“Tutkuuuun!” Melike’nin sesi dağlarda bile yankılanmıştı muhtemelen. Kapının eşiğinde üstüme doğru koşarken ben de kollarımı sonuna kadar açtım. Sanki görüşmeyeli yıllar geçmemiş gibi aynı samimiyet devam ediyordu aramızda. Bana deli gibi sarıldı, ben de aynı şekilde karşılık verdim. Bir insanın teninden sevgi kokusu alması mümkün müydü bilmiyorum ama Melike’ye sarıldığım an içim öyle mis gibi kokularla doldu ki evimde gibi hissettim. “Kızım bu ne hal, afet olmuşsun sen!” diye kıkırdadı yanımda, benden ayrılırken. Genişçe bir gülümsemeyle yanağına bir öpücük kondurdum. “Gel gel, içeri geçelim. Annem gelir birazdan, seni görünce şok olacak,” dedi elimi çekiştirirken. Eve adım atmadan önce arkama dönüp baktım. Kırmızı pikabın içinde hâlâ kıpırdamadan duran Noyan’la göz göze geldik. Camda

