Yapılan kahveleri içerlerken uykum tamamen dağılmıştı. Karan’ın yüzüne bakamıyordum hatta onun olduğu tarafa kafamı bile çeviremiyordum. O ise benden gözlerini hiç ayırmıyordu. Bir müddet ten sonra sohbetleri bitti ve sanki kan davalı değillermiş, babam daha yeni kızını kaybetmemiş gibi vedalaştılar. Yeniden avluda ki koltuklara oturduğumuzda elim alnıma gitti ve bir süre öyle durdu. Avlu kapısının açıldığını bile fark etmedik ama gelen abim Murat’tı.
“Ne zaman istemeye gelecekler ki? Bir de ona göre hazırlık etmek lazım gelir!”
Annemin bu sorusuna geldiğini fark etmediğimiz abim başka bir soru ile yanıt verdi,
“Kimi istemeye gelirler?”
“Neredesin sen?!”
Babam abimin yüzüne bakıp öfkeyle köpürdü. Aramızda sadece üç yaş vardı ama daha küçük yaşlarımda ona abi demem gerektiği kafama kakılmıştı.
“Nerede miyim? Genel anlamda hiçbir yerdeyim baba... Sen nerede olmamı istersen söyle orada olayım!”
“İçtin mi yine zehir içesice!”
Abim omuz silkti ve yanımızdan geçmek için yürümeye başladı. Sarhoştu belki de değil ama sorusuna ben yanıt vermek istedim,
“Beni isteyecekler abi...”
Sendelerken, yine sendeleyerek dengesizce durdu. Omzunun üzerinden bana baktı. Bakışları değişmiş, sanki ayrılmış gibiydi.
“Şimdi de bizimkilerin kurbanı sen mi seçildi yoksa?”
Babam, abimin bu sözüyle birden ayağa kalktı ve abimin dengesiz vücudunu tamamen yere yığacak o tokadı yapıştırdı yanağına. Abim, yere yığıldığında ayağa kalktım ve yanına koştum. Babam ise yüksek sesle bağırıyordu,
“Seni utanmaz arlanmaz, seni nankör pislik! Bu kan davasının bitmesi en çok kimin işine gelecek sanıyorsun ha! Kimin ölmemesi için uğraşıyoruz sanıyorsun?!”
Dudağı patlayan abimin bana tutunarak doğrulmasına izin verdim. Ayağa kalktı ve babamın hemen önünde dikilip ona gülümseyerek cevap vermeye hazırlandı,
“Sen soyunun ölmemesi için uğraşıyorsun Mustafa Ağa! Ben daha Melikenin intiharın aşamadım ama sen diğer kızını da sırf soyadını devam ettirecek bir oğlun olsun diye feda etmenin derdindesin. Ne ara unuttun Melikenin ardından akıttığın göz yaşlarını? Ama doğru ya! İntihar etti değil mi? Büyük günah! Ama senin, kendi kızını sevmediği bir adamın koynuna sürükleme günah falan değildi... Herkes Melikeyi günahkâr ve kafir ilan ederken sana övgüyle bakıyorlar... Midemi bulandırıyorsunuz!”
Babam, abime yeniden tokat atacakken, abim babamın bileğini yakaladı ve geri savurdu,
“Daha koymaz baba, daha attığın tokatta koymaz bana ettiğin laf da aklımda durmaz. Bu konağın bir odasında bacımı tavana asılı buldum ben... Daha ölsem o da koymaz bana!”
Abim, sendeleyerek odasına doğru gitmeye çalışırken, düşmemesi için kolunun altına girdim ve odasına kadar ona eşlik ettim. Yatağının üzerine onu yatırdıktan sonra kapısını kapattım ve gece lambasını açtım. Çalışma masasına oturup onu bir müddet izledim,
“Evlenecek misin o herifle?” diye sorduğunda istemeden de olsa iç çektim.
“Ne yapacağım abi Allah aşkına? Başka çarem var gibi konuşursun benimle...”
“Var tabii! Kaç buradan, git uzaklara!”
“Bulup sanki canımı almazlar gibi bir de kaçmaya mı yelteneyim?”
“Varsın öldürsünler!”
Cevap vermedim ama sonradan yatağında doğruldu ve yüzüme baktı.
“Ulan senin şu kerkenez Faruk’tan ne haber?”
Kerkenez lafına tebessüm ettim. Abim, belki de en büyük sırdaşım olabilirdi, buranın erkeklerine pek benzemezdi. Her zaman çok kitap okur ve her zaman çok aykırı düşünürdü hatta aykırı davranırdı. Yerimden kalktım ve yanına gittim. Yatağına oturunca başını dizime koyup gözlerimin içine bakmaya başladı. Dolan gözlerimi görünce yüzünü buruşturdu,
“Ne halt yedi yine piç kurusu?”
“Tek başına yemedi bu sefer?”
