UÇURUM

1169 Words
ZEYNEP KAYA Devam ediyor... Kuş seslerinin tatlı melodisiyle Baran’ın kollarında sabaha gözlerimi açtım. Gözlerimi araladığımda yüzümde bir tebessümle karşılıyordum güneşin ilk ışıklarını. O an, dünyanın en huzurlu yerindeymişim gibi hissettim; sadece onun kokusu, onun varlığı ve camdan içeriye dolan Artvin’in o mis gibi dağ havası vardı. Uyanır uyanmaz üzerimizi giyindim ve sessiz adımlarla mutfağa geçtim. Dolabın içindekilerle yetinerek sade bir kahvaltı hazırladım; birkaç zeytin, biraz peynir… Ama yan yana, aynı sofrada olmak bile yetiyordu içimizi doyurmaya. Kahvaltıdan sonra avluya çıktık. O taşlarla döşeli eski ama tertemiz avluda, ağaçların gölgesine sığınmış halde yan yana oturduk. Sanki dünya bizim etrafımızda durmuştu, zaman yok olmuştu. Ne geçmişin yükü vardı omzumda, ne de geleceğin belirsizliği... Bugün Ankara’ya dönmemiz gerekiyordu. Baran’ın yakın arkadaşı Yusuf bu konuda bize yardımcı olacaktı. Sessiz ve dikkatli bir şekilde, ilk fırsatta şehirden ayrılacaktık. Çünkü artık işler çok ciddiydi. Babam, Baran’ın beni kaçırdığını düşünerek suç duyurusunda bulunmuştu. Her yerde arama kararları çıkarılmış, bizimle ilgili haberler yayılmıştı. Olayların bu kadar büyümesinin arkasında ise tek bir gerçek vardı: Emir İhsan’ın ailesi. İstediklerini elde edemeyince, hem Baran’ı hem de beni cezalandırmak istemişlerdi. Onların kirli oyunlarının ve entrikalarının arasında sıkışıp kalmıştık. Oysa biz sadece sevdik. Babam jandarmanın kapısını ömründe bir kez bile çalmamıştır. O, devletle işi olmaz diye bilinen, susmayı bilen, içine atan bir adamdı. O yüzden bu olanlar babamın kendi kararı olamazdı. Emir İhsan’ın ailesi yine oyununu oynamış, onu bir şekilde bu işin içine çekmişti. Muhtemelen zorlamışlar, tehdit etmişlerdi. Belki de, beni düşünerek istemese de böyle bir yola girmişti. Kim bilir, belki gözlerini kaçırarak imzalamıştı o dilekçeyi. Babamı tanırdım, bilirdim; Baran’ı değil, beni düşünürdü. Ama asıl yüreğimi yakan annemdi.Şimdi ne durumdaydı? Ne hissediyordu? Kızını koruyamamanın çaresizliğiyle mi kıvranıyordu? Yoksa hiçbir şey yapamadan sadece dua mı ediyordu? Onlara dair düşünceler beynimi kemirirken, Baran bir anda gözlerimin içine baktı. Yüzünde ciddiyetle karışık bir endişe vardı, belli ki benim karmaşama ortak olmuştu. "İyi misin Zeynep’im?" diye sordu usulca, sesi hem sıcak hem koruyucuydu. Başımı hafifçe eğip, dudaklarımı araladım. "İyiyim, sadece ailemi düşünüyorum." dedim. Başımı eğdiğimde gözlerimi kaçırdım, çünkü içimde iyiliğe dair ne kaldıysa annemin ellerinde bırakmış gibiydim. Baran bir an sessiz kaldı, sonra kararlı bir tonla, “Ben gidip Yusuf’a bakacağım. Telefonlar burada çekmiyor, ulaşamadım. Hemen dönerim. Sen buradan ayrılma. Kimseye de kapıyı açma, olur mu Zeynep’im?” dedi. Başımı sallayarak cevap verdim. “Tamam Baran’ım, ama geç kalma,” dedim hafif titreyen sesimle. İçimde bir yer, bu vedalaşmanın geçici olmadığını fısıldıyordu. Sanki bir şeyler olacak, bir şeyler değişecekti. Baran avludan çıkıp uzaklaştığında yüreğimde garip bir boşluk oluştu. Onun ayak sesleri kesilince, dünya da sessizliğe büründü sanki. Dakikalar geçti, sonra saatler… Fakat ne gelen vardı, ne giden. Gözüm kapıda, kulağım rüzgârda kaldı. Her çıtırtıya kulak kesiliyor, her rüzgârda onun adımlarını duyar gibi oluyordum. Ama nafile zaman geçtikçe içimdeki huzursuzluk büyüdü. Ya birileri yakaladıysa? Ya Emir’in adamları onu izliyorsa? Ya tuzak kurdularsa? Ya başına kötü bir şey geldiyse? Bu düşünceler beynimi sarhoş ederken, telefonumu elime aldım. Belki bir sinyal bulurum umuduyla cihazı kaldırıp yüksekçe bir yere tuttum. O sırada, beklemediğim bir şekilde bir mesaj düştü ekranıma. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Mesajın başlığında Baran'ın adı yoktu. Gönderen Aslı yazıyordu. Kalbim daha hızlı atmaya başladı. Titreyen parmaklarımla mesajı açtım. Yazılan cümle kısa ama yıkıcıydı: "Dağ evinin aşagısında bekliyoruz seni." Bir anda içime korku, endişe, hatta biraz da ihanet karıştı. Baran’dan haber beklerken Aslı’nın bu gizemli ve tehditkâr mesajı beni sarstı. Yoksa bir şeyler mi biliyordu? Baran’a bir şey mi olmuştu? Yoksa Aslı bir tuzağın parçası mıydı? Kalbim ritmini kaybetmiş gibiydi. Damarlarımda korku dolaşıyor, mideme ağır bir taş oturmuş gibi hissediyordum. Adım atmaya korkuyordum ama yerimde de duramıyordum. Gözüm tekrar kapıya takıldı. Baran’dan hâlâ ses yoktu. Her saniye daha da ağırlaşıyor, boğazıma düğümleniyordu zaman. Bir yanda Aslı’nın bilinmez mesajı, diğer yanda Baran’ın kaybolan varlığı… Gözlerim nemlendi. Ne yapmalıydım? Kalbimi dinleyip o uçuruma gitmeli miydim, yoksa Baran'ın bana söylediği gibi evden kıpırdamamalı mıydım? Sevgimin bir yanı bana sabret diyordu, diğer yanı ise korkuyla “belki de son şansın” diye fısıldıyordu. İçimde, beni yavaşça parçalayacak bir karar zamanı yaklaşıyordu. Aslı bana neden böyle bir mesaj atmıştı ki? İçimde büyüyen bu karmaşayı susturamıyordum. Yoksa onu bu mesajı atmaya zorlayan kişi eşi Yusuf muydu? Belki de Baran’la birlikte, bana haber ulaştırmak istemişlerdi. Baran zaten beni buradan kaçırmaya çalışıyordu, Yusuf da ona yardım edenlerden biriydi.Baran’ın gitmeden önceki o ciddi bakışları ve “Sakın bir yere ayrılma” diye tembihleyişi kulaklarımda çınlıyordu. Ne yapacağımı bilemeden, kafamın içi uğultuyla dolu halde, çaresizliğin o ağır yükünü sırtımda taşıyarak döndüm durdum odanın içinde. Sonunda kararımı verdim. Belki yanlış olacaktı ama elim kolum bağlı durmaya daha fazla dayanamıyordum. Üzerime ince bir hırka alıp evin kapısını sessizce araladım. Dağın nemi yüzüme çarptığında kalbim daha da hızlı çarpmaya başladı. Adımlarım yavaş ama kararlıydı. Yol az çok aklımdaydı, gelirken Baran’la beraber o uçurumun yanından geçmiş, oradan manzaraya bakmıştık. Şimdi aynı yolu yalnız yürüyordum. Her adımda içimde başka bir korku büyüyordu. Uçurum yaklaştıkça dizlerim titremeye başladı. Dağ evinin alt yamacına indiğimde, etraf sessizliğe gömülmüştü. Uçurumun kenarına kadar yürüdüm ama kimse yoktu. Kalbim kıpır kıpır atarken, sesim titreyerek yankılandı boşluğa: “Aslı! Aslı neredesin?” Cevap yoktu. Sadece rüzgâr inleyerek geçti yanımdan, yapraklar hafifçe hışırdadı. İçimde yükselen bir korku hissiyle geri dönmek üzereydim ki, arkamda aniden bir dal kırıldı. O küçük çıtırtı, yüreğimi yerinden söktü. Yavaşça döndüm. Gözlerim karanlığa alışırken, karşımdaki silueti seçtim ve o an boğazıma bir şey düğümlendi. Emir İhsan! Gözlerinde korkunç bir öfke, dudaklarında karanlık bir gülümsemeyle orada duruyordu. Nefesim kesildi. Bedenim bana ait değildi sanki. Kalbim hızla çarpmaya başlarken, içimdeki hayatta kalma içgüdüsü kontrolü ele aldı. Ne düşünebildim, ne de plan yapabildim. Sadece koşmaya başladım. Ayaklarım yerden koparcasına fırladı ileriye doğru. Rüzgâr yüzümü kamçılıyor, dallar tenimi çiziyordu. Arkadan kalın ayak sesleri yankılanıyordu toprağın üstünde. “Zeynep!” diye haykırıyordu. “Kaçma benden! Elimden seni kimse alamaz!” Ben ise nefes nefese, hıçkırıklar içinde çığlık atıyordum. “Baran! Baran neredesin?! Beni kurtar Baran!” Sesim boğuluyordu ama vazgeçmiyordum. Ayaklarım kayalıklarda sendeledi, dizlerim parçalanmıştı ama umurumda değildi. Arkama bakmaya cesaretim yoktu, ama onu hissediyordum. Emir İhsan ve adamları adım adım yaklaşırken, bacaklarımda son güçle uçurumun kenarına kadar sürüklendim. Yol bitmişti. Önümde uçsuz bucaksız bir karanlık, altımda sadece sessizlik... Aşağı atlamaya cesaret edemiyordum. Ayaklarım titreşiyor, dizlerim çözülmek üzereydi. Ama bir adım geride de ölümün nefesi vardı. Emir’in ayak sesleri yaklaştı, sonra durdu. Korkuyla döndüm, göz göze geldik. Gözlerinde delirmiş bir hâl, yüzünde saplantının acımasız gölgesi vardı. “Bana bunu yapmayacaktın Zeynep!” diye haykırdı. “Sen benim olacaksın! Ya benimsin, ya kara toprağın!” “Yapma Emir ihsan lütfen, bu sana göre değil. Böyle biri değildin sen,” dedim, sesim çatallı, gözlerim yaşla doluydu. Ama çok geçti. Adımlarıyla üzerime geldi. Uçurumun tam ucundaydım artık. Rüzgâr güçlü esiyordu, aşağıdaki boşluk beni kendine çağırıyor gibiydi. Emir ihsan gözlerimin içine bakarak, bir anlık öfkeyle, o son cümlesini fısıldadı: “Ben senin kaderinim Zeynep… Baran seni benden alamaz!” Her şey sustu. O eli omzuma dokunduğu anda zaman durdu sanki. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Gözlerim kocaman açıldı. Sonra itiş… Uçurumun kenarından bir boşluğa doğru düştüm. Bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Rüzgâr kulaklarımı yırtarken, dünya başımın etrafında dönmeye başladı. Aşağıya süzüldükçe, gözümde sadece bir çift el belirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD