Divan

1258 Words
- Sen kimsin de karıma kurşun sıkıyorsun, piçin dölü! Ben şimdi senin kafana sıkmaz mıyım! Bedirhan, Suade’ye sıkılan kurşundan sonra deliye dönmüş, vurduğu Sekman iti ayaklarının dibinde, silah kafasındaydı. Suade o sırada kolundan süzülen kanın şokunda Dicle’nin kolları arasındaydı. Bir yandan canı yanarken, bir yandan da kaşla göz arasında olan bitenin etkisindeydi. Bedirhan Sekman’ı vurmak üzereydi; bu olursa her şey daha kötü olacaktı. Bunun bilincinde, kolundaki acıyı bir yana bırakarak Bedirhan Ağa’ya seslendi. Bedirhan yapma, onu öldürürsen her şey daha kötüye gidecek. Vurulan benim, ben sıkıntı yapmıyorum. Yalvarırım dur. O sırada her şeyin bir faciaya dönmemesi için Aze ve Botan Ağa da tetiği çekmek üzere olan Bedirhan Ağa’yı durdurmaya çalışıyordu. Ağam, anam, Suade… Konuşmanız boşuna. Bu it bugün burada yaptığının kefaretini ödeyecek! Bedirhan Ağa elindeki silahın tetiğini çekmek üzereyken, o an olayları daha kötü bir yere çekecek facianın eşiğinde, içeriye divanın başkanlığını yapan, herkesin saygıda kusur etmediği Reşat Ağa girdi. Bedirhan oğlum, hemen o silahı indiriyorsun! “Reşat Ağam, sana hayatım boyunca hiçbir zaman saygıda kusur etmedim ama bu it karımı vurmuşken elimdeki silahı indiremem.” Bedirhan oğlum, sana o silahı indir dediysem indireceksin! Sözümün üstüne söz söylenmediğini herkesten önce sen bilirsin. Dediğin olayın cezası törelerimize uygun bir şekilde çözülecektir. Şimdi o silahı bırakıyorsun, hepimiz divana geçip bu sorunu beraber hallediyoruz Bedirhan burnundan soluyarak öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu. Biliyordu, Reşat Ağa’nın sözü üstüne söz olmazdı. Sekman Ağa’nın omzuna sertçe bir silah darbesi vurarak: Dua et it, ecelin daha gelmemişti. Reşat Ağa’ya dua et ama bunu yanında bırakmam! Gelen ağalarla beraber herkes divana geçerken, Bedirhan Ağa vurulan Suade’nin yanına korku içinde varmıştı. Suade’nin kolunu sıyırıp geçen kurşuna bakıp iç geçirmişti. Hızlıca ailenin doktoru aranmış, Suade Dicle ve Aze Hanım eşliğinde yukarı odaya çıkarılmıştı. Bedirhan Ağa, Suade’yle ilgilendikten sonra her şeyin konuşulup karara varılacağı Ağalar Divanı’na geçmişti. Reşat Ağa divanın baş köşesine geçmişti. Yanında da bilinen, hatırı sayılı aşiretlerin ağaları oturmaya başlamıştı. Pirdüz Ağa ve Sekman Ağa sol tarafa, burnundan solur vaziyette oturmuştu. Sekman itinin bacağı kanayıp yüzü ekşirken, Bedirhan Ağa zevkle eserine bakıyordu. Onların karşısında Botan Ağa’yla beraber sağ tarafta oturmuştu. Herkes geldikten sonra Reşat Ağa konuşmaya başlamıştı: Hepiniz hoş gelmişsiniz ağalarım. Buraya oluşan olaylar sonrası düşman olan Miroğlu Aşireti ve Pirdüz Aşireti’nin sorununu çözmek için toplandık. Bu gece Bedirhan Ağa, Pirdüz Ağa’nın kızını kaçırmış; onlar da bize müracaat etmiştir. Bunun töremizde hükmü belli: Ya Bedirhan Ağa ölecek ya da berdel olacaktır. O sırada Dicle’yi düşünen Bedirhan Ağa’nın kan beynine sıçrayıp söze girdi: Müsadenle ağam, sözünü kesmek istemezdim ama burada söze girmek durumunda kaldım. Buradaki tüm aşiretler bilir ki Pirdüz Ağa, bizim bölgedeki sorunları çözmek için attığımız adımlardan sonra kirli işleri sekteye uğramış ve bundan dolayı bizimle düşman olmuştur. Bu yaşanan durumlardan sonra içindeki kin ve öfkeye kendini kaptıran Pirdüz Ağa, anamı konferans sırasında vurmuştur. Bunun karşılığının, divandaki tüm ağaların bildiği üzere, bize kan hakkı doğmuştur. Ben de ağam, yüce gönüllülük edip elimi onun kirli kanına bulaştırmamak istediğim için töremizde yer alan kana karşılık kan için, onun kızı olan Suade’yi karım olarak aldım. Ben burada sadece töreleri uyguladım, hakkım olanı aldım. Doğru mudur ağalarım? O sırada divanda büyük bir konuşma yaygarası iç içe girmişti. Büyük çoğunluk Bedirhan Ağa’yı haklı bulmuştu. Öfkeden kabaran Pirdüz Ağa, kızının kendine geri verilmesini istese de el pençe töreleri kabul etmek zorunda olduğunu biliyordu. Sevdiği kadının elinden alınması ve az önce yaşadığı hezimetin etkisinde olan Sekman Ağa da öfkeden kudurmak üzereydi. Divanda yer yer kabaran öfkeyle beraber Pirdüz öfkeden delir­se de divan Bedirhan Ağa’nın lehine sonuçlandı. Pirdüz Ağa’nın yaptığı hainliğin cezası olarak nişanlandığı kızı elinden alınmış, planları suya düşmüş ve bütün ağalara rezil olarak eve dönmek zorunda kalmıştı. Divandan kalkarken, yukarıdan sert bir şekilde kendine bakan Bedirhan Ağa’ya dönerek: Ulan it, bu yanına kalmayacak. Bana yaptığını sana misliyle ödeteceğim. Sekman Ağa ve Pirdüz Ağa divandan ayrılmıştı. Divandan iki gün sonra Bedirhan Ağa ve Suade için büyük bir düğün yapılma kararına varılmıştı. Yalnız Pirdüz Ağa düğüne katılmayı reddetmiş ve Suade’yi evladı olmaktan men ettiğini duyurarak divandan o an hiddetle çıkmıştı. En son verilen kararla beraber iki gün sonra eklenecekti. Bedirhan Ağa, divan kararı sonrası büyük bir sofra kurmuş, gelen ağaları güzel bir ziyafetle ağırladıktan sonra evlerinin yolunu tutmuştu. Konak sakinleştikten sonra Botan Ağa, Bedirhan’ı alıp odasına geçmişti. Öfkeden delirmek üzereydi. Bedirhan oğlum, sen bugün bizi neyin içine soktuğunun farkında mısın lan! Bana sormadan bir gün içinde ne haltlar yediğinin kız kardeşini o itlere vermekle burun buruna geldik. Yetmedi, Sekman itini öldürünce eline ne geçecekti lan! Bizi felakete götürmeye yemin mi ettin oğlum! “Ağam, bana haksızlık ediyorsun. İyice düşünüp o kararı verdim ben. Dicle’yi ölürüm de onlara vermem. Kana kan akdinin uygulanacağını biliyordum. Pirdüz itinin canını almaktan beter edeceğim dedim sana baba. Bunlar bir yana, Sekman iti benim kontrolüm dışında gelişti. Benim karımı vuracak adam daha anasının karnından doğmadı ağam! Kim olursa olsun karşılığını misliyle ödetmeye ant içerim.” Uzun konuşması sonrası günün verdiği yorgunlukla Botan Ağa uzatmamıştı. Aze Hanım ağayla odalarına çekilip bugün olan bitenin şokunu konuşmaya başlamışlardı. Aşırı stres içindeydiler; iki gün içinde büyük bir düğün hazırlığı ile uğraşıp halletmeleri lazımdı. Oğullarını böyle evlendirmeyi hiç düşünmemişlerdi. Bir yandan da olan olmuştu, artık yapacakları bir şey yoktu. Yine de Aze, Suade’yi düşünüp