Bedirhan Ağa omzunda Suade’yle içeri dalınca herkes şoka uğramıştı. Dicle, Aze Hanım ve Botan Ağa yemek için masaya oturmuşlardı. Bedirhan uzun süredir ortalarda yoktu. Aze Hanım, kanının babası gibi deli aktığını bilirdi; oğlunun Pirdüz pisliğine zarar verip başına iş açmasını istemiyordu. Kafasında derin düşüncelerle boğuşurken Bedirhan, omzunda Suade’yle içeri girince hepsi şoka uğramıştı.
— Anam, ağam, afiyet olsun.
Suade omzunda bir şekilde debelenirken sırıtarak söze devam etti:
— Size gelininiz Suade Miroğlu’nu getirdim.
Öfkeyle ayağa kalkan Botan Ağa, oğlunu öldürüp öldürmemek arasında gelip gidiyordu. Bu da neyin nesiydi? Bunca sene mücadele ettikleri şeyden sonra oğulları tanımadıkları bir kızı getirmişti; belli ki isteğiyle gelmemişti.
— Bedirhan, sen ne yaptığını sanıyorsun lan! Kim bu kız? Bırak hemen kızı!
Bedirhan Ağa, babasının gözlerinin içinde yanan öfkeyi görüyordu. Sakince Suade’yi omzundan aşağıya indirip elini sıkıca tuttu. Suade o eli bırakmak istese de konağın içinde hiç tanımadığı insanların önünde tuhaf hissetmiş, şoka girip tepkisiz kalmıştı; eli Bedirhan Ağa’nın eli içinde kalmıştı.
— Baba, Suade bundan sonra benim karım. Kimin kızı olduğuna gelecek olursak Pirdüz itinin kızı. Ama bundan sonra onunla hiçbir bağı kalmadı; benim karımdır!
Botan Ağa duyduğuyla öfkeden deliye dönmüştü. Nasıl olurdu da böyle bir şey yapardı? Kendi oğlu… Aklı almıyordu.
— Aze, Suade’yi alıp odaya çıkarıp ilgilenin. Sen benimle toplantı odasına geliyorsun, Bedirhan. Hemen!
Botan Ağa, Bedirhan’la beraber toplantı odasına geçerken ateş püskürüyordu. “Bir kez olsun da sözümü dinlesin şu deli oğlan,” diye içinden geçirirken genlerini kimden aldığını hatırlayınca bu haline pek şaşırmaması gerektiğini anlamıştı. Beraber toplantı odasına geçtikten sonra ateş püsküren Botan Ağa divana geçti, Bedirhan’ın karşısına geçmesini söyledi. Biraz derin soluklar aldıktan sonra söze girdi:
— Lan, sen delirdin mi oğlum? Sen bana kafayı mı yedirteceksin? Ben sana ağalığı bundan mı bıraktım lan! Sen bizi nasıl bir şeyin içine düşürdün, Bedirhan? O itin kızını nasıl kaçırırsın, hem de kızın rızası olmadan, oğlum!
— Ağam, babam… Ne olacaktı? O orospu çocuğu kalkıp anneme sıkacak, öldürmek isteyecek; ben de o iti öldürmeyeceğim. Sen bu kararı verdikten sonra ne bekliyordun benden?
— Lan Bedirhan, kafayı yedirtme bana lan oğlum! Ben senin annen için ölümü defalarca göze almış insanım. Benim o Pirdüz itinin cezasını kesmeyeceğimi nereden düşündün lan? Adamlarla konuştuk; bu gece kendi ellerimle öldürecektim o iti. Sen ne yaptın? Her şeyin içine ettin! Kalktın düşmanın kızını eve gelin diye getirdin. Lan ben şimdi Pirdüz itini öldürmeden nasıl duracağım, oğlum? Neden kafana göre iş yapıyorsun!
— Baba, söylemedin. Beni ağa yapıyorsun ama hem o itin canını almama izin vermedin hem de planından bahsetmedin. Madem ağa yapıyorsun beni, bana neden güvenmiyorsun ha?
— Çünkü annene yapılan şey benim meselemdi lan! Senin ağalığınla ilgisi yoktu. Şimdi sus da anlat bana Suade olayı ne, nasıl oldu. Birazdan buralarda kıyamet kopar.
— Baba, Pirdüz itini öldürmek için konağa adamlarımla baskın düzenledim. Konağı gözetlerken büyük bir kalabalığın toplandığını gördüm. Adamlarla soruşturduğumda itin büyük kızı Suade’yi Sekman itine vereceğini öğrendim. Büyük ihtimal bize karşı çıkması için Sekman’la kızını evlendirmek istemişti. O an onu öldürmek yerine en büyük cezasının kızını elinden alıp bu konağa gelin yapmak olduğuna karar verdim. Sonrası da Suade’yi alıp imam nikâhı kıydım. Bundan sonra Suade benim karımdır; siz de alışsanız iyi olur.
— Lan puşt, kıza sordun mu ha? Senelerdir bunlar olmasın diye uğraşırken!
— Baba, ayıp oluyor. Bilmeden yargılıyorsun beni. Soruşturdum diyorum; it herif Sekman’la iş etsin diye kızı zorla vermiş diyorum. Suade evlenmek istemiyordu onunla. Adam kendi çıkarı için kızı kullanacaktı. Ben de hem Pirdüz’ü mahvettim hem de kızı kullanmasına izin vermedim.
— Lan “kızı kullanmasına izin vermedim” diyorsun, hem de kendi oyununa alet ediyorsun! Kız seninle evlenmek istedi mi lan? Hemen bu evlilik saçmalığı bitecek!
— Suade benim karımdır baba! Ne sen ne bir başkası buna asla mani olamaz. Ayrıca sadece Pirdüz iti yüzünden yapmadım. Kızı Sekman şerefsizine peşkeş çekecekti. Ben Suade’yi günler önce görür görmez vuruldum. Asla bir başkasına yar etmem. Gerekirse onun için iki aşireti birbirine düşürürüm. Sen zamanında anneme nasıl sahip çıktığını unutmuş gibisin. Sevdan için yaptığını unutmuş durumdasın. En çok sen anlamalısın beni. Ben Suade’ye vuruldum, bırakmam onu!
Botan Ağa, Bedirhan’ı sevda ateşinde yanmış gibi kendinden bahsederken eskilere gitmişti. Aze için kendinden vazgeçmiş biriydi. Şimdi de oğlu kendi kaderini yaşıyor gibiydi. Her şeye karşı koyardı da oğlu sevdalı olduğunu söylediğinde söyleyecek pek bir sözü kalmamıştı.
— Tamam ulan Bedirhan. Sen kızı seviyorsun, eyvallah oğlum. Ben sevdadan anlayacak adamım. Kız seni sevmiyor; onu ne yapacağız? Bu şekilde olmaz. Sevda tek kişilik değildir, oğlum.
— Baba, ben onu sadece kirli ellerden korumak için getirdim buraya, nikâhıma aldım. Sevdiğim kadının Sekman itinin elinde heba olduğunu izleyecek kadar şerefsiz değilim. Baba, ben senin oğlunum; buna izin veremezdim.
Bu konuşma sonrası Botan Ağa ve Bedirhan Ağa uzun bir istişare sürecine girmişti. Botan Ağa, Bedirhan’ın kesin tavrı karşısında kabullenmişti. Zaten Pirdüz itinin yaptığı karşılığı ya canıyla, kana kan bir şekilde öç alarak vereceklerdi ya da savaştıkları berdel olayına karşı, berdel hükmünü aşiret divanında öne sürerek Pirdüz’ün kızı Suade’nin onlarda kalma hakkını kullanacaklardı. Onlar bunun için konuşup aşiret divanına haber saldıkları esnada, Pirdüzler de Suade’nin kayıp olduğunu fark etmiş; deliye dönen Pirdüz Ağa ve Sekman aşiretin adamlarıyla olanı biteni öğrenmek için teyakkuz hâline geçmişlerdi.
Suade’nin kim tarafından kaçırıldığını öğrendiklerinde, gözlerinde öç alma hırsı ve öfkesiyle Miroğlu Konağı’nı basmak için yola çıkmışlardı.
