Alaz son kez içime boşaldığında, saçlarımdaki sıkı tutuşunu gevşetti. Nefes nefese, masanın üzerinde yatıyordum, sadece üst vücudum dayanak noktam olmuştu. Ayağa kalktığımda sırtımı döndüm. O, kemerini takıyordu. Ben de yerdeki parçalanmış elbisemi toplayıp üstümü geçirmeye çalıştım.
"Senin yüzünden toplantıya geç kaldım," dedi, bana yaklaşıp dudağımda hızlı ve sert bir öpücük bırakarak.
"O arsayı almadan gelme," diye mırıldandım, dudaklarımdaki tadı hissederek.
"Senin için alacağım," deyip odadan çıktı.
Derin bir nefes aldım ve üzerimi düzelttim. Alaz'ın masasına geçip koltuğuna oturdum. Yanımdaki aynadan saçlarımı düzeltmeye, akan eyelinerımı silmeye çalıştım. Peçeteyi çöpe attıktan sonra, yere düşen eşyaları toplayıp masaya yerleştirdim.
Tam o sırada telefonum çaldı. Gözde, görüntülü arıyordu. Açtım.
"Bebeğim, nasılsın?"
"İyiyim,sen?"
"Çok iyiyim!Yarın birlikte alışverişe çıksak? Uzun zamandır yapmadık."
"Bilmiyorum,Alaz'la konuşmam gerekiyor."
"Ya kızım,sen köpek misin? Alaz mı yönetiyor seni?"
"Şu anlık olmaz,"dedim, sesimde bir gerginlikle.
"Peki,görüşürüz." Telefonu yüzüme kapattı.
Özge her zaman kendi istediği olsun isterdi, başkasını pek düşünmezdi. Yarım saat boyunca telefonumla oyalanıp durdum. Sonra Alaz'ın koltuğunda unuttuğu telefonunu fark ettim.
Şifresi vardı. Yana kaydırıp kamerayı açtım ve birkaç özçekim yaptım. Eminim çok kızacaktı, ama umurumda değildi.
Çekmeceleri kurcalamaya başladım. İlk ikisi dosyalarla doluydu. Üçüncü çekmecede parfümler ve saatler vardı. Birini alıp koluma taktım. Erkek saati olduğu belli olsa da garip bir şekilde yakışmıştı. Bir parfümü de üzerime sıktım.
Dördüncü çekmecede, küçük bölmeler içinde USB'ler duruyordu. Karşısındaki laptopa takıp bakmayı düşündüm ama vazgeçtim. Diğer çekmeceler kilitliydi.
Alaz'ın toplantısı bitmemişti. Neredeyse bir saat daha geçti. Ayağa kalkıp odadan çıktım. Katın ortasındaki asistan kıza, "Alaz hangi toplantı salonunda?" diye sordum.
"Hemen şurası," diyerek işaret etti.
Gidip camdan içeriyi izlemeye başladım. Alaz'la göz göze geldiğimizde, elbisemin göğüs kısmından hafifçe tutup çekiverdim. Onun yüz ifadesi değişti. Koltuğunda geriye yaslanmış, kalemini dudaklarına götürmüş, bana bakıyordu.
Biraz daha izledim. Sonra bir kadın ayağa kalkıp panjurları indirdi. Resmen "siktir git" demişti bana.
Panjurlar tekrar açıldığında, karşımda Alaz duruyordu. Herkes ayağa kalkmış, dışarı çıkıyordu. O da odasına doğru yürüdü, ben peşinden.
İçeri girer girmez beni duvara yasladı ve kafasını boynuma gömdü. "Sen beni çıldırtmaya mı çalışıyorsun?"
"Bilmem,öyledir."
"Göğüslerin..."diye mırıldandı, nefesi tenimi yakarak. "Tıpkı benim gibi kokuyorsun."
"Biraz çekmecelerini kurcalamış olabilirim."
"Saat yakışmış,"deyip çekildi, hafif bir gülümsemeyle.
"Arsa ne oldu?"
"Ne olmasını istersin?"
"Umarım kazanmışsındır da boşuna gelmemiş olayım."
"Arsayı satın aldım."
"Ciddi misin?O zaman tebrikler."
"İki milyon dolara sattı adam."
"Ne?Neden? İki milyona arsa, üstüne şirket... Çok para değil mi?"
"İki milyon dolar arsa,yedi milyon şirketin yapımı, yüz bin işçiler... Toplam dokuz milyon yüz bin dolar. Ben bu parayı o şirketten sadece bir ayda kazanırım, güzelim. Bu yüzden değer."
"Yani,ayda dokuz milyon dolar mı kazanacaksın?"
"Evet."
"Nereye kuruluyor bu şirket?"
"İngiltere."
"Benim kafam bunlara basmıyor,boş ver. İşin bittiyse eve gidelim mi?"
"Birkaç işim daha var.Sıkıldıysan seni bırakıp geleyim."
"Hayır,hayır! Evde çok sıkılırım."
"İyi,o zaman otur bakalım." Koltuğa oturdum. "Yemek yememişsin."
"Açım şu an."
"Niye yemedin?"
"Boğazıma tıkadın çünkü,"dedim.
Tam o sırada kapı tıklandı. Alaz açtı ve elinde yemek poşetleriyle içeri girdi. "Bir daha yemek yemeden bir şey yapmıyorsun. İncecik kalmışsın zaten." Poşetten kocaman bir hamburger ve kola çıkarıp önüme koydu. "Hepsini bitir."
"Ben yarın dışarı çıkmak istiyorum."
"Kiminle?"
"Aslında Özge çağırdı,ama onunla gitmek istemiyorum. Tek başıma."
"O kızdan uzak durman gerekiyor."
"Zaten onunla gitmek istemiyorum.Ama ihtiyaçlarım var, alışveriş yapmak istiyorum."
"Liste hazırla,ben alayım."
"Alaz,özel diyorum."
"Peki,tamam."
"Sen yarın yine burada mısın?"
"Yok,hayır. Bu haftadan sonra bağlantım kesiliyor burayla. Bir daha gelmiyorum."
"Hiç iş yapmayacak mısın?"
"İngiltere'deki şirketin yapımıyla ilgileneceğim."
"Nasıl yani?Oraya mı gideceksin?"
"Hayır,ama iki ayda bir gideceğim. Zaten bir yıl sürecek yapımı."
Bir yıl. Bir yıl sonra zaten ben de gidecektim. İçim karma karışık olmuştu. Ona aşık mıydım? Bilmiyordum. Ama ondan etkilendiğim açık ve netti.
Yemekten sonra Alaz ayağa kalktı. "Küçük bir görüşmem var, sonra geleceğim."
"Tamam."
Odadan çıktı. Bana aşık olabilir miydi? Benim karşıma çıkması tesadüf değildi.
Yarım saat sonra içeri girdi. "Bakıyorum da benimsemişsin burayı?"
"Biraz öyle.Eğer oturmak istiyorsan karşıma oturabilirsin. Bir de boş kağıt arıyordum, bir tane verir misin?"
"Ne yapacaksın?"
"Resim,"dedim.
Gülümsedi ve birkaç kağıt getirip önüme koydu.
"Görüşme neydi?"
"Bir şirketin yöneticisi,ortaklık teklifi için gelmişti."
"Yaptın mı?"
"Hayır,tabii ki."
"Neden?"
"Şirket şu an çok iyi durumda.Ortak olursak, kârı paylaşırız. Buna gerek yok."
"Neyse, bunlar beni ilgilendirmiyor. Resim yapacağım ben." Kalemlikten bir kurşun kalem alıp çizmeye başladım.
Alaz telefonuyla uğraşıyordu. Kesinlikle fotoğrafları görecekti.
"Neye bakıyorsun?"diye sordum. Cevap vermedi. "Alaz?"
"Efendim?"
"Neye bakıyorsun diye sordum."
"Anlatmam doğru mu olur bilmiyorum,"diyerek sinsice güldü.
"Ne diyorsun sen?"Telefonuna uzandım, ama hemen kapattı.
Masanın üzerine eğilip tekrar çizmeye başladım. Alaz arkama geçti ve yavaşça boynuma eğildi.
"Resim yapmaktan daha eğlenceli bir şey yapabiliriz."
"Neymiş o?"diye sordum.
Boynumu öpmeye başladı.Kafamı geriye yaslayıp boynumu ona teslim ettim. Elini elbisemin altına soktu ve kadınlığıma dokundu. Okşamaya başladığında, ağzımdan istemsizce inlemeler çıktı.
"Alaz..." dedim.
Geri çekildi."İyi, tamam. Yap sen resmini."
"Ne bu?Trip mi?"
"Yok,hayır."
Tam o sırada kapı tıklandı ve o ince sesli kadın, Emel, içeri girdi.
"Alaz,arşiv dolup taşmış durumda. Oraya bir el atsan?" dedi.
Alaz bana baktı.Olumsuz anlamda kaşlarımı kaldırınca, "Hadi gidelim, Emel," dedi.
"Alaz?" diye seslendim. Bana döndü. "Gidiyor musun?" Elimle "gel" işareti yaptı. Odaya dönüp telefonumu aldım ve onlara katıldım.
"Emel, senin gelmene gerek yok. Ben hallederim," dedi Alaz.
"Evet,biz hallederiz," diye ekledim.
Asansöre bindiğimizde,Alaz bana döndü. "Beni mi kıskandın?"
"Yo,alakası yok. Sadece canım sıkıldı ve ben de gelmek istedim."
"İyi,bakalım. Öyle olsun," diyerek güldü.
"Ya,gülmesene!"
Asansör durdu ve arşiv odasına girdik.
"Bana yardım edeceksin,onun için getirdim zaten."
"Sadece yardım mı edeyim?"dedim.
Beni içeri çekti."Yoksa başka bir şey mi istiyorsun?"
"Hayır,aklın hep oralara çalışmasın."
Biraz dosyalarla uğraştıktan sonra, Alaz sordu: "Eve gitmek ister misin?"
"Hayır."
"İnatçısın."
"Fazlasıyla."
Kapı tekrar tıklandı ve asistanı içeri girdi. "Alaz Bey, Mustafa Bey'in tanıma formuna ihtiyacımız var. Bilgilerini sisteme girmemiz gerekiyor."
"Çekmecemde olacak.Anahtarların yerini biliyorsun." Kız çıkıp gitti.
"Bu kız kim?"
"Asistanım."
"Güzelmiş,"dedim, samimiyetsizce.
"Çok samimiyetsiz söyledin bunu."
"Gel hadi, ben sonra hallederim burayı. Sen yorulma," deyip elimden tuttu ve kapıya yöneldi. Tam açacakken, kapıyı hemen kapattım.
"Alaz, ben bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
"Ben...ben nasıl söylerim bilmiyorum, ama..."
"Derin,hadi."
"Ben sana..."
Gözlerine baktım. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Belki de her şeyi değiştirecek o cümle tam dudaklarımdan çıkacaktı ki...