Duşa girip çıktıktan sonra aklımda hala yazılan dörtlük vardı. Büyük bir özenle hazırlanmış, özellikle seçilen kelimelerle yazılmış gibiydi. Hatta sanki köklü ve kalıplaşmış bir dörtlüğü bir parşömene izleyerek vermişlerdi. Parşömenin dokusu biraz daha kabarıktı, parmaklarımın iç yüzünü kıpırdatıyordu. Neden böyle düşündüğümü bilmesem de kabartmalı gibi olan sert kağıtlarda yazılı olan şeyler sanki daha ehemmiyetliymiş gibi hissettiriyordu. Aynı yatağa girmek istemiyordum ancak yatakta uzanmış, sırtını yatak başlığına koymuş şekilde beni bekliyordu. Önceden kaygılandığım her şey yerini terk etmiş gibiydi, sanki bir anlığına da olsa dikkatimi bir şey onun cezbettiğinden daha fazla cezbedince Karan şimdilik tüm ihtişamını yitirmişti. Gözlerini elindeki telefondan kaldırıp bana baktığında,