üzülüyordu. Geçmişi eskilerden çıkıp aklına sirayet etmişti. Bedirhan nasıl böyle bir şey yapardı, hâlâ aklı almıyordu. Sözde Suade’ye yardım ettiğini, onu koruduğunu söylüyordu ama Aze bunun altında başka şeyler olduğunu biliyordu. Şu an zamana bırakmak dışında elinden gelen bir şey yoktu. Bu esnada düğüne kadar Suade ve Bedirhan ayrı odalarda kalacaktı; Aze Hanım böyle karar almıştı. Doktor gelmiş, divan toplantısı esnasındayken Suade’nin sıyrılan kolunu tedavi etmişti. Neyse ki korkulacak bir şey yoktu. Ara ara pansumanın temizlenmesini söyleyip konaktan ayrılmıştı. Bedirhan Ağa, Botan Ağa’yla yaptığı konuşma sonrasında aklı sevdiği kadının yanındaydı. Bir yanı Pirdüz’ün kızı olduğu için ondan nefret ederken, bir yanı da ona gitgide kapılıyordu. Yalnız duygularını asla Suade’ye göstermemeye yeminliydi. Kapıyı çalmadan hızlıca içeri dalmıştı. O sırada Suade üstünü çıkarmış, süt beyazı teni gözlere şölen sunuyordu. Pansumanını temizlemeye çalışıyordu. Kapı birden açılınca irkilmiş, önünü kapatmaya çalışıyordu. Ne yaptığını sanıyorsun, kapıyı çalmadan nasıl içeriye dalarsın dağ ayısı! Ne o karıcım, içeriye girince icazet mi almam lazım? Her ne kadar gördüğü kadın karşısında mest olmuş, ona dokunma arzusu içinde olsa da bunu bastırmıştı. Yanına gidip gözlerini Suade’nin gözlerinin içine dikti: Ayrıca karıcım, korkacağın hiçbir şey yok. Kendini saklamana gerek de yok. Çünkü dünyada kalan son kadın da olsan ne sana dokunurum ne seni severim, bunu aklına sok! Tipim değilsin. Ayrıca benim sevdiğim bir kadın var! Suade duyduğu şeylerin şokunu daha atlatamadan yenisi ekleniyordu. Ne yani, başkasını severken kendisiyle mi evlenmişti? Bana bak dağ ayısı, zaten bana asla dokunamazsın. Buna yeltendiğin gibi gözümü hiç kırpmam, öldürürüm seni! Kiminle ne yapıyorsan yap, benden uzak dur! Tabii tabii karıcım, şimdi sus da pansumanını değiştirelim. Belli, kendin beceremiyorsun. O an Suade her ne kadar istemese de tek başına yapamıyordu gerçekten. Sessizce gözlerini ondan kaçırıp pansumanını yavaşça yapmasını bekliyordu. O an nasıl olduğunu anlamasa da Bedirhan Ağa yarasını temizlerken bir sıcak basmıştı kendisini. Bunu ona belli etmemeye çalışıyordu. Bedirhan Ağa kendini zor tutup yutkunarak Suade’nin kolunu sarmıştı. Onun güzel kokusu başını döndürmeye yetiyordu. Anlamıştı; ondan uzak durmak en büyük sınavı olacaktı. Kendini kaybetmeye yakın olduğunu anlayıp hızlıca işini bitirip toparlanmıştı. Başını kaldırdığı esnada göz göze gelip ikisinin de içinde kor gibi yanan bir duygu geçişi olmuştu. Bedirhan Ağa kendini hızlıca toplayıp ayağa kalkmış, odanın kapısına gelmişti. İyi geceler karıcığım. Kendine dikkat et, düzelmeye bak. Çünkü burada cehennem azabından beter günler yaşamaya hazır olman lazım! Suade konuşmadan odadan çıkmıştı. Sabah herkes kendine gelmiş, konakta kahvaltı sofrasında otururken birden kapı çalmıştı. İçeriye giren kişiyle beraber herkes dona kalmıştı. O esnada Aze Hanım, Ağa’nın dudaklarından dökülen “Yasemin!” sözü konakta çınlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD