “Senin kullandığın hitapla yazarsam değil bırak bizi gerçek evli sanmayı, düşman sanırlar” “Nasıl hitap ediyormuşum sana düşman sayılacak” “Kürt kızı. Bu yeterli mi” dedim meydan okurcasına. “Neyse uzatmayalım fazla vaktimiz de yok. Ben yazarım bir şeyler” dedi gözlerini kaçırarak. Haklı olduğumu görmek içimi rahatlattı. “Tamam, Nasıl tanıştık onu netleştirelim. Ben kadın doğum doktoruyum. İzmir Foça’da yaşıyorum. Nasıl tanışmış olabiliriz, bir fikrin var mı? Malum ben yaratıcı fikirler bulamıyorum” dedim imalı bir şekilde. “Sen de her işi bana bırakıyorsun. Şimdiden böyle her konuda yıkılacaksan seninle işimiz var. Neyse, ben tatile Foça’ya gelmiş olayım. Sende aynı otele tatile gitmiş ol” “Benim pek tatile gittiğim söylenemez ama tamam olabilir. Birkaç günlüğüne gitmiş olabilirim. Sonrası da şu şekilde ilerlesin, sana yıkılmamış olayım.” Dedim imalı imalı gözünün içine bakarak. O da aynı meydan okuma ile gözlerime baktı. “Ben kafede oturup kahvemi içerken sen beni çok beğenmiş ve benimle tanışmak istemişsin, bende seni bir güzel dövmüşüm. Sonra sen benim peşimi bırakmamışsın. Bir kahve içmek için rica minnet kapımda yatmışsın. Bende kabul etmişim” dedim arkama yaslanırken. “Yuh! Ben bir kızdan dayak yiyorum. Üstüne birde kapısında yatıyorum öyle mi?” “Seni dövmeden yanıma yaklaştırdığıma kimse inanmaz. O yüzden gerçekçi olması için böyle olması gerekiyor” “Benim bir kızdan dayak yediğime ve kapısında yattığıma da kimse inanmaz. Bu da gerçekçi değil” “O zaman şöyle düzeltelim, çok aşık olmuşsun ve kaybetmek istemediğin için dayak yemiş olursun” dedim sinirli bir şekilde yüzüne bakarak. “Olmaz başka bir şey bul. Mesela sen boğulmak üzereyken seni kurtarmış olayım. Sen de ilk görüşte bana aşık olmuş ol, bu nasıl” “Bu sert bakışlarınla mı aşık oluyorum sana. Sen beni boğulmaktan kurtarsan ben Azrail sanıp kalpten giderim” dedim gülerek “Çok mu sert bakıyorum. Kusura bakma farkında değilim” dedi gözlerini kaçırarak. “Yani evet. Çok sert bakıyorsun. Sever misin yoksa öldürür müsün anlaşılmıyor. Başkalarını bilmem ama en azından bana öyle bakıyorsun” dedim mahcup bir şekilde önüme bakarken. Bu sözüm onu kırmış olacak ki bir süre sustu. Sonra birden; “Severim…” dedi ve ben başımı kaldırıp şaşkın bir şekilde bakınca önce uzun gözlerime baktı. Sonra ne dediğini anlamış olacak ki “Yani sevdiklerime de böyle bakıyorum. Bazen farkında olmuyorum. Mesleki deformasyon. Sana bakışlarıma dikkat ederim” dedi Bu adam ne yapmaya çalışıyor. Bir yandan görevim diyor, bir yandan böyle konuşuyor. Dengesiz mi yoksa tecrübesiz mi anlayamıyorum. Benim sanki çok tecrübem var. “Tamam az önceki senaryo o şekilde kalsın. Beni kurtardın ve başladı. En güzeli şöyle yapalım, sen hakkında bilmem gereken her şeyi bir kâğıda yaz. Ben de yazayım ve yolda giderken ezberleriz” “İyi fikir” dedi ve Mustafa abinin masasından iki kâğıt ve iki kalem alıp benimkileri bana uzattı. Kendimle ilgili aklıma gelen tüm detayları yazıp kafamı kaldırınca onu bitirmiş beni beklediğini gördüm. Elimdeki kâğıdı ona uzatırken o da bana uzattı. Sonra saatine baktı ve “Geç kalmışız. Birazdan söylenmeye başlar. Arabada okuruz kağıttakileri çıkalım” dedi ve ayaklandı. “Tamam çıkalım” dedim ve kâğıdı katlayıp diğer eşyalarımın üzerine koydum. Kapıyı açıp çıkmamı bekledi. Tam çıkacağım anda bana doğru eğilip “Korkma. Ben yanındayken kimse sana dokunamaz. Her şey çok güzel olacak” dedi ve şaşkınlıkla yüzüne baktığımda gözlerinin içi bile gülümsüyordu. Bir süre kendimi gözlerinden alamadım. İçim kıpır kıpır ve mideme kramplar girmeye başladı. Yapma Nida, bu adama kapılma. Üzüleceksin yapma.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD