3.BÖLÜM

1772 Words
Otelin bahçesine girdiğimde babamı biriyle konuşurken görmüştüm. Onun arkası dönük olduğu için yüzünü göremiyordum. Babamın yüzündeki ifadeye bakılırsa bayağı sevdiği biriydi. Arkası dönük olan kişinin bir eli cebinde diğerinde ise sigara tutuyordu. Arada elini ağzına götürüp indiriyordu. Uzaktan öylece oraya bakakaldım. Sonra babamla el sıkıştıklarında, çocuğun sağ kolunda, dirseği ve bileği arasındaki 'NO BOUNDARİES ' dövmesi dikkatimi çekti. Çekmemesi tuhaf olurdu. Büyük harflerle yazılmış, yazılar gayet düz ve etrafında dikkat dağıtacak hiç bir şey yoktu. Dil bilgim sağolsun çeviri vermiştim. Orada öylece dikilmeyi bırakıp babamın yanına doğru hareketlendiğinde çocuk babamın yanından ayrılıp ilerledi. Babam beni fark ettiğinde yanıma geldi. Kolunu omuzuma attı. "Çok uykum var." Onu onayladığımda odalarımıza doğru yürümeye başladık. Merakıma yenik düşüp "az önce yanındaki kimdi" diye sordum. Dövmesi hoşuma gitmişti. Bende dövme yaptırmak istiyordum ama annem izin vermiyordu. Babamın bileğinde bile vardı. Believe... "Bir tanıdık. Benim dükkana geliyor sürekli." Dediğinde onun, benim yaşımdan fazla büyük olmadığını anlamıştım. Fazla gençti. Babamın oto yıkama, bakım onarım dükkanı vardı. Çokta büyüktü. Belli ki oraya gelen müşterilerindendi. Odamın kapısına geldiğimde aklıma yarın ki tanışma geldiğinde keyfim bozulmuştu. Babamı öpüp odama girdim. Yorgundum, hem yol, hemde gezinti beni yormuştu. Üzerimi değiştirip yatağıma girdim. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım ama aklımda dönüp duran düşünceler uykumu kaçırmıştı. Yatakta dönüp durmayı bırakıp başucumda duran gece lambasını açtım. Sehpaya bıraktığım kitabı açıp okumaya başladım. En azından düşüncelerime ara verebilirdim. * Kapının tıklatılmasıyla gözümü açtım. Yatakta doğrulmaya çalıştığımda boynum acımıştı. İnlediğimde babam daha fazla vurmaya başladı. Güç bela yataktan kalkıp kapının kilidini açtım. Babamın endişeli yüzüne aldırmayıp yatağa oturdum. "Kızım, neyin var?" "Boynum tutuldu baba." Kitap okurken uyuya kalmıştım. Babam yanıma oturup boynumu ovmaya başladı. Şefkatli ellerinin arasında tekrar uykum gelmişti. "Yine kitap okurken uyuyakaldın değil mi" diye azarladı babam. Huyumdur kitap okurken uyumak ve ertesi gün böyle ağrılarla uyanmak. Babam masaj yapıp kas gevşetici sürdüğünde biraz olsun rahatlamıştım. Babamla kahvaltı yapmak için otelin açık restorantına geçtik. Aklım tanışmadaydı, biraz çekiniyordum da. İçim içimi yiyordu ama babama o kadın hakkında soru sormaya korkuyordum. Sessiz geçen kahvaltı faslından sonra babam telefon görüşmesi yapmak için yanımdan ayrıldı. O sırada çimlerin üzerine elinde gitarla oturan bir çocuk farkettim, farketmediğim de gülümsedim, çünkü onunda gözünde gözlük vardı. Kendi kendine gitar çalıyordu, ritmi yavaştı. Etrafında da kimse yoktu, anlaşılan bunalmış, kendini buraya atmıştı. Yavaş yavaş ona doğru yürüdüm. Beni farkettiğinde, yüzüme baktı. "Merhaba" dedi sevimli suratıyla. Gerçekten çok temiz bir yüzü vardı. "Merhaba" diyerek yanına oturdum "adım Nil" dedim ve elimi uzattım. Aynı sıcaklıkla elimi sıktı "Cemil ya da Mete, sen hangisiyle hitap etmek istersen" dedi. "Genelde nasıl sesleniyorlar" dedim kaşlarımı çatıp gülerek. "Genelde Mete diyorlar" dedi. "O halde ben Cemil demek istiyorum, sakıncası yoksa." Yüzüne gülümsemesi daha fazla yayıldı. "Deli misin, ben buna çok sevinirim. Beni sevdiğim ismimle çağıran aile fertlerim dışında, arkadaş olarak ilk oluyorsun." Böyle sevecenlikle tanışmıştık. Biraz sohbet etmeye başladığımızda tamda tahmin ettiğim gibi bunalmışta buraya saklanmıştı. Havadan sudan sohbet ettik bir süre. Oda lise sonda olduğunu söyledi, tesadüf ki, oda dil okuyormuş, benim gibi uzaklara gitmekmiş niyeti. "Hadi biraz şarkı söyleyelim" dedi, ben ona uçan inek görmüş gibi bakarken, o kahkaha attı. "Ne oldu, sesin çok mu güzel yoksa" dedi. Tabi sesim güzeldir de, dişimdeki tellerden bir süredir şarkı söylemiyordum. Yoksa okulumda, şarkı deyince parmakla gösteriliyordum yani. "Ya sesim güzel de, diş tellerim var, ben söylemesem, sen söyle ben dinlerim." "Peki, ama bak biz Rize'liyiz o yüzden Karadeniz şarkıları söylerim, seni bozarmı?" Başımı hızla iki yana salladım. Karadeniz'li olmasam da, o yörelerin yemekleri kadar şarkılarını da severdim. Elleriyle tellere dokundu. Çıkan ritmi yakalayıp şarkıya girdi. Kız benden başkasina, sevdalanırsan eğer. Yar benden başkasina, sevdalanırsan eğer. O beyaz gelinliği, giydiğin anda geber. Giydiğin anda geber, Çok oldu ağladığım, çok oldu yalvardığım. Çok oldu geceleri, seni sayıkladığım. Çok oldu ağladığım çok oldu yalvardığım Çok oldu geceleri, seni sayıkladığım. Şakıyı bitirdiğinde alkışladım. Sesi gerçekten bir Karadeniz şivesine uygundu ve çok güzeldi. Biraz sonra telefon numaralarımızı alıp oradan ayrılmıştım. Babamla sahile inip kısaca yüzmüştük. Babam