Doğan’ın Anlatımı
Kader, bazen en beklenmedik anda yumruğunu en sert şekilde karnımıza indirir. Nefesimizi keser, dizlerimizi büker. Acı verir. Ama asıl mucize, o yumruğu yiyip de yere düşmemekte değil, düştükten sonra kimin elini tutup kalktığındadır. Her şey sebeplerle örülüdür. Kader o yumruğu hangi sebep ile savurmuştur, işte onu görebilmek asıl meseledir. Kimi zaman çok geç anlarız, kimi zaman ise farkında olarak yola devam ederiz.
Benim sebebim kalbimin karanlığı ve taş kesilmesiydi. Ancak bir çift ceylan göz beni alt edebilirdi. Öyle de oldu. Şimdi tüm sebepleri unutup, nedenleri görmezden gelip, onunla el ele ömür yolculuğumu geçirmek istiyorum. Onunla nefes almak, onunla gülmek veya hüzünlenmek. Ben artık Nida olmadan bir ömür düşünemiyorum. Mecburiyetlerin gölgesinde başlayan her şey, şimdi gerçeğin ışığında yeniden filizleniyordu. Ve ben, bu filizin kök saldığı toprak olmaya hazırdım.
Doktorun ve yanındakilerin odadan çıkmasıyla her şey çok daha sakin bir hal almıştı. Nida, hala bir rüyada olduğunu sanıyor, ben de onun bu halini bozmak istemiyordum. Ona uyum sağlayarak kahvaltısını yedirmeye başladım.
“Bir şey söyleyeyim mi? Bu gördüğüm en güzel rüya. Rüyadayken bunun farkında olmak çok güzelmiş” dedi gözlerime bakıp gülümseyerek.
“Ben de rüyalarının beyaz atlı prensi oluyorum demi” dedim aynı şekilde gülümseyerek.
“Öylesin tabi ki. Hayatıma başka erkek girmedi ki. Arada sırada futbolcuları görüyordum ama onlar sayılmaz. Mecburiyetten evlenmiş olsan da benim kocamsın ya. Seni görmem daha mantıklı”
“Hangi futbolcuymuş o rüyalarına giren. Sakın bak. Benden başkasını görmek yok” dedim içimde ansızın bir kıskançlık belirmişti. Bir kızın rüyasında futbolcu görmesi de ayrı bir durumdu ama Nida normal bir kız değildi.
“Sen ne biçim rüyasın ya. Ama olsun beni kıskanman hoşuma gitti” dedi keyfi yerindeydi ve yüzünde güller açıyordu.
“Kıskanırım tabi. Sen benim karımsın” dedim yanağının yanına gelen saçını kulağının arkasına kıstırarak.
Yüzüne hüzünlü bir gülümseme yerleştirdi.
“Görev için evlendiğin ve mecbur bırakıldığın karın. Keşke seninle bambaşka bir şekilde karşılaşsaydık. Sen bana böyle aşık baksaydın, bende sana âşık olsaydım. Her şey seninle kurduğumuz o tanışma senaryolarındaki gibi olsaydı. Ne güzel olurdu” dedi bakışlarını acı bir buruklukla önüne indirmişti.
“Nerede nasıl olduğunun bir önemi var mı? Karşılaşmamız, evlenmemiz ve benim sana ilk görüşte âşık olmam yetmez mi?”
Kalbimdekini söylemek beni heyecanlandırmış ve vereceği cevabı ve tepkisini merak ediyordum. Ona açılmamamın en büyük sebeplerinden biri vereceği tepkiden kokmamdı. Ya ters teper de onu tamamen kaybederim diye sadece belli etmekle yetiniyordum. Şimdi pat diye söylemiştim ama ya kötü bir şey söylerse diye yüreğim ağzımda bekliyordum.
Bir süre konuşmadı. Ağzındaki lokmayı bitirdi ve önündeki zeytinle oynadı.
“Bir şey demeyecek misin” dedim kaçırdığı gözlerine bakmaya çalışarak.
“Mustafa abi bunu bana zaten söyledi” dedi önündeki zeytinle oynamaya devam ederek.
Ben yanlış mı duymuştum. Mustafa, Nida’ya ona âşık olduğumu mu söylemişti
“Bir dakika. Mustafa sana âşık olduğumu mu söyledi. Ne zaman?” diye atıldım heyecanla.
“Evet o söyledi. Karakolda odasına gittiğimde” dedi şaşkın bir şekilde gözlerime bakarak. Sonra devam etti.
“Ama merak etme ben ona inanmamıştım. Benimle Siraç için evlendiğini biliyordum”
“Siraç’ın bununla ne ilgisi var. Hem neden inanmadın ki”
“Çok alakası var. Her şeyi biliyorum. Mustafa abi söyledi. “Siraç’ın açığını bulmamız gerek” dedi. “Doğan ile formalite evlilik yapacaksınız, hem o sana aşık yazık çocuğa” gibi şeyler de söyledi. İnanmamam normal değil mi? Bana öldürecek gibi bakıyordun. Hem öyle bile olsa sen askersin görevin her zaman duygularından önce gelir. Sen evlenmeyi Siraç’ı yakalamak için kabul ettin. Ben de bu gerçeği kabul ettim. Belki o olmasaydı evlenmeyi hiç kabul etmezdin”
Nida benim Siraç’ı yakalamak için mi onunla evlendiğimi düşünüyordu.
Ulan Mustafa, yine her şeyi bok ettin. Madem aşık dedin Siraç’ı niye araya sokuyorsun. Madem görev diyorsun niye sana aşık diyorsun. Ulan bir de acındırmaya çalışmış “yazık çocuğa” falan diyerek. Sen dur seni elime bir geçireyim sana neler yapıyorum.
Gözlerimi kapattım ve içimden Mustafa’ya ağır küfürler ederek sakin kalmaya çalıştım. Derin bir nefes alıp, konuşmaya devam ettim.
“Yok öyle bir şey. Yani hislerimle ilgili söylediği doğru ama Siraç için olan kısım yanlış. Ben bu evliliği sadece senin için kabul ettim”
“Mustafa abiyle avluda konuştuklarınızı duydum. Senin ağzından…Siraç’ı mahvetmek istediğini ve sadece onun için yaptığını söyledin”
“Ahh be güzelim. Sen tüm olayı yanlış anlamışsın. Siraç’ı sana olan takıntısı yüzünden bitirmek istedim. Onun dışında yaptığım her şeyi de senin için yaptığımı söyledim. Siraç için değil. Sen buna mı üzüldün bu kadar”
İçime bir huzursuzluk çökmüştü. Demek Nida, bunca zaman ona karşı hislerim olduğunu bilmesine rağmen, bu yüzden hislerimi anlamayı reddediyormuş. Her şeyi görev için yaptığımı sanıyormuş.
“Ne güzel bir rüya bu. Keşke hiç bitmese” dedi sanki bunların yalan olduğunu düşünüyor ve gerçek olmasını istemiş gibi.
Şimdi her şeyi öğrendiğime ve ona duygularımı da söylediğime göre onun duygularını öğrenebilirim. Biraz fırsatçılık gibi olacak ama olsun. Aşk yolunda her şey mübahtır.
“Öyle öyle rüya. Sana bir şey sormak istiyorum. Şimdi ben sana zaten duygularımı söyledim. Peki sen bana karşı bir şeyler hissediyor musun? Nasıl olsa rüyadayız. Çekinmene gerek yok”
“Neden çekineyim ya. Nasılsa rüya” dedi boş vermiş bir şekilde elini sallarken. İçindekileri dökmeye hazırlanır gibi rahat bir şekilde arkasına yaslanıp gözlerime baktı.
“Malum seninle normal bir şekilde karşılaşmadık. İlk başlarda seni bir kaşık suda boğabilirdim. Sana karşı çok öfkeliydim. Sonra revirden çıktığım sırada bana öyle bir baktın ki. Hiç hissetmediğim bir duygu aktı kalbime. Çok farklıydı ama güzeldi. Yine de o duyguyu unutup oradan uzaklaşmak istedim. Üzülmekten korkuyordum ve bu yüzden de hiç aşka bulaşmamıştım.
Sonra sana daha dikkatli baktım. Çok güzel gülümsüyordun ama hiç gülmüyordun. Bunun nedenini asker olmana bağlamıştım. Gördüğün onca ölüm seni katı ve sert birine çevirmişti. Duyguların alınmış gibiydin. O yüzden de birini sevebileceğine hiç ihtimal vermemiştim.
Arabaya bindiğimizde bana verdiğin kâğıdı okudum. Çocukken annenin öldüğünü öğrendim. Yaşadığın bu duruma çok üzülmüştüm. Asıl nedeninin teröristler olduğunu Mustafa abi olayı babama anlattığında anladım. Kürtlere olan düşmanlığını ve beni terörist sanmandaki asıl meseleyi anladım. O an sana sarılmak istedim. “Ben yanındayım” demek istedim ama olmadı. Bana bakışların ve davranışların sana daha da ısınmamı, hatta sevmemi sağladı. Nasıl sana bu kadar hızlı bir şeyler hissettim hiç bilmiyorum ama ben seninle isteyerek nikahlandım Doğan. Boşanana kadar yanımda ol, o zamanları bari güzel geçireyim istedim. Ben galiba sana âşık oldum”
Ben neler duydum. Nida bana “sana âşık oldum” mu dedi. Yanlış duymadım demi. Heyecandan yerimde duramıyordum. Yerimden hızla doğruldum. Odanın içinde hızla volta atmaya duyduklarımın gerçekliğini idrak etmeye çalışıyordum. Nida ise şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Birkaç dakika sonra kendimi sakinleştirip yanına geldim. Kahvaltı masasını geriye çekerek hemen dibine oturdum. Omuzlarından tutup gözlerine baktım.
“Tekrar söyleyebilir misin? Sen bana aşık mı oldun”
“Evet Doğan. Ben sana âşık oldum” dedi
Bu iki kelime, kulağıma çalındığı an, beynimle kalbim arasındaki tüm bağlantıları kopardı. Mantık, ihtiyat, korku... Hepsi buharlaştı. Geriye sadece onun sözlerinin yarattığı fırtına ve ona dokunma arzusu kaldı. Dudaklarını dudaklarımla kapattım. Bir sonraki anda, avuçlarım yanaklarında, nefesim onun nefesine karışmış halde buldum kendimi.
Şu an bulutların üzerindeydim. Bütün hücrelerim mutluluktan horon tepiyor, yaşadığım anın büyüsüyle onun dudaklarını daha tutkulu öpmemi sağlıyordu. Ben hem seviliyor hem de seviyordum. Diğer tüm sebepler gelip geçiciydi. Artık her şey mümkündü.
Nefes almak için dudaklarından uzaklaştığımda hemen alnına bir öpücük kondurdum.
“Seni çok seviyorum ceylan gözlüm” dedim ve sımsıkı sarıldım. Tüm dünyaya haykırmak istercesine söylemiştim bunu.
“Biliyorum birazdan uyanacağım ve hepsi bir rüya olacak ama yine de çok güzeldi” dedi kollarımın arasındayken.
Ona sarılmış halde saçlarını okşamaya başladım. O göğsüme sokulmuş bir kuş gibi gönlüme sığınmıştı. Ben ise ona kafes değil orman olmak istiyordum.
“Hayır güzelim hayır. Bu bir rüya değil. Bu gerçeğin ta kendisi” dedim ama Nida’dan bir cevap gelmemişti. Bir süre daha sarılı kaldıktan sonra hafif geri çekilmiştim ki onun yine boynumda göğsümde uyuyakaldığını gördüm.
Gülümsedim. Yaşadığım bu mutlu anlar ömrümün en güzel sahneleriydi. O sahneleri film yapıp tekrar tekrar izlemek isterdim.
Onu usulca yastığına yatırdım ve üzerini örttüm.
“Sen benim hem rüyam hem gerçeğimsin ceylan gözlüm. Ömrüme hoş geldin” dedim kulağına hafifçe fısıldayarak. Sonra alnından öptüm ve koridora çıktım.
Doktorların muayenesini bitirip gitmek üzere olduğunu gördüğümde hemen yanlarına doğru ilerledim.
“Doktor Bey, Nida Aydın’ı görmediniz. Kontrol eder misiniz?” Dediğimde doktor gülerek
“Geldiğimizde çok meşguldünüz rahatsız etmek istemedik” dedi
“Kusura bakmayın” dedim mahcup bir şekilde.
“Önemli değil. Yeni evlisiniz olur böyle şeyler. Hastamız müsaitse bir muayene edelim. Hemşire ateşinin düştüğünü söylemişti”
“Şu an uyuyor ama buyurun” dedim elimle odayı göstererek.
Doktor odaya girdi ve önce dosyaya baktı sonra benden Nida’yı oturtmamı isteyerek sırtını dinledi. O sırada Nida gözlerini araladı.
Doktor muayeneyi bitirdiğinde Nida da uyanıktı.
“Dün söylediğim gibi fena üşütmüş ama şu an daha iyi. Kan tahlili isteyeceğim. Onları da bir göreyim. Bugün de hastanede kalsın. Yarın durama göre taburcu edebiliriz. Geçmiş olsun” dedi ve odadan çıktı.
Nida uyku mamuru gözlerle bana bakıyordu. Sanki az önce yaşadıklarımızı hiç yaşamamış gibi buruk bir hüzün vardı yüzünde.
Doktorun odadan çıkmasının ardından çok geçmeden hemşire odaya girdi.
“Nasılsınız Nida Hanım. Tahlil için kanınızı almam gerekiyor” dedi gülümseyerek.
Nida ise konuşmadan başıyla onayladı ve kıyafetinin kol kısmını yukarıya doğru sıyırdı. İğne batırılırken onun acıyla yüzünü buruşturması benim de canımı acıttı.
“Dikkat edin hemşire hanım. Canını yaktınız” dediğimde hemşire
“Merak etmeyin elim hafiftir. Karınızı bu kadar düşünmeniz ne güzel. Allah bozmasın” dedi samimi bir şekilde.
“Âmin” dediğim sırada Nida bana şaşkın bir bakış attı.
O sırada kan alımı bitmiş ve hemşire malzemelerini topladı. Tam kapıdan çıkacakken söyleyeceklerini içinde tutamamış olacak ki ikimize dönüp konuşmaya başladı.
“Sizi uyarmak bana düşüyor. Anlıyorum yeni evlisiniz ama hastanenin kuralları var. Eğer öpüşecekseniz lütfen kapıyı kilitleyip öpüşün. Burası küçük yer. Bütün hastane sizi konuşuyor” dedi gülümseyerek.
Nida şaşkınlıkla yerinden doğruldu. Gözleri büyüdü ve hayretle ağzı açıldı. Bir bana bir hemşireye bakıyordu.
“Ne öpüşmesi hemşire hanım” dedi ellerinin titrediğini uzaktan bile görebiliyordum.
“Muayene için odanıza gelindiğindeki öpüşmeniz. Yanlış anlamayın sizi ayıplamıyorum ama yine de dikkat edin. Herkes benim gibi düşünmeyebilir”
“Ama şey. O…O rüya değil miydi?”
Onun bu haline kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Dudaklarımı birbirine bastırıp, gülme sesimin dışarıya çıkmamasını sağlıyordum. O hali görülmeye değerdi. Hayal kırıklığı, utanç, mahcubiyet ve en önemlisi şaşkınlık aynı yüzde ifade buluyordu.
“Hayır tabii ki. Siz rüya olduğunu mu düşündünüz. Ateşiniz yüksek değil. Rüya ve gerçeği ayıramadınız mı?”
“Ben. Ben rüya sanmıştım” dedi yine bakışlarını önüne düşürüp parmaklarını parmaklarına bastırmaya başlayarak.
“Bunu doktor beye sormam lazım. Birazdan gelirim. Geçmiş olsun” dedi ve odadan çıktı.
Hemşirenin odadan çıkmasıyla Nida’nın yanına oturdum. Yatakta cenin pozisyonu almış ve pikeyi üzerine çekmişti.
“Nida” dedim hafif bir ses tonuyla.
“Efendim” dedi titreyen sesiyle.
“Hadi otur da sakin sakin konuşalım”
Örtüyü birden üzerinden atıp oturdu.
“Doğan! Çok özür dilerim. Kendime inanamıyorum. Ben rüya sanmıştım. Yoksa böyle bir şey yapmazdım. Yapamazdım! Ben şey. Lütfen unutalım” dediğinde dudaklarına ufak bir öpücük bıraktım. Çekildiğimde ellerini tuttum ve kendimi gördüğüm ceylan gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım. Yüzündeki şaşkınlık çok şirin görünüyordu.
“Hepsi gerçekti. Sana söylediğim sözlerin her biri. Tıpkı sana olan duygularım gibi. Artık yanlış anlamalara da, kötü bir şekilde tanışmış olmamıza da takılmayalım. İkimizde birbirimize karşı bir şeyler hissediyoruz. Bunu yaşayalım. En baştan. Sıfırdan”
“Nasıl olacak ki”
“Evli sevgililer oluruz” dedim yanağını hafifçe okşarken.
“Nasıl yani” dedi heyecanla bağdaş kurup bana bakarak.
“Birbirimizi kağıtlardan değil de daha yakından tanırız. Hislerimizi başkalarının ağzından değil birbirimizden dinleriz. Birlikte zaman geçiririz. İçimizdeki duygulara şans veririz. Sen ne zaman istersen o zaman gerçek evli oluruz. Ne dersin. Sevgilim olur musun?”
“Şey ben. Çok şaşırdım. Gerçek demi bu”
“Hem de en gerçek çok ama çok gerçek” dediğimde sevinçle boynuma sarıldı.
“Olur. Öyle yapalım. Seni tanımayı çok isterim” dedi bana sıkı sıkı sarılırken.
Tam o sırada kapı açıldı. Hemşire ve doktor odaya girdi.
“Neyse bu defa normal şekilde bulduk sizi” dedi hemşire gülerek.
Doktorda gülümseyerek karşılık verdi.
“Hemşire Hanım az önce bahsetti gerçek ve rüyayı karıştırma şeklinde bir bilinç kopukluğu yaşamışsınız. Ateşinizi düşüremediğimiz için size çok ağır bir ilaç vermek zorunda kaldık. Bu ilacın yan etkilerinden biri bilinç karmaşası yaşatmasıdır. Bunu söylemeniz çok iyi oldu. Size bir daha o ilaç verilmeyecek. Belli ki vücudunuz bu ilaca karşı duyarlı. Birazdan hemşire ilaçlarınızı getirecek. Tekrardan geçmiş olsun” dedi ve odadan ayrıldı. Doktorların çıkmasının ardından kapı tekrar açıldı ve Nida’nın ailesi odaya girmeye başladı.
Annesi korkuyla ve ağlamaklı bir halde kızına sarıldı.
“Nidam. Çok korkuttun bizi. Sabaha kadar uyuyamadım. Abin kalabalık etmeyin dedi ve gelemedim yanına. İyi misin annesinin can parçası”
“İyiyim anne merak etme çok iyiyim” dedi Nida.
Onların gelmesiyle ben Nida’ya el işaretleri yaparak dışarı çıkacağımı söyledim ve kantinden bir çay alıp bahçeye sigara içmeye çıktım.
Bir bankta oturdum. Aradan geçen yarım saat sonunda odaya doğru gidiyordum ki silah sesi ve sırtımda bir çarpma hissettim.
İçgüdüsel olarak en yakındaki duvarın ardına sıçradım. Sırtım duvara yapışık, gözlerim etrafı tarıyordu. Kurşunların geliş açısını hesaplıyordum. Sırttan vurulmuştum. Bana ateş eden kişiyi görmem gerekiyordu. Ateş edilen noktayı hesapladığımda o yöne doğru baktım.
Etrafta insanların kaçışması ve çığlıklarla büyük bir panik havası vardı. Yanımda silahım yoktu ve sadece adamın yüzünü görmeliydim. İkinci atış geldiğinde, bir anlığına göz göze geldik. Yüzünde bir yara izi vardı. Sol yanağından çenesine uzanan çarpık bir çizgi. Gözleri soğuk ve ölü gibi bakıyordu. Benim yaşlarımda, esmer, siyah takım elbiseli bir adamdı. Bu görüntüyü hafızama kazıdım. Sonra dönüp kalabalığın içinde kayboldu. Peşinden koşup yetişmek istedim, ama hemşireler etrafımı sarıp
“Beyefendi, iyi misiniz?” demeye başladılar. Yüzünü gördüğüm bu adamı elbet yakalayacaktım. İşte o anda onun canını kendim alacaktım.