Hastane odasında, hareket etmeden, adeta nefes bile almadan yatıyordum. Yorgunluk bedenime değil, ruhuma işlemişti. Bütün gün sırtımda ağır yükler taşımışım da sonunda bu yatağa devrilmişim gibi. Oysa ben güçlüydüm, değil mi? Her zaman güçlü olmaya çalışmıştım. Ama şimdi, başıma gelenlere bakınca, "güçlü" kelimesi benimle yan yana bile duramıyordu. İçimde bir boşluk açılmıştı; uğraştıkça derinleşen, kazdıkça dipsiz bir kuyuya dönüşen bir boşluk… Tunahan yanımdan bir an bile ayrılmıyordu. Sessiz, vakur, ama gözleri sürekli üzerimde. Arada bakışlarını kaçırıyor, yüzünü pencereye dönüyordu; sanki söyleyemediği bir şeyler var gibi. Ya da belki kendini toparlamaya çalışıyordu. Bu onun için de kolay değil, biliyorum. Yine de, yanı başımda olmasından bir tür güven duyuyordum. Korkunç bir güven…

