Suade’nin göğsü korkuyla inip kalkıyordu Bedirhan Ağa’nın kollarında. Daha bugün hiç istemediği bir evlilikle cezalandırılmışken, bir de şu an hiç tanımadığı bir adamın kollarında neye uğradığını şaşırarak duruyordu.
Debelendikçe Bedirhan Ağa’yla vücudu daha çok yaklaşıyor, temasları giderek artıyordu. Bunu fark eden Suade, utançla sakinleşmek zorunda kaldı; hiç tanımadığı bir adamın kollarında, onun sıcaklığıyla sarmalanmıştı. Daha az önce, uzun zamandır kendisine deliler gibi âşık olan manyak, psikopat kuzeni Sekman Ağa’ya verilmesinin acısı kanında gezerken, şu an bu yaşadığını anlamaya, düşünmeye bile vakti olmamıştı.
Suade debelendikçe kendisine daha çok sokulmasıyla Bedirhan Ağa’nın burnu, onun muhteşem; çiçeklerin bütünüyle harmanlanmışçasına yayılan kokusuyla mest olmuştu. Evet, şu an en çok dilediği şey oluyordu. Pirdüz Ağa’ya öyle bir ceza kesiyordu ki bu, onu öldürmekten bile daha çok keyiflendirmişti. Pirdüz’ün namusunu yerle bir edecekti. Bir yandan da göz ardı edemediği gerçek ortadaydı: Günlerdir aradığı, güzelliğine mest olduğu kız Pirdüz’ün kızıydı. Bir yandan ona sahip olmanın verdiği keyif varken, bir yandan da düşmanının kızı olduğu gerçeği burada duruyordu. Hem zaten bu yaptığı nedeniyle kızın ondan nefret edeceğini de göze almıştı. Yine de intikam arzusu ve beğendiği kadının bir başkasının olabileceği düşüncesinin ağırlığıyla, hiç düşünmeden hareket etmişti.
Yaptığının sonucunun ağır olacağını biliyordu. O aşiretlerin vereceği karardan korkmuyordu; annesi ve babasının vereceği tepkinin ağırlığı ise kafasında dönüp duruyordu.
Bir an kafasındaki düşüncelerden ve onu mest eden kokudan ayılıp kendine geldi.
Debelenen Suade’ye:
— Rahat dur artık! Benimle baş edemeyeceğini fark etmiş olman lazım. Sakin durursan bırakacağım seni. Ama tek bir bağırma, tek bir hareketin olursa, Suade, kardeşlerinin ve annenin gözünün yaşına bakmadan sıkarım. Babana değer vermediğini biliyorum ama annen ve kardeşlerin için bu Sekman pisliğiyle evlenmeyi bile kabul ettiğini öğrendim.
Suade, onun hakkında bu kadar şeye vakıf olan bu yabancı adamın kim olduğunun merakındaydı. Kimdi ve onun hakkında nasıl bu kadar bilgiye sahipti? Derdi neydi?
Son sözlerinin ardından Bedirhan Ağa yavaşça Suade’yi bırakmıştı. Suade, öfke dolu yeşil gözlerini Bedirhan Ağa’nın gözlerine dikti. Bedirhan Ağa’nın, vahşi bir ceylan gibi ona dönen bu bakışlardan keyiflendiğini söyleyebiliriz.
— Kimsin sen, ne istiyorsun benden dağ ayısı!
— Nıç nıç… Dağ ayısı falan ayıp olmuyor mu güzelim? Bugüne bugün, saatler sonra kocan olacak adamım ben!
Bedirhan Ağa iğneleyici bir gülümsemeyle sözlerini söylerken, Suade’nin alev alev yanan yeşil gözleri daha da alevlenmişti. Hızlıca elini kaldırıp Bedirhan Ağa’ya vuracakken, Bedirhan Ağa havadaki eli bileğinden hızlıca kavramıştı.
— Kim oluyorsun da benimle böyle konuşma haddine sahipsin!
Tuttuğu elle birlikte yüzleri bir nefes kadar birbirine yakınlaşmış, alev alev bakışlar birbirine karışmışken, nefesleri birbirine değiyorken Bedirhan Ağa konuştu:
— Sakın bir daha kocana vurmaya kalkma, yoksa canını yakarım! Bir daha buna yeltenme, Suade.
Benim kim olduğuma gelecek olursak; Bedirhan Miroğlu… Hani şu babanın annesini öldürtmeye çalıştığı Miroğlu aşiretinin ağası. Şimdi seninle buradan beraber çıkacağız, seninle imam nikâhı kıyacağız ve sen benimle Miroğlu Konağı’na karım olarak gireceksin. Babanın cezası bu olacak. Onu yavaş yavaş süründüreceğim. Senin de cehennemin başlıyor, Suade Pirdüz.
Suade duyduğu sözlerle şoka girmişti. Demek Aze Miroğlu’nun oğluydu. Bedirhan Ağa karşısındaydı. Babasından en az onun kadar nefret ediyordu. Bugün kardeşleri ve annesi için ikinci kez tehdit ediliyordu. Babası, Sekman’la evlenmezse onlara da her zaman yaptığı gibi işkence edeceğini söylemişti; hem de her gün. Nefret ettiği Sekman’la evlenmeyi kabul etmişti. Şimdi de kendisine örnek aldığı ve babasının öldürmeye çalıştığı Aze Miroğlu’nun oğlu tarafından ikinci defa tehdit ediliyordu.
— Senin Aze Hanım’ın oğlu olduğunu hiç sanmıyorum! Mert bir insandır kendisi ama görüyorum ki karşımda adi bir insan var. Ölürüm de seninle evlenmem!
— Ağzını açarken iki defa düşün bundan sonra. Dediğin gibi ben anneme benzemem; senin canını öyle bir yakarım ki Suade, babana şükredersin. Şimdi tıpış tıpış benimle gelip evleneceksin, yoksa babanın söylediklerinin yanında benim ailene yaptıklarım karşısında babanı mumla ararsın.
Suade, öfkeden deliye dönmüş bir hâlde karşısındaki adamı öldürmemek için zor duruyordu. Ama yapamazdı, biliyordu. Bedirhan Ağa’nın öfkesini duymuştu. Ailesi için onunla gitmek zorunda olduğunu biliyordu. Başka çaresi yoktu…
— Seninle hiçbir yere gelmiyorum, Bedirhan Ağa!
— Geleceksin, Suade. Ailen için geleceksin. Onların babandan korunmasını sadece ben sağlayabilirim. Geldiğin ve sözümü dinlediğin takdirde onları koruma altına aldıracağım. Başka çaren yok, Suade. Emin ol, diğer seçenek senin için daha beter. Bunu sen de biliyorsun; akıllı bir kızsın.
— Gelmiyorum, Bedirhan Ağa! Senin yanının, gideceğim yerden çok daha iyi olduğunu sanmıyorum!
Bedirhan Ağa sabrının sonuna gelmişti artık. Dışarıdaki sesler de hayra alamet değildi; köyde bir kalabalık vardı. Bedirhan Ağa elini hızlı tutmazsa Suade’yi almak bir yana, yakalanacaktı. Suade konuşa dursun, Bedirhan Ağa kendiyle getirdiği eterle Suade’yi beklemediği bir anda bayıltmıştı.
— Çok konuştun, Pirdüz’ün kızı. Başka çare bırakmadın.
Bedirhan Ağa, Suade’yi kucağına aldığı gibi, güzel yüzüne mest olduğu o andan sıyrılarak hızlıca konaktan çıktı. Adamları orada bekliyordu; herhangi bir sorun çıkmamıştı. İmamın ayarlandığı çiftliğe doğru yol almaya başladılar. Suade baygın bir şekilde Bedirhan Ağa’nın yanındaydı. Hazır suskanken ne kadar masum ve güzel durduğunu düşünüyordu. Bedirhan Ağa onun simasına dalmış, onu izlerken Suade birden uyandı.
Bayılmanın etkisinden çıkıp biraz ayırtına geldiği anda kimin yanında olduğunu fark etti. Bedirhan Ağa’ya vurup, ateş saçan gözleri ve sözleriyle ağzına geleni saydırıyordu. Bedirhan Ağa bu hırçınlığından rahatsız olmak bir yana, hoşuna gidiyordu.
