ZEYNEP KAYA
"Yarım saat sonra arka bahçeye çıkmanı istiyor."
Yazan: Aslı.
Sonunda beklediğim mesaj gelmişti. Kalbim deli gibi atarken, elimdeki telefona bir kez daha baktım. O kısacık cümle bile içimde fırtınalar koparmaya yetmişti. Saatlerdir bu anı bekliyordum ama şimdi, gerçekten vakti geldiğinde, içimi tarif edemediğim bir hüzün kapladı. Yazmamı ve birkaç eşya koymuştum içine çantamın. Bu yolculuk bir kaçıştı belki ama aynı zamanda kendi hayatıma, kendi kaderime doğru attığım ilk cesur adımdı. Odamın loş ışığında son bir kez etrafa bakındım. Her şey yerli yerindeydi ama içim darmadağındı. Camdan dışarıya yöneldim. Evimizin arka tarafı bahçeye bakıyordu, cam ise alçaktı; neredeyse yere yakın sayılırdı. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.
Ya bir ses çıkar da fark ederlerse? Ya her şey mahvolursa? Farkedemezlerdi çünkü emir ihsan çoktan gelmişti . Dışarıdan gelen gürültüler ve bastırılmış sesler onun ve ailesinin bahçede oturduğunu gösteriyordu. Gelmişti işte yüzsüzce, utanmadan, babamın elini öpüp beni istemeye gelmişti. Benim kalbim Baran’a aitken, nasıl olur da başkasının kadını olabilirdim?
Karanlığın içinden cesaretimi toplayıp arka camdan kendimi dışarı bıraktım. Yumuşak bir iniş oldu ama kalbim hala yerli yerinde değildi. Bahçe kapısına yöneldim. Solumu sağıma iyice kontrol ettim. Sessizlik Sadece uzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesi vardı. Baran, karşı kaldırımda arabanın içinde beni bekliyordu. Farları kapalıydı. Gecenin karanlığına saklanmış bir umut gibiydi.Hızlı adımlarla kapıya yöneldim, ardından arabanın yanına vardım. Kapıyı açtım, binmeden önce son bir kez evime, çocukluğumun geçtiği o duvarlara baktım. Ardımda bırakıyordum hepsini. Evimi, annemi, babamı…
Ama onlardan çok daha fazlasını alıyordum yanımda: Kalbimi. Baran bana dönüp gözlerimin içine baktı. Hiçbir şey demedi önce. Ama o gözlerde her şeyi gördüm. Telaşımı, korkumu, umutlarımı… Ardından hafifçe gülümsedi.
"Hazır mısın?" dedi yavaşça.
Başımı salladım.
"Hadi gidelim," dedim titrek bir sesle.
Baran, elimden sıkıca tuttu. O an kalbimdeki bütün korkular sanki elinden akıp gitti.
Arabanın gazına bastı ve gecenin karanlığında uzaklaştık evden. Yol boyunca içimdeki ses hiç susmadı. Annem… Babam… Özellikle de annemin gözleri geldi aklıma. Acaba fark ettiklerinde ne yapacaklardı? Ağlayacaklar mıydı, yoksa öfkelenecekler mi? Bana darılıp yıllarca konuşmayacaklar mıydı? Belki de çok kırılacaklardı. Ama ne olursa olsun… Ben kendi hayatımı yaşıyordum. Kendi seçimimdi bu. Birilerinin benim için seçtiği kaderi değil, kendi sevdamı takip ediyordum. Bu da bedel isterdi. Her sevda biraz bedel isterdi.
Baran her şeyi hazırlamıştı. Gideceğimiz yer belliydi. Onların kasabasına, küçük evlerine doğru yol alıyorduk. Evin avlusunda ışık yanıyordu. Baran’ın dayısı Cevdet, en yakın arkadaşı Yusuf ve onun eşi Aslı çoktan oradaydılar. Hepsi bizi bekliyordu. Baran onları önceden bilgilendirmişti. Sessizce ama şahitliğimizle bir hayat başlatacaktık. Korkularımı yutkunarak geçtim. Ayaklarım geri gitmek istese de, yüreğim ilerliyordu.
İmam da az sonra geldi. Her şey sade ama anlamlıydı. Sanki yıllardır beklediğim o huzur, o aitlik, bir anda üzerime yağmur gibi yağdı.
Baran’ın elini tutarken gözlerimi kaçırdım ama o yine tuttu elimden.Gözlerim doldu. Kalbim ağzımda atıyordu. Kafamda yüzlerce düşünce vardı ama o an tek bir şey netti: Bu hayat benimdi. Bu adam benim kaderimdi.
Ve ben artık geri dönmeyecektim.
İmam nikahımız kıyılmış herkes birer birer dağılmıştı. Evin içindeki sesler yavaşça silinmiş, kahkahalar, tebrikler, küçük fısıltılar artık yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. O kalabalığın içinde kaybolmuş gibi hissetsem de, şimdi sadece Baran'la baş başaydık. Yıllardır bu anı düşleyerek geçirmiştim. Her gözlerimi kapattığımda Baran’ı görür, her yalnız kalışımda ona sığınırdım. Onun hayaliyle yaşamış, onun sesini hayal edip gülüşüne sarılmıştım. Ama şimdi, gerçek karşımdaydı. Dokunabileceğim kadar yakınımdaydı ve bu gerçeklik, hayallerimden çok daha karmaşıktı. Çünkü düşlerimde her şey daha masumdu, daha narin… Ailemin evinden telli duvaklı bir gelin gibi uğurlanacağımı sanmıştım. Kapımızın önünde davullar çalacak, annem gözyaşları içinde boynuma altın takacak, babam kucaklayıp "Git ama mutlu ol," diyecek sanmıştım. Ne gelinlik giymiştim, ne kına gecem olmuştu. Hayalimde beyazlar içinde yürürken, şimdi siyah bir yazmanın içinde, gizlice kaçtığım bir gecede, bir dağ evinde oturuyordum. Kader, insanın planlarını hep yarım bırakıyordu. Gerçek hayat hayallerden çok farklıydı, çok daha sert, çok daha eksikti. Ama işte buradaydım, tüm eksikliklere rağmen sevdiğim adamlaydım.
Baran bir şey demeden yanıma oturdu. Gözlerimi ona çevirdiğimde, onun da aynı sessizlikte boğulduğunu fark ettim. O da kolay bir şey yaşamamıştı. O da mücadele vermişti. Elini usulca uzattı, avuçlarımı tuttu. Parmakları, yüreğimin ritmini çözmek ister gibi tenimde dolaştı. Ardından başını bana doğru eğdi ve alnıma bir öpücük kondurdu. O küçücük temasla birlikte, içimde bir anda koca bir dağ eriyip çözüldü sanki. Gözlerimi kapadım. O an, tüm dünyanın durmasını istedim. O an sadece biz olalım, o an sadece nefes alışlarımız, kalp atışlarımız duyulsun istedim. Baran başını yavaşça eğdi, dudaklarını dudağıma götürdü. Yeni hayatımızın ilk öpücüğüydü .Sessiz, nazik ama bir o kadar da derin. Şöminenin çıtırtıları odayı sararken, içimdeki suskunluğun yerini bir sıcaklık aldı. ilk kez bu kadar çaresizce sevilmeyi kabul ediyordum. Sanki her bir öpücükle hayatımın eksik kalan sayfaları tamamlanıyor, kırıklarım sarılıyor, yılların içimde bıraktığı boşluklar yavaş yavaş doluyordu. O gece, bir yandan hayallerime veda ettim, bir yandan gerçek bir sevdanın, sabırla beklenmiş bir kavuşmanın içine düştüm. Ne geçmişi değiştirebilirdim ne de geleceği kestirebilirdim.
O içimde biriken garip his, ansızın yükselen bir korkuya dönüştü. Göğsümde tarif edemediğim bir sıkışma hissettim. Belki duyguların ağırlığı, belki hayallerle gerçeklerin arasındaki farkın yarattığı boşluktu . Ama ayağa kalkmak zorundaydım, bir şey yapmalıydım. Gözüm Baran'a kaydı. Sessizce elini tuttum. O an içimdeki karmaşayı durduracak tek şey oydu. Belki şaşırmıştı; ne olduğunu tam anlamamıştı ama yine de bir şey sormadı, sadece gözlerime baktı.
"Bir dans etmeyecek miyiz?" dedim fısıltıyla, ama içinde derin bir ihtiyaçla.
Baran’ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. O yumuşak, güven veren bakışıyla elimden sıkıca tuttu ve ayağa kalktı. O anda içimde bir sıcaklık yayıldı; sanki ne olursa olsun yanımda olduğunu bir kez daha gösteriyordu.Masada duran telefonuna yöneldim. İnterneti açmak istedim ama dağ evinde olduğumuzu unutmuştum. Sinyal yoktu. Telefonun müzik kataloğuna girdim, yavaş bir dans müziği aramaya başladım. Parmaklarım ekranın üzerinde gezinirken biraz da hayal kırıklığı vardı içimde. Belki de bu bile olmayacaktı… Ama tam o sırada Baran elini usulca uzatıp telefonu elimden aldı. Parmakları kendinden emin şekilde ekranda birkaç yere dokundu ve sonra yumuşak bir melodi odanın içine yayılmaya başladı.
Şaşkınlıkla başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerim “Nasıl yani?” der gibi açılmıştı.
"Sen bunu nasıl…?" diyecek oldum ama cümlem havada kaldı.
Çünkü gözlerindeki bakış yeterliydi.
O an içimden geçeni anlamış, o kadar ayrıntıyı önceden düşünmüştü. Sadece beni kaçırmakla yetinmemişti; eksik kalan ne varsa bir bir tamamlamaya çalışıyordu. Hayalimdeki dansı bile unutmamıştı. Bu kadarını planlamış olamazdı, değil mi? Ama işte, olmuştu.
Baran telefonun sesini biraz açtı. Işıklar loştu, şöminenin ateşi duvara gölgeler düşürüyordu. Beni kendine çekti, bir elini belime, diğerini elimin üzerine koydu. Melodi kalbimin ritmiyle birleşti. Artık konuşmamıza gerek yoktu. Adımlarımız müziğe karışıyor, sessizce dans ediyorduk. Her şey olması gerektiği gibiydi.
🎼🎼🎼🎼🎼🎼🎼
Ben bal arısı gibiydim senden önce
Bak pervanelere döndüm seni görünce
Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam
Yoluna adadım ömrümü ben sensiz olamam
Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam
Bin yıl yaşasam yine sana doyamam
Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel
Seni almazsam gözlerim açık gider .
🎼🎼🎼🎼🎼🎼🎼
Her şey bir anda olmuştu; nasıl başladığını, nasıl o noktaya geldiğimizi anlayamamıştım bile. Baran’la adımlarımız müziğe karışmışken, ansızın birbirimize o kadar yakınlaşmıştık ki, nefeslerimiz birbirine değiyor, kalplerimiz sanki aynı ritimde atıyordu. O yoğun anın büyüsünde kendimizi kaybetmiş gibiydik. Birden, farkına bile varmadan, şöminenin karşısında, odanın köşesindeki o kalın minderli yere düştük; adına belki divan belki sedir diyebilirdin ama o an için kelimelerin bile anlamı yoktu. İkimiz de oradaydık işte; kalbimizle, tenimizle, ruhumuzla… Baran vücudumun üstüne kapanmış, simsiyah gözlerini gözlerime kilitlemişti. Gözlerinde hem tutku hem de bir parça delilik vardı; sanki yıllardır bastırdığı her özlem, her arzu, her hayal şimdi tek bir bakışta alev almış gibiydi. O bakış beni ürkütmüyordu, tam tersine içimdeki gizli boşlukları dolduruyor, derin bir sahiplenme duygusu yayıyordu bedenime.
Sonra dudaklarıma yapıştı. İlk öpüşü nazikti, yumuşaktı, beni rahatlatır gibiydi; ama sonra dudaklarımızın arasında artan hararetle nefeslerimiz birbirine karıştı. Öpüşmelerimiz hızlandı, şiddetlendi, sanki yıllardır hasret kalmış iki yürek nihayet buluşmuş ve suskunluğunu dudaklarıyla anlatıyordu. Ellerim, Baran’ın güçlü omuzlarına sarıldı. O ise ellerini belime doladı, beni kendine daha da yaklaştırdı. Sırtımdaki gömleğin düğmelerini telaşla çözdüm, Baran sabırsız bir hareketle bluzumu kavrayıp kenara attı. Kumaş yere düşünce, odada sadece çıtırdayan şöminenin ve hızlı nefes alışlarımızın sesi kalmıştı.
Alevlerin turuncu ışığı tenimize vuruyor, gölgelerimiz duvarlarda birbirine dolanıyordu. Baran’ın elleri, sanki yıllardır ezberlediği bir yolu takip edercesine bedenimde gezindi. Dudakları boynuma indi; nefesi boynumda ılık dalgalar gibi dolaşırken, öpüşleri her geçen saniye biraz daha açgözlü, biraz daha derinleşen bir arzuya dönüşüyordu. İçimde, hem korku hem heyecan hem de tarifsiz bir haz birbirine karışmıştı. Her öpücüğünde kontrolümü biraz daha kaybediyor, sadece hislerimin peşinden gidiyordum. Baran’ın elleri bedenimde aşağı doğru inerken, dudakları boynumdan göğüslerime doğru kaydı; her öpücükte vücudum ürperiyor, içimden yükselen sessiz çığlıklar boğazıma takılıyordu. Aklımdan hiçbir net düşünce geçmiyor, tek bildiğim: O an, onun kollarında dünyanın geri kalanı yok oluyordu. Ve ben hiç bu kadar diri, hiç bu kadar ait hissetmemiştim.
DEVAMI DİĞER BÖLÜMDE