“O ne demek?”
“Nur...”
“Ne olmuş ona?”
“Onları... Yakaladım... Ofiste bastım...”
“Boşuna kerkenez demiyorum ben o piçe! Adam olsa şimdiye ön kere dayanırdı konağın kapısına da seni babamdan isterdi. Nur’a da gelecek olursam, karının içinden geliyor aptallık sende.”
“Yine ben mi suçluyum yani?”
“Elbet sen suçlusun! Ya kim suçlu olacaktı? Biri ikiyle düşünmekten bir adım öteye gidemeyen bir kerkenez, biri de bacak arasını ıslatana koşarak giden fahişenin teki! İçlerinde var! Sen de odunu yontacağım da kendime adam edeceğim, kolumda gezdireceğim diye uğraş! Peh!”
“Ayıldın mı sen?”
“Şu evde ayrılmamak mümkün mü? İster istemez kendine geliyor insan!”
Sırtımı yatak başlığına yasladım ve abimin saçlarına parmaklarımı geçirdim, elimi bileğimden yakaladı ve yanağına götürmeden önce elimi öptü ardından yanağına götürdü. Gülümsedim, sevgi dolu ve iyi kalpli bir abim vardı.
“Kızıl güzelliğim benim, diyesin hele. Bu Karan ile evlenecek misin gerçekten?”
“Evleneceğim...”
“Faruk’a inadıma deme sakın!”
“Hem ona hem de Nur’a inadıma! Karan’a kız seçmeye geldiklerini duyduğunda heyecanını görmeliydin. Karan’ın görmüş, ben görmemiştim. Bir yakışıklı ki görmen lazım diye övüp durdu. Ablamı istediklerini öğrenene kadar adamın önüne çıkabilmek için ne kadar desise varsa yaptı! Benim evleneceğimi öğrense ne olur acaba?”
“Nur, bakire değil ki! Çarşaf kanı isteseler onu oracıkta gebertiler...”
“Sanırım bakire..”
“E yakaladım dedin ya güzelim, nasıl bakire olacak?”
“Abi...”
“Hassiktir ya! Arkadan mı veriyormuş?”
“Kapatsana konuyu Allah aşkına!”
“Senin kerkenez işini biliyormuş desene!”
“Vallahi normalde yerden yere atmam lazım kendimi ama senin şu tavrın yüzünden kahkaha atasım geliyor! Etme yahu şunu!”
“Sana da yaranılmıyor! Bunca zaman sevgililerini dinledim, arkanı kolladım, nefret ettiğin oğlanları bile küçükken bana dövdürürdün! Milletin abileri nasıl sen bilir misin? Vallahi başka abiler gibi olsam kapıdan dışarı adımını atamazdın!”
Yanağına küçük bir tokat atınca birlikte gülmeye başladık.
Yanıma doğru ayaklanarak geldi ve o da sırtını yatak başlığına yasladı. Beni kolunun altına alıp kendine doğru çekti. Saçlarımı koklayıp bir öpücük kondurdu. Huzur bulmuş gibi hissediyordum kendimi.
“Artık bu kadar içmesen mi? Üzülüyorum...”
“Sen gidince daha çok içeceğim.”
“Deme şöyle!”
“Ama öyle, bu konakta tek başıma kalacağım ve düşünmekten dolayı kafayı yiyip düşünmemek için daha çok içeceğim...”
“Anam sana kız bakmaya başlar...”
“Bir de karı dırdırı çekemem! Hiç gerek yok!”
“Bana bak, hiç senin lafın gibi durmadı bu laf. O nereden çıktı öyle?”
“Her şeyi de anla! Benlik değil zaten ama ne bileyim, derdimi anlamayana derman bekleyerek ömür mü geçer Mercan... Benlik değil o işler, hele burada da öyle birini bulmak çok zor. Bir de annem seçiyorsa imkânsız!”
“Ne var? Güzel yemek yapar işte.”
“Karnım doyar da, kuru ekmeğe de doyururum ben karnımı ama ya aklım? Ya kalbim? Kuru söze doyar mı Mercan? Bir ömrü aç bir akılla deviremem ben!”
Odasının her duvarını kaplayan kitap raflarına baktım. Hepsini özenle saklıyordu, bazılarını okumuş bazılarını ise illa ki okurum diyerek almış ve burayı kendisine ait bir kütüphaneye dönüştürmüştü. Tek farkı, kütüphanenin ortasında bir yatak vardı...
Abimin odasının kapısı tıklatıldı, Melih kapıyı açınca abim de ben de şaşırdık,
“Mercan Hanım, Karan Bey sizi bekliyor efendim.”
“Karan mı?” diye sordum şaşırarak.
Abim ile göz göze gelince göz kırpıp ne olduğunu sordu ama başımı bilmediğimi belli etmek için iki yana salladım. Ayağa kalkıp aşağıya inince, arabanın içinde Karan’ın beklediğini gördüm. Camı indirdi,
“Bin hadi, seni bir yere götüreceğim.”
