Villada sabah olmuştu. O gece yaşanan çatışmanın izleri hâlâ her yerdeydi; kırık camlar, kan lekeleri, devrilmiş mobilyalar… Ayşe yataktan yeni kalkmış, pencerenin önünde ellerini birbirine kenetlemiş halde Cihan’ı bekliyordu.
Cihan sabaha kadar ayaktaydı, adamlarına talimatlar yağdırmış, yeni planını hazırlamıştı. Şimdi sessizce içeri girdiğinde, yorgun ama dimdik yürüyordu.
Ayşe dönüp ona baktı.
“Gitmemiz gerekecek, değil mi?”
Cihan başını salladı.
“Burayı öğrendiler. Artık burada kalamayız.”
Ayşe’nin kalbine bir ağırlık çöktü. Bu villaya bile alışmaya başlamışken, tekrar kaçmak zorundaydı. Ama içinde garip bir rahatlama da hissetti: Nereye giderse gitsin, Cihan yanındaydı.
Cihan yaklaşıp elini çenesine koydu, gözlerinin içine baktı.
“Korkuyor musun?”
Ayşe boğuk bir sesle,
“Biraz…” dedi.
Cihan dudaklarını onun dudaklarına bastırdı, öyle sert öptü ki Ayşe soluğunu tutmak zorunda kaldı. Öpücüğü, tıpkı kendisi gibi sahipleniciydi, başkasına yer bırakmayan bir kudret taşıyordu.
“Ben yanındayken korkmana gerek yok,” diye fısıldadı.
Sonra Ayşe’nin saçlarını okşayarak yüzünde dolaştırdı, gözleri koyu bir tutkuyla parlıyordu.
“Bu gece gitmeden önce…” dedi boğuk bir tonda, “sana kim olduğunu tekrar hatırlatacağım.”
Ayşe’nin boğazı düğümlendi. Bir yandan bu kadar çok tehlikenin içinde nasıl hâlâ onu arzulayabildiğini anlayamıyordu, bir yandan da kalbinin her atışında Cihan’a ait olduğunu hissediyordu.
Cihan onu geriye itti, yatağın kenarına oturttu. Parmaklarını Ayşe’nin boynundan aşağı, göğüslerinin üzerinden beline kadar kaydırdı. Ayşe’nin nefesi hızlandı.
“Daha önce sana söyledim,” dedi Cihan, parmak uçlarıyla kalçasına bastırırken, “benden kaçamazsın.”
Ayşe gözlerini kapattı. Cihan, gece boyu yaşadığı öfkenin bir kısmını ona aktarır gibi, sert ama kontrolü elden bırakmayan bir dokunuşla üzerindeki ince elbiseyi sıyırdı.
“Beni istiyorsun…” diye fısıldadı, dudaklarını göğüs uçlarına değdirerek.
Ayşe titreyerek inledi.
“Cihan…”
Adam bir an bile durmadı, bacaklarını aralayıp kalçalarını kavradı, vücudunun altında onu adeta kilitledi. Sertliğini hissettirdiğinde Ayşe’nin yüzü kızardı, ama bu utancın bile içinde kıvılcım gibi bir istek uyandırdığını inkâr edemedi.
“Bak bana,” diye emretti Cihan, gözlerini ondan ayırmadan.
Ayşe, ürkek ama teslim olmuş şekilde gözlerini açtı.
Cihan tek hamlede ona girdi. Ayşe’nin iniltisi odada yankılandı, vücudu bir an bocaladı ama sonra o doluluğa alışmaya başladı.
Cihan ritmini sert ve düzenli tutuyordu, arada nefesini kesen derin vuruşlarla Ayşe’yi baş döndürüyor, ellerini sırtına bastırıp kaçmasına engel oluyordu.
“Benim…” dedi hırıltıyla, her kelimesiyle daha da derine inerek, “sadece benim…”
Ayşe dudaklarını ısırarak ağladı, hem acı hem haz birbirine karışmıştı.
“Evet…” diye fısıldadı, “seninim…”
Cihan öyle bir tutkuyla boşaldı ki Ayşe’nin içi yanıyormuş gibi hissetti, ama bu yakıcı his bile onu tarifsiz bir tatminle doldurdu.
Bir süre sonra ikisi de nefes nefese kalmış şekilde birbirine yaslandı. Cihan, alnını onun alnına dayadı, gözlerini kapadı.
“Seni başka hiçbir yere bırakmam,” dedi, yumuşak ama tehditkâr bir tonla.
Ayşe titreyerek başını salladı. Artık kendini bu karanlık dünyadan koparamayacağını biliyordu.
Gece yarısı, villanın kapısında iki siyah SUV bekliyordu. Cihan’ın adamları, elleri silahlı halde etrafı kolaçan ediyordu. Ayşe valizini bile toparlamaya fırsat bulamadan, Cihan’ın talimatıyla apar topar arka koltuğa oturtulmuştu.
Motor çalıştığında, Ayşe’nin kalbi delicesine atıyordu. Her metre ilerledikçe içindeki korku büyüyordu ama yine de gözleri Cihan’ı arıyordu. Adam hemen yanına oturmuş, soğuk ifadesiyle camdan dışarıyı izliyordu.
Ayşe fısıltıyla sordu:
“Nereye gidiyoruz?”
Cihan gözlerini ona çevirdi, bakışları sertti.
“Kimsenin bizi bulamayacağı bir yere,” dedi.
Yolda karanlık hâkimdi. İstanbul’un kenar mahallelerini geçtikten sonra, ormanlık yollara girdiler. Gecenin sessizliğinde sadece motorun sesi vardı.
Ayşe bir an dayanamayıp, elini Cihan’ın koluna koydu.
“Korkuyorum…” dedi titreyen bir sesle.
Cihan o soğuk, taş gibi yüz ifadesini yumuşattı. Elini Ayşe’nin ellerinin üzerine koyarak sıktı.
“Yanımda güvendesin,” dedi.
Tam o sırada öndeki araç aniden fren yaptı. Ayşe’nin kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Cihan öne doğru eğildi.
“Ne oluyor?”
Selçuk geri dönüp bağırdı:
“Abi, yolu kesmişler!”
Ayşe’nin boğazı düğümlendi.
Cihan hemen kapıyı açtı, silahını belinden çekti.
“Sen burada kal!” diye emretti.
Ayşe oturduğu yerde donmuştu. Cihan arka kapıdan indi, ay ışığında parlayan tabancasıyla ormana doğru baktı. Karşıda farların ışığında dört adam belirmişti, silahlarını doğrultmuşlardı.
“Cihan Karahan!” diye bağırdı biri.
“Teslim ol!”
Cihan alaycı bir şekilde güldü, silahını kaldırdı.
“Beni almaya geliyorsanız, cesedimi de götürmeye hazır olun!”
İlk kurşun havayı yırttı, ardından çatışma patladı. Ayşe çığlıkla koltuğa kapandı, silah sesleri kulaklarını sağır ediyordu.
Cihan, gölgenin içinden seri adımlarla atılıp hedefi indirdi. Diğer adamlar geri çekilmek isterken, Selçuk önden saldırıp iki kişiyi daha yere serdi.
Her şey birkaç dakika içinde bitmişti. Cihan nefes nefese geri döndü, aracın kapısını açtı. Ayşe’nin titreyen yüzüne baktı.
“İyi misin?”
Ayşe ellerini uzatarak ona sarıldı.
“Beni bırakma…” dedi yalvarırcasına.
Cihan güçlü kollarıyla onu çekti, alnını alnına dayadı.
“Bırakmam,” dedi, sesi bu kez yumuşaktı. “Asla…”
Arabada geriye doğru oturdular, Ayşe hâlâ ağlıyordu ama Cihan’ın sıcaklığı, onu saran karanlığın ortasında bile rahatlatıyordu.
Bir an sonra Cihan, elini Ayşe’nin yüzüne koydu, gözyaşlarını sildi. Sonra başını eğdi, usulca dudaklarına dokundu. Ayşe’nin nefesi kesildi.
“Bu kadar korkunun arasında bile…” dedi, sesi boğuktu, “…beni istiyorsun, değil mi?”
Ayşe utançla başını eğdi ama yalan söyleyemedi.
“Evet…” diye fısıldadı.
Cihan’ın gözleri koyu bir alevle parladı.
Arabanın arka koltuğunda, silah seslerinin yankısı hâlâ kulaklarında çınlarken, Ayşe’yi kendine çekip dudaklarına yapıştı. Öpücüğü öylesine açgözlüydü ki Ayşe’nin kalbini sıkıştırdı.
Ellerini hızla onun ince kotunun düğmelerine götürdü, sertçe açtı. Ayşe’nin dudaklarından bir inleme döküldü.
“Burada mı…” diye fısıldadı utanarak.
Cihan gözlerinin içine baktı, bir kurt gibi.
“Her yerde…” dedi. “Sen benim nefesimsin.”
Bir yandan öpüyor, bir yandan parmaklarıyla onu yokluyordu. Ayşe, çarpan kalbiyle kendini bıraktı. O kadar korku, o kadar stresin ortasında bile bu adamın dokunuşları, aklını uçuruyordu.
Cihan onu arka koltukta kendine oturttu, kalçalarından kavrayarak üzerine bastırdı. Sertliğini hissettiğinde Ayşe’nin gözleri yaşardı, ama duramadı. Onu istiyordu, tam şimdi, tam burada.
“Yavaş…” dedi utangaçça.
Cihan gülerek, dudaklarını boynuna gömdü.
“Yavaş olamam,” diye hırıltıyla karşılık verdi, “bu gece çok uzun sürecek.”
Ve kendini Ayşe’nin içine bıraktı. Araba ormanın ortasında, soğuk geceye rağmen, onların ateşiyle yanıyordu.
Cihan ve Ayşe’yi taşıyan SUV, zorlu yolculuğun ardından ormanın derinliklerinde, yüksek duvarlarla çevrili, eski bir taş malikanenin önünde durdu. Bahçede birkaç adam nöbet tutuyordu. Gözleri tetikte, parmakları silahlarının üzerinde hazır bekliyordu.