Bir yandan da geçmişe, kendi yaşadıklarına giden Aze Miroğlu vardı. Şimdi oğlu, yıllardır savaştığı duruma ters bir adım atmış; rızası olmayan bir kadını kendisiyle evlenmeye ikna etmişti. Oğluna karşı çok doluydu. Bir yandan da yetiştirdiği çocuğu biliyor, mutlaka altında başka bir şey olmalı diyordu. Dicle’yle birlikte Suade’yi almış, şok içinde olan kızı kendi kızı gibi görerek odaya çıkarmışlardı. Kendine gelmesi için bir anne şefkatiyle ilgilenmiş, biraz kendine geldikten sonra oğluyla konuşmadan önce onunla konuşmak istemişti. Suade, Aze Miroğlu’na hayrandı. Bu topraklarda birçok kadının elinden tutmuş, öncü olmuştu. Babasının yaptığı şeye inanmak istememişti. Neyse ki idolü olarak gördüğü kadın sayesinde kurtulmuştu. Her ne kadar Bedirhan Ağa’yı tanımamış gibi yapsa da hayranı olduğu bu kadın sayesinde onu çok iyi tanıyordu; ama bu konunun zamanı vardı. Şimdi, kendisiyle anne şefkatiyle ilgilenen Aze Miroğlu’na olanı biteni anlatmıştı. Aze Hanım, Suade’yi Dicle’ye emanet ederek hışımla Bedirhan Ağa ve Botan Ağa’nın yanına gitmişti.
İçeri girdiği gibi hiddetli bir tokadı Bedirhan Ağa’nın yüzüne indirmişti.
— Ana… Anamsın, sana terbiyesizlik etmem; lakin kalbimi kırıyorsun.
— Sen nasıl benim yıllarca mücadele ettiğim şeyi ayaklar altına alırsın, Bedirhan!
— Ana, derdim Suade’yle değildi; Pirdüz itini öldürecektim. Ben sizin gibi değilim ana, pisliğin cezasını kendi bildiğim gibi keserim. Lakin kızı Sekman itiyle ölüm gibi bir evliliğe zorla ikna etmiş. Seviyorum ana; daha tanıyalı birkaç gün oluyor. Ama sevdiğim kadını başkasının insafına bırakmam. Nasıl ki babam seni bırakmadı, ben de onu bırakmam!
Bedirhan Ağa sözünü daha yeni bitirmişti ki aşağıda silah sesleri birbirine karışmıştı. Hızlıca aşağıya indiler. Konağın etrafındaki adamlara karşılık etrafı Pirdüz’ün adamları ve Sekman Ağa sarmıştı. Bedirhan Ağa ve Botan Ağa konağın avlusuna dikilmiş, Sekman iti ve Pirdüz’ün karşısına geçmişlerdi.
— Hayırdır, Pirdüz Ağa? diye dişini sıkarak söze girdi Botan Ağa.
— Hayırı mı var, Botan Ağa? Oğlun kızım Suade’yi kaçırmıştır. Hemen kızımı geri veriyorsunuz! Bunun hesabını da ödeyeceksiniz.
O esnada silah seslerini duyan Dicle ve Suade de aşağıya inmişlerdi. Sekman Ağa, Suade’yi gördüğü anda öfkeden köpüren bir köpek gibi avına kitlenmişti.
Bedirhan, Suade ismini duyduğu gibi kendini tutamayıp söze girdi:
— Ağzına bir daha karımın ismini almayasın, Pirdüz Ağa! Kana kan karşılığı senin o pis canını alacaktım; lakin artık Suade karımdır. Ona dua edesin. Şimdi köpeklerini al ve git; divanda konuşuruz ne konuşacaksak.
Pirdüz Ağa öfkeyle söze gireceği esnada, hiç kimsenin beklemediği bir hamle olmuştu. “Karım” kelimesini duyan Sekman Ağa, kaldırdığı silahı Suade’ye doğrultarak ateş etmişti. Bunu gören Bedirhan Ağa hızlıca Suade’nin olduğu yana atlayarak onu uzaklaştırmaya çalıştı; bu sayede kurşun Suade’nin kolundan sıyırarak geçti. Kaşla göz arası hiddetlenen Bedirhan Ağa, Suade’yi Dicle’ye bırakarak silahını çıkardığı gibi Sekman Ağa’yı ayağından vurmuş, hızlıca yanına vararak vurduğu ayağına çelme takıp yere indirmişti. Şimdi önünde, Sekman Ağa yaralı ayağıyla, Bedirhan Ağa’nın silahının namlusu kafasındaydı.
— Sen kimsin de karıma kurşun sıkıyorsun, piçin dölü! Ben şimdi senin kafana sıkmaz mıyım!