Hastane odasında zaman neredeyse durma noktasına gelmiş gibiydi. Sessizliğin içinde yalnızca Nst cihazının ara ara çıkan sesleri yankılanıyor, her küçük bip sesi yüreğimin ağzıma gelmesine neden oluyordu. Alpaslan yanımda, yatağın hemen yanındaki sandalyede oturmuş, elimi tutuyordu. Parmaklarını avucumun içinde nazikçe gezdiriyor, beni rahatlatmaya çalışıyordu. Ancak içimdeki gerginlik dağılmıyordu. Odayı dolduran loş ışık, huzur vermek yerine, içimdeki korkuyu daha da artırıyordu. Kalbim hızla atıyordu. Bebeğimizin doğmasına sadece saatler kalmıştı, belki de dakikalar. Ama bu bilinmezlik, ne olacağını tam olarak kestirememe durumu, beni iyice kaygılandırıyordu. Asiye anne ise birkaç adım uzağımızda, bir köşede oturuyordu. Yüzündeki sakin ifade ona hâkim olmaya çalıştığını gösterse de göz

