TANITIM
- Dürbünle üst kattaki odalardan birine odaklandı. İçeride birkaç adam bir masanın etrafına toplanmıştı. Kalın kaşlı, siyah takım elbiseli biri ayağa kalkıp elini masaya vurdu. Görüntü net değildi ama yüz hatları tanıdıktı. Pirdüz Ağa, hâlâ oyun kuruyordu.
Bedirhan, dürbünü indirdi. Gözlerini kıstı. Dudaklarının kenarı sinirle çekilmişti.
> “Toplantı hâlâ devam ediyor. Hâlâ kalleşlik peşindeler…”
Tam o sırada, alt kattaki kapı aralandı.
Bedirhan, refleksle dürbünü yeniden kaldırdı.
Girişe yakın bir kadın… küçük adımlarla, tepsiyle yürüyordu.
Bedirhan önce önemsemedi. Fakat kadın içeri girerken bir anlığına başını çevirdi, içerideki seslere kulak kesilir gibi durdu. Yüzü bir anlık, odanın ışığında belirdi. Bedirhan’ın kalbi bir anlığına durdu.
Suade.
Sade bir elbise giymiş, başı örtülü ama sarı saçları uzunca beline düşmüş, yeşil gözleri mağrur. Elinde kahve tepsisi. Bir bakışta görülmeyecek kadar sessiz bir kadın. Ama Bedirhan’ın gözünde bir anda dünyanın sesi kesildi. Gözleri bir anlığına dürbünün merceğiyle buluşmuş gibiydi. Direkt bakmıyordu ama ışıkta belli belirsiz silüeti, yüzündeki o donuk telaş, bir kadının değil sert bir kayanın yüzü gibi dimdikti.
Onu daha önce görmüştü. Uzun zamandır aradığı bu bakışlar.....
Düşmanın evi, düşmanın kızı…
Bedirhan dürbünü indirdi. Uzun uzun nefes aldı. Parmakları yanındaki toprağı sıktı. İçindeki öfkeyle birlikte yeni bir çelişki doğuyordu. Karanlıkta hesap kitap yaparken, bir yüz — sadece bir yüz — tüm dengeyi bozuyordu.
> “Kim bu kız?” diye sordu yanında sessizce duran Korhan’a.
“Pirdüz’ün büyük kızı. Suade. Evlendirilmemiş. Evden dışarı çıkmaz. Sessizdir.”
Bedirhan başını yana eğdi. Gözleri karanlıkta, konağın ışıklı penceresine bir kez daha döndü. Aklı karman çormandı.