— Seninle çok eğleneceğiz karıcığım! Şimdi uslu dur, seninle konuşmamız lazım.
Birazdan çiftliğe varacağız. İmam bizi orada bekliyor. Sana hiç seçim şansı tanımıyorum, Suade.
Telefonu cebinden çıkarıp konağı ablukaya alan ve taramaya hazır olan adamları gösterdi.
— Ya efendi efendi benimle evlenir, konağa gelirsin ya da tüm ailenin yok oluşunu izlersin. Ben babana benzemem, kaçak oynamam. Dediğimi açık açık yaparım. Mahvolacağımı bilsem de. O yüzden Suade, birazdan benimle sakince içeri girip evliliği kabul edeceksin.
Suade, konağa karşı hazır bekleyenler grubunu gördüğü anda içine tarifi olmaz bir kalp ağrısı çöktü. Şu an yanındaki adamdan en az babası kadar nefret ediyordu. Miroğulları’nı tanırdı. Babasına yaptıkları sonrası her zaman konakta isimleri geçen bir aşiret olmuşlardı. Ama onları mertlikleriyle bilirdi. Yanındaki dağ ayısı ağanın ise aşiretiyle yakından uzaktan alakası yoktu. El mecbur kabul edecekti.
— Bedirhan Ağa, şu an senden de en az babam kadar nefret ediyorum. Babamdan hiçbir farkın yok; onun gibi zorba ve pisliksin. Seninle evleneceğim ama başına ne büyük bir bela aldığını zamanla göstereceğim sana. Bunun karşılığında ailemi koruma altına almak zorundasın.
— Ben verdiğim sözü tutarım, Suade. Baban gibi bir pislikle bir değilim. Ama bu pisliklere acı çektirmekten zevk aldığım gerçeğini değiştirmiyor.
Yolculuğun geri kalan süresi boyunca ikisi de konuşmadı. Suade camdan sessizce bakıp düşüncelere dalmıştı. Hayatının dönüm noktalarından birini yaşıyordu. Bu günde iki defa darbe yemişti. Hangisi daha kötüydü bilmiyordu. Tek bildiği, hayatının bundan sonra çok daha kötü gideceğiydi. Kendine üzülmüyordu; aklı annesi ve kardeşlerindeydi.
Uzun bir yolculuğun ardından çiftliğe varıp hazırlıklara başladılar. Suade abdestini aldı, giyindi. Bedirhan her şeyi önceden hazırlamıştı. Ona Meryem adında bir yardımcı yardım etti; kendi yaşlarında, pek güzel bir kadındı. Giyindikten sonra, kendisini kapıda bekleyen Bedirhan Ağa’nın bakışlarından rahatsız bir hâlde imamın yanına geçtiler.
İmam soruları sorup mehir kısmına geçtiğinde Suade talak hakkı istediğini söyleyince Bedirhan Ağa’nın yüzü değişti ama istenen mehri kabul etti. Bedirhan Ağa’nın bir tarafı aldığı intikam zevkiyle doluyken, bir yandan da Suade’nin ona ait olmasının verdiği zevk içten içe içine yerleşmişti. Tabii, bu yaptığının sonraları ona nasıl pahalıya patlayacağından habersizdi.
Nikâh sonrası imamı uğurladıktan sonra, içeride düşünceli bir şekilde oturan Suade’nin yanına geçti.
— Karıcığım, hadi çıkıyoruz. Konağımıza gitmemiz lazım. Asıl eğlence şimdi başlıyor.
— Pislik dağ ayısı, ben senin karın değilim!
— Suade, beni zorlama. Hadi düş önüme!
Suade, nefret dolu bakışlarla yola koyulmuştu. Birazdan kıyamet kopacağından habersiz, Miroğlu Konağı akşam yemeğini yiyordu. Konağa varınca inmek istemeyen Suade’yi alıp, debelenmesini umursamadan konağın kapısını hızlıca açtı Bedirhan Ağa.
— Anam, ağam, afiyet olsun.
Suade omzunda bir şekilde debelenirken sırıtarak söze devam etti:
— Size gelininiz Suade Miroğlu’nu getirdim.