“Nereye?”
“Bin dedim sana!”
“Binmezsem ne olur?”
“Zorla bindiririm, tercih senin.”
“Hep böyle misindir?”
“Sen hep böyle olmazsan ben de hep böyle olmam. Bin hadi!”
Göz devirerek Melih’e döndüm,
“Annemlere söylersin.”
“Emredersiniz efendim.”
Arabaya bindikten sonra hareket edince sordum,
“Gecenin bu saatinde beni nereye götürüyorsun?”
“Mutlu olacağını düşündüğüm bir yere...”
“Bu saatte mi?”
“Mutlu olmanın saati mi olur? Ben genelde hep bu saatlerde mutlu oluyorum. Genelde yatakta...”
Dehşet içinde ona bakınca kahkaha attı, beklemediğim şekilde kahkaha atması hoştu ve gülmenin o somurtkan yüzüne yakıştığını fark ettim,
“Korkma, seni yatağa atmayacağım. Onun günü belli.”
“Korkmadım...”
“Bakire misin?”
Ellerimi iki yana açarak ona sorduğu sorunun saçmalığını vurgulamak istercesine kafamı salladım,
“Ne bileyim, eski sevgilin epey şalak ve azgın da birlikte olmuşsunuzdur diye düşündüm.”
“Eski sevgilim mi?”
“Evet! Eski sevgilin! Şu Faruk... Abin ona her zaman kerkenez dermiş! Duyunca çok güldüm!”
Araba durduğunda harabe gibi bir yere gelmiştik, emniyet kemerinden kurulurken sordum,
“Sen... Bunları nereden biliyorsun?”
“Faruk söyledi!”
Arabadan indi ve benim de kapımı açtı.
“İn!”
İkiletmeden indim ve onu takip etmeye başladım. Bağırışlar duyuyordum, bir erkeğin acı dolu haykırışları kulağıma geliyordu. Karan’a baktım ama o gayet rahattı, elleri cebinde gülümseyerek yürüyordu.
Büyük bir alana geldiğimizde, sallanan soluk beyaz ışığın altında üç adam tarafından dayak yiyen, sandalyeye bağlanmış Faruk’u gördüm, şaşkınlık içinde ve epey korkuyla elim ağzıma gitti, olduğum yerde durdum.
“Eski sevgilin bu değil mi? Yanlış adamı dövdürmüyorum ben.”
Faruk beni görünce acı ve umut içinde bana seslendi,
“Mercan! Mercan, aşkım! Onlara söyle dursunlar!”
“Aşkım mı?!” dedim öfkeyle ve adımlarım sert bir şekilde ona doğru gitti. Benim onun önüne gitmemle birlikte geriye çekilen dört adamda ellerini önünde bağlamışlardı ve bana bakmadan yönlerini Karan’a doğru çevirmişlerdi.
“Nasıl hala bana böyle hitap edebilirsin?!”
“Bak her şeyi açıklayacağım ama onlara söyle beni bıraksınlar!”
“Açıklayamam Mercan...” diyerek lafa girdi Karan ve yanımıza gelerek devam etti,
“Onu meyhanede yakaladım, biraz sohbet ettim. Aslında seni aldattığından epey memnundu ve kesinlikle bu yaptığıyla övündü. Hatta sana hakaret bile etti! Ne kadar aptal olduğunla ilgili epey dalga geçti hatta!”
Öfkeme yenik düşerek Faruk’un bacak arasına ayağımla bastırdım, acıyla inlemesi biraz olsun içimi soğuturken sonrasında kendimi geri çektim. Faruk, öfkeyle Karan’a doğru döndü,
“Sen kimsin ulan?! Sana ne benim Mercan ile aramdakinden?!”
Sonra bana doğru döndü,
“Yoksa o namuslu ayakların bir tek banaydı da buna mı veriyordun?”
Faruk’un cümlesiyle elim havaya kalktı ama Karan beni durdurdu ve beni biraz geriye doğru kibarca iterek Faruk’un boğazına yapıştı, öyle sıkı tutuyordu ki kolundaki damarlar kendini belli etti,
“Öncelikle, bugünden sonra karımla böyle konuşmanı ya da onun adını ağzına almanı istemiyorum! İkinci olarak namusu hakkında konuşacak son kişisin, bir kadının namusu hakkında ablayla konuştuğunu duyarsam seni bir fahişe gibi iletecek sağlam arkadaşlarımla aynı odaya kilitlerim! Son olarak da...”
Elini boğazından çekti ve iki elini de yeniden ceplerine koyarak nefes almaya çalışırken öksüren Faruk’a baktı, nefesini dengelediğinde ise cümlesini kurdu,
“Ben Karan Demirhan... artık unutmazsın diye düşünüyorum..."