Doğan’ın Anlatımı
Hiç ummadığımız bir anda karşılaşırmışız aşk denilen duyguyla. Önce dikkatimizi sonra kalbimizi çalarmış hiç beklemediğimiz o kişi…“Asla” diyerek sabitlediğimiz tüm fikirlere rağmen, bizi can evimizden vururmuş. Bugünden itibaren “asla” dememeyi çok güzel öğrendim. Bu kız bana o taş kalbimin yerini hatırlattı. Hem de sadece varlığıyla. Herhangi bir çaba sarfetmeden, sadece kaderin bizi karşı karşıya getirmesiyle.
Tesadüf müydü?
Annemden öğrendiğim yegâne derslerden biri, hayat okulunda tesadüf diye bir şey yoktur.
Her şey yerli yerinde, vakti vaktinedir. Zamanı gelen her şey o zamanda orada oluverir.
Kafamda düşmanların bizi tespit etmeleri ve bunun sonucunda tüm ekibin açığa çıkma tehlikesine rağmen bu kızı bırakıp gidemiyordum. Aklımdaki tek soru neden o saatte mayın bölgesindeydi, neden evden kaçmıştı. Tüm bu sorularla cebelleşirken, yanıma gelen bir asker, mecburi akrabam, dayı oğlum ve aynı zamanda komutanım Mustafa’nın beni odasına çağırdığını söyledi.
Kapıyı tıklayıp odasına girdiğimde yüzünde bana karşı olan her zamanki zevzek gülümsemesi yoktu. Ciddi bir şekilde karşısına oturmamı bekledi. Üstelik bu defa rütbe konuşturmaksızın, fındık bahçesindeki halimiz gibi samimi haline geçmişti. “Kesin bir bokluk var” dedim içimden ama dur bakalım.
Eline Nida’nın kimliğini aldı ve bana uzattı.
“Babasını arayım diyorum. Gelsin kızını alsın. Ne diyorsun” Dedi ciddi bir ifadeyle.
“Sakın arama. Belli ki bilmediğimiz bir durum var. Tehlikede olmasa neden evden kaçsın” dedim, onun buradan gitmesini hiç istemiyordum.
“Neden ki, sen demedin mi düşman diye. Belki bize zarar verir.” Dedi şüpheli bir ifadeyle
“Olabilir ama düşmanda olsa, önce sebebini öğrenmemiz lazım”
Bakışlarını gözlerime dikerek ciddi bir şekilde konuşmaya başladı.
“Senin düşman sandığın o kız var ya, buradaki kaç askerin hayatını kurtaran Miran ağanın kızı. Bize kaç kez önden bilgi vererek pusuya düşmemizi engelledi. Üstelik birkaç defa onun adamları bizimle çatışmaya girerek yaralandı. Diğerlerinin düşmanlığını kazanma pahasına yaptı tüm bunları. Hani Halil eniştem “Tüm Kürtler aynıdır” der ya hep. Aynı değil hala oğlum aynı değil. Ben onlarla aynı sofrada yemek yedim. Başlarının üzerinde taşır onlar asker dediklerini.” Dedi iç çekerek elini omuzuma atmış gözlerime bakmaya devam ediyordu.
“İyi de bunları bana niye anlatıyorsun ki. Git babama anlat. Anlatabilirsen tabi” dedim sırıtarak.
“Yok. Henüz ecelime susamadım.” Dedi arkasına yaslanıp bacak bacak üzerine attı.
“Beni niye çağırdın asıl meseleye gel. Kafamda milyon tane tehlike dolaşıyor” dedim bıkkın bir şekilde
“He o yüzden mi hala buradasın. Senin timini alıp çoktan buradan gitmiş olman gerekirdi. Neden hala buradasın hala oğlu de bakalım” dedi pis pis sırıtarak.
“Plan kuruyoruz herhalde. Haber gelmeden gidemem. Haber bekliyorum” Dedim ciddi bir şekilde
“Sen bak bakayım benim gözlerime. Bende bunu yiyecek göz var mı?” dedi iki parmağını gözlerine yaklaştırarak.
“İster ye ister gargara yap. Durum böyle” dedim sıkıntılı bir şekilde.
Anlamıştı tabii ki bendeki ufak değişimi. Çoktan buradan gitmiş olmamız gerekirdi. Haberi bahane ediyordum ama bu konuda hiçbir zaman haber gelmesini beklemezdim. Kendi inisiyatifimi kullanır, başka bir karakola ya da kendi evimize geçerdik.
“Neyse, yedim varsayalım. Benim sana söyleyeceğim olay çok başka. Bu Miran ağanın kanlı olduğu bir aşiret var. Agir aşireti. Adamlar tam bir terörist yanlısı. Henüz elimizde bir kanıt olmadığı için müdahale edemiyoruz ama biliyoruz. Miran ağa ne kadar devlet yanlısı ise bunlarda tam bir terörist iti. Nida’yı burada görünce, küçük bir araştırma yaptım. Nida’yı gecenin bir vakti bu hale düşürecek ne olmuş olabilir diye” dedi ve devamını anlatmadan sigarasına uzanıp yavaş yavaş sigarasını yakıp, içmeye başladı. Bilerek yapıyor puşt, meraktan çatlayayım diye.
“Eee…Devamını anlatmak için davetiye mi bekliyorsun” dedim sinirle.
“Hayırdır çok dikkatini çekti. Niye bu kadar merak ettin” dedi pis pis gülerek. Bu adamdaki rahatlık kimse de yok.
“Olum terörist yanlısı dedin ya. Ondan dikkatimi çekti. Anlat hadi” dedim merakla. Resmen benim kıvranmamdan zevk alıyor.
“İşte öğrendiğim bilgilere göre Miran Ağanın küçük oğlu Berat, Agir aşiretin kızını kaçırmış. Kız da buna kendi isteği ile kaçtığını söyleyince, önce ikisinin de ölüm emri verilmiş, sonra da öne atılan berdel fikri ile Nida’yı Agir aşiretinin küçük oğlu Siraç’la evlendirme kararı almışlar. Eğer Nida o adamla evlenirse kıza yazık olur. Nida, İzmir’den buraya daha dün gelmiş. Muhtemelen evden bu yüzden kaçtı” dedi ve ben duyduklarımla ona belli etmesem de çok şaşırmıştım. Zavallı kız, nelerle uğraşmış. Bir de ben kıza neler yaptım.
“Töre ne be. Bu devir de töre mi kaldı. Saçmalık” dedim sitemkâr bir halde.
“Oğlum sen hangi coğrafya da görev yapıyorsun. Bilmiyormuş gibi konuşma. Tabii ki buralarda onlar için kanun, töre.” Dedi beni inandırmaya çalışıyordu.
Bende biliyorum bu topraklarda hala kanunun töre olduğunu ama buna inanmak istemiyordum. Boşuna yaralı ceylan dememişim. Gerçekten büyük bir yarası varmış. Gözlerindeki çaresizlik bu yüzdenmiş.
“Peki bunları neden bana anlatıyorsun. Bunlar seni ilgilendirir. Beni değil” dedim umursamaz davranmaya çalışarak.
“Hani kızı mayın tarlasında bulduğunda kalp ritmin çok yükselmiş ya. Belki bilmek istersin dedim”
“Yok öyle bir şey. Ne saçmalıyorsun.”
“Valla ben kanıtlarla konuşuyorum.” Dedi telefonunu çıkarıp uygulamada kalp ritimlerimin dokümanını göstererek. “Sen telsizle haber verdiğinde Kerem durumunu anlamak için uygulamaya bakmış. Senin kalbinin ritminin yüksek olduğunu görünce kötü bir durum olduğunu düşünmüşler ama gördükleri manzara pek öyle olmamış. Genç ve savunmasız bir kız senin neden kalp ritmini yükseltsin ki” dedi imalı bir şekilde.
“Sen bakma o uygulama arada yanılıyor” dedim inandırmaya çalışıyordum başarılı olamasam da.
“Kerem de öyle dedi. İnanamadı…Senin bir kadın karşısında kalp ritmin artınca “hiç şaşmayan uygulamada bozulmuş herhalde” dedi. Çünkü Kerem gibi bizde buna inanamadık.” Dedi benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu.
“Seninle uğraşamam Mustafa ben gidiyorum” dedim ayağa kalkıp kapıya yönlenmiştim ki arkamdan seslendi.
“Asıl söyleyeceklerimi henüz söylemedim Doğan. Otur yerine” dedi sert bir ses tonuyla. İçimden bin küfür sayarak oturdum. Bu puştun maalesef ki rütbesi benden yüksek.
“Adam gibi anlatacaksan dinliyorum” dedim artık sinirlenmeye başlamıştım. Hele buradan bir çıkayım o Kerem’e çok güzel hesap sorma planlarım var. Benimle ilgili bu verileri tam adamına anlatmış.
“Miran ağa benim çok sevip saydığım birisi. Bize ne kadar yardım ettiğini sana söylemiştim. O bu konuda ölse kimseden yardım istemez. Benim aklıma bir fikir geldi. Eğer başarılı olursa hem Nida o adamla evlenmekten kurtulur hem de Berat ölümden. Miran ağanın bize yaptığı iyiliklere karşı, bizde ona küçük bir iyilik yapmış oluruz” dedi karşımdan kalkıp masasına geçerken.
“Ne fikir geldi aklına. Benim bu konuyla ne ilgim var” dedim hala asıl derdini anlatmamıştı.
“İşte sen bu fikirde başrol oyuncususun” dedi masasına iki eliyle vurarak sevinçli bir haber anlatır gibiydi.
“Nasıl yani”
“Şöyle ki sen Nida ile çok önceden ailelerden habersiz evlenmiş olsan, kimse Nida’yı evlenmeye zorlayamaz. Üstelik bu damat komutan olursa Berat’a da bir şey yapamazlar. ” Dedi rahat rahat sırıtarak.
“Kamera nerede dayım oğlu. Söyle o yana bakarak güleyim.” Dedim çünkü bu ancak bana oynadıkları bir kamera şakası olabilirdi.
“Hayır halam oğlu. Bu bir kamera şakası değil. Seni Miran ağaya verdim gitti” dedi kolunu sallayarak.
“Bende ciddi ciddi oturmuş seni dinliyorum. Kendine dalga geçecek başka bir kurban bul” dedim yine ayaklanmış gidecektim.
“Ben çok ciddiyim Doğan. Miran ağaya da Nida’ya da ancak böyle yardım edebilirim. Sende bana yardım edeceksin. Formalite bir evlilik olacak. Bir yıl sonra “anlaşamadık boşandık” dersiniz. O zaman her şey unutulmuş olur” Dedi ciddileşmiş ve bakışlarını sertleştirmişti.
“Birde ciddisin yani. Neden ben yapıyorum da başkası yapmıyor” dedim bende aynı sinirle yüzüne bakarak.
“Çünkü diğerlerinin sevgilisi var. Rütbe olarak da buralarda sözü geçecek bir rütbedesin. Başka türlü bu evlilik bir işe yaramaz. Ayrıca sen benim halamın oğlusun. Sen yardım etmeyeceksin de kim yardım edecek.” Dedi kararlı bir şekilde
“Akraba akrabayı gurbette diyorsun” dedim gözlerine bakarak.
“He aynen öyle diyorum. Yiğit albay ile görüştüm. Sizi 2 ay önce evlenmiş olarak gösterdiler. Bununla ilgili tüm evraklar sisteme işlendi bile. Nida’nın yeni kimliği de 1 saate gelmiş olur.”
“Beni buraya evlendiğimi söylemek için mi çağırdın!” Dedim şaşırmış, öfkelenmiş ve yerimde duramıyordum. Onu boğmamak için kendimi zor tutuyordum.
“Bana rol yapma Doğan. Senin bir kadından etkilendiğin görülmüş mü? Sen de kızı beğendin, kabul et. Bende fırsatı kullanıp seni evlendirdim. Başka türlü evleneceğin de yoktu.”
“Beni bırak kıza sormadın bile. Belki sevdiği var, belki zorla evlendirileceğini öğrendiğinde o yüzden kaçtı.” Dedim artık kendimi geçmiş Nida’yı savunuyordum. Düştüğüm duruma bak.
“Sen Nida’yı tanımadığın için çok normal. Sevgilisi falan yok. Kesin bilgi. Hatta onun yanına yaklaşabilmiş bir erkek yok.” Dedi pişkin pişkin
“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun. Başka yerde yaşıyormuş. Nereden bileceksin kalbindekini”
“Nida’nın buralardaki lakabı “Erkek Fatma” yanına yaklaşan tüm erkekleri dövdüğü için kimse yanına yaklaşamıyor. Ben 7 yıldır bu topraklarda görev yapıyorum. O kızı da çok iyi tanıyorum. Ayrıca sevgilisi olsa evden yürüyerek Nusaybin’e kaçmak yerine sevgilisini arardı dimi. Başka bir çaresi yok Doğan. Nida’nın tek kurtuluşu seninle formalite evliliği yapmak” dedi tüm yollarımı kapatmıştı. Bak sen bizim yaralı ceylana. Ben onu savunmasız sanıyorken o erkek dövecek kadar gözü karaymış. Bu durum hoşuma gitti. İçimde bir kıpırtı oluştu.
Sonra ise aklıma gelen soru ile yerimden sıçradım.
“Babam…Babam ne diyecek bu evliliğe.” Dedim korkuyla. Beni hamsi gibi tavaya dizer, ağır ateşte kızartarak yerdi.
“Hayırlı olsun der herhalde. Oğlu evlenen adam başka ne diyebilir.” Dedi yine pis pis sırıtarak. Sonra da “Eniştem nereden öğrenecek. Ruhu duymadan siz boşanırsınız. Tabi gerçeğe dönerse orasını bilemem” dedi imalı bir şekilde.
“Olmaz Mustafa. Başka bir hal çaresini düşün.” Dedim tekrar ayaklanarak. İşin içinden çıkamıyordum.
“Dur bakayım biraz düşüneyim” dedi düşünüyormuş gibi yaparak. Sonra ise;
“Düşündüm ama bulamadım. Tek çözüm bu. Üstelik Yiğit Albayda benimle aynı fikirde. Beni ezip geçsen onu ezemezsin. Hadi kuzen seni ilk ben tebrik edeyim. Hayırlı uğurlu olsun. Allah bir yastıkta kocatsın” dedi bana sarılıp omuzuma sert sert vurarak.
“Ulan Mustafa ben sana bunun hesabını sormaz mıyım?”
“Sorarsın elbet. Cevabını bilmediğim soru yok çok şükür. Hadi sen karının yanına git. Yalnız kalmasın”
Ona öfkeli bir şekilde bakınca da arkasını dönüp masasına oturdu.
Ben ise sinirle dışarıya çıkıp sigara yakmıştım. Şu an kim benimle konuşursa gazabıma uğrardı. Tamam kızdan etkilendim, bu bir gerçek ama bu birden evleneceğim anlamına gelmiyordu. Üstelik kıza mayın tarlasında neler yapmıştım. Hele babam. Kürt kızı ile evlendiğimi duyarsa beni önce öldürür sonra evlatlıktan reddeder.
Off Mustafa yaktın beni.
Sinirim biraz geçince revire doğru yürüdüm. Kapının önünde iki askeri Nida’ya bakıp konuşurken yakaladığımda sinirim tepeme çıktı.
“Ne yapıyorsunuz burada” dedim ikisini de ensesinden tuttuğum gibi fırlattım.
“Revirin kapısının önünde bile bir asker görürsem hepinizi yakarım” dedim ve askerler revirin önünden resmen kaçarak uzaklaştılar. Bu garip sahiplenme duygusunun nereden geldiğini anlamıyordum ama formaliteden de olsa artık karımdı. Başka bir erkeğin gözü değemez.
Yanına bir sandalye çekip bir süre onu uyurken izledim. Çok yorgun ve halsiz duruyordu. Yaşadığı şeyleri düşünürsek haline üzülmemek elde değildi. Bu kızın erkekleri dövecek kadar gözü kara olduğuna hala inanamıyorum. O kadar naif ve sakin duruyor ki. Hele mayın tarlasındaki o çaresiz çırpınışları. Kalbimin yine atışları değişti. Kesin bunu da alay konusu yaparlar.
Kendimi sakinleştirip o uyanana kadar dinlenmeye karar verdim. Kıpırdandığını gördüğümde kalkacağını anladım. Yanında bir şeyler aradı ama bulamadı. Sessizce kaçmaya çalışırken yakaladım.
Bana karşı korkusuz bakışlarını gördüğümde anladım Mustafa’nın ne demek istediğini. Bizim yaralı ceylan, dişi bir aslana dönüşmüştü. Bana meydan okuma çalışmaları ve bana hakaretleri bitmek bilmiyordu. Sözümü dinlemiyordu. Bende onu sırtıma attığım gibi yatağa yatırdım ve yatağın kenarına kelepçeledim. Benim inadımla yarışamazsın yaralı ceylan. Serumu bitmeden buradan ayrılıp da başına bir iş gelmesini göze alamazdım. Çok halsiz görünüyordu. En iyisi bu asi ceylanı bir süreliğine zorla da olsa sakinleştirmekti.
Benimle çene yarıştırmaya devam ediyordu. Bana edebileceği tüm hakaretleri sıraladı. Üstelik yanımızda Kerem’de vardı. Yalnız olsak bir nebze katlanabilirdim ama bir de ona karşı rezil oluyordum.
“Aldım başıma belayı” dedim içimden.
Canıma tak ettiği bir noktada onu sert bir dille uyardım. Anlamış olacak ki konuşmadan arkasını döndü ve serumunun bitmesini bekledi.
Serumu bitince kelepçesini çıkardım ve gitmesini bekledim. İçimden defalarca “gitme” desem de artık tüm yolları bana çıkacaktı. O istese de istemese de başka çaremiz yoktu.
Kapıya kadar gittikten sonra geri döndü ve yanıma geldi. Az önceki dişi aslan gitmiş yerine yine o yaralı ceylan gelmişti. Mahcup bir ifadeyle benden özür dileyince dayanamadım ve gözlerine baktım. O gözler beni benden bir kez daha aldı. İçim eridi. Kerem'in yanımda olduğunu unutmuştum bile. Kerem’in varlığını hatırlayınca “görevimdi” diye geçiştirdim konuşmayı.
O gidince sanki çok uzaklara gidiyormuş gibi hissettim. Canım acıdı. Bana neler oluyor böyle. Birazdan öğreneceği şeyle onunla bambaşka bir yola girecektik. Bu yola o hazır mıydı? Ben hazır mıydım? Bunu ancak zaman gösterebilir.
Revirde oturup bekledim. Kerem, benimle konuşmaya korktuğu için Nida gidince hemen bahane bulup yanımdan uzaklaştı. Kendimle baş başa kalmış olmanın rahatlığıyla düşündüm. Bunca bilinmezliğin içerisinde bir de bu olay çıkmıştı. İçimde bir yer seviniyordu. Artık evliydim. Formaliteden bir evlilik. Nida bu evliliği nasıl karşılayacak, şu an tek merak ettiğim şey bu. Merak etmem gereken bunca tehlike varken ben Nida’nın düşüncelerini merak ediyordum. Bana ne yaptın böyle yaralı ceylan.
Yaklaşık yarım saat sonra bir asker Mustafa’nın beni odasına çağırdığını söyledi. Meraktan yerimde duramasam da belli etmeden odaya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda Nida yüzüme baktı. Yüzünde şaşkınlık ve kabullenmişlik aynı karede duruyordu. Mustafa ise pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. Bu ifadelerden anladığım kadarıyla Mustafa, Nida’yı bu evliliğe benden kolay ikna etmişti. Ne dedi acaba…”Ya evlenirsin ya ölürsün mü?”
Hayatıma hoş geldin yaralı ceylan. Seninle çok eğleneceğiz…