Ayşe arabanın kapısından inerken ürperdi. Hava soğuktu, ama onu titreten yalnızca gece değildi; bu eski taş binanın ürkütücü sessizliği içine işliyordu.
Cihan yanına gelip elini tuttu.
“Korkma,” dedi kısık sesle. “Burası güvende.”
Ayşe başını salladı, ama içine oturan o garip kasvet hissi geçmedi. İçeri girdiler. Geniş salonun duvarlarında asılı eski avizeler, loş ışık altında tuhaf gölgeler yaratıyordu. Sanki binanın bile binlerce sır taşıdığı hissine kapıldı Ayşe.
Cihan yanında yürüyor, tek tek odaları kontrol ediyordu. Yanındaki korumalar sessizce talimat alıyor, yerleşmek için hazırlık yapıyordu.
Ayşe sanki yeni bir kafese giriyormuş gibi hissetti. Gözlerini Cihan’dan ayıramıyordu — bu yabancı dünyada tutunduğu tek gerçek oydu.
Cihan odaların birinde durdu, büyük bir yatak, koyu renkli perdeler ve şömineyle döşenmiş ağır, kasvetli bir dekor…
“Burası senin odan,” dedi.
Ayşe yutkundu.
“Seninle kalmak istiyorum,” diye mırıldandı çekinerek.
Cihan’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Benim odam zaten burası,” dedi, gözlerini gözlerine kilitleyerek.
Ayşe rahat bir nefes aldı. Bu adamın yanından bir an bile uzak kalmak istemiyordu.
Cihan kapıyı kapattı, ardından üzerine yürüdü. Gözlerindeki vahşi ışık değişmemişti, hatta daha da koyulaşmıştı.
“Geceyi birlikte geçireceğiz,” dedi. “Ama önce…”
Ayşe’nin çenesini kavrayarak yüzüne eğildi. Dudakları ince bir çizgi halinde gerildi, bakışları ciddiydi.
“Sana tekrar soracağım,” dedi, sesi buz gibiydi, “Benden kaçmayı hâlâ düşünüyor musun?”
Ayşe titredi. Gözleri doldu.
“Hayır…” dedi sessizce, “artık düşünmüyorum…”
Cihan derin bir nefes aldı. Sonra dudaklarıyla onun boynuna dokundu, sıcak nefesi tenine çarptığında Ayşe’nin içinden bir ürperti geçti.
“Güzel,” dedi, alaycı bir fısıltıyla.
Ayşe bir şey söyleyemedi, nefesi düzensizleşmişti bile. Cihan, gömleğinin düğmelerini açarken kaslı göğsü ortaya çıktı. Parmaklarını Ayşe’nin saçlarına doladı, onu kendine çekti. Dudakları, Ayşe’nin boynunda gezindikçe genç kız bir iniltiyle başını geriye attı.
“Bu gece sana her şeyi öğreteceğim,” dedi Cihan.
Ayşe’nin vücudu gerildi. Cihan onu yatağa doğru iterek yere diz çöktürdü, bakışları koyu bir karanlıkla doluydu.
“Bana teslim ol,” diye emretti.
Ayşe’nin kalbinden bir kıvılcım geçti. Utanç ve arzu birbirine karışmıştı, ama o teslimiyetin getirdiği rahatlığı inkâr edemedi. Yavaşça başını eğip Cihan’ın vücuduna dokundu.
Cihan’ın nefesi hızlandı, elleriyle Ayşe’nin başını kavrayarak yönlendirdi.
“İyi kız…” diye fısıldadı, sesi neredeyse hayvaniydi.
Ayşe, onun dokusunu, kokusunu, sertliğini hissederek aklına vuran şehvetten başı dönüyormuş gibi oldu. Cihan, kontrolü kaybedecek kadar coşkulu bir inlemeyle Ayşe’yi yukarı çekti, kucağına aldı.
“Artık dayanamayacağım,” dedi hırıltıyla.
Onu yatağa yatırdı, bir an bile gözünü ondan ayırmadı. Ayşe’nin ince geceliğini yırtarcasına üzerinden sıyırdı. Teninin her santimini, adeta aç bir hayvan gibi öpmeye başladı.
Ayşe’nin dudaklarından kesik kesik sesler yükseldi.
“Cihan…” diye yalvardı, “lütfen…”
Cihan dişlerini boynuna hafifçe geçirdi, sonra dudaklarını göğsüne indirdi.
“Sen bana aitsin…” dedi, parmaklarını Ayşe’nin kalçasına bastırırken, “bunu unutma…”
Ayşe gözlerini kapadı. O kadar korkmuş, o kadar yorulmuştu ki… ama Cihan’ın bu tutkulu sahiplenişiyle yeniden doğuyormuş gibiydi.
Cihan kendini Ayşe’nin bedenine bıraktığında, oda hem şehvet hem çaresiz bir sevgiyle doldu. Her vuruşunda Ayşe’nin aklını boşaltıyor, tek bir düşünce bırakıyordu: Ona ait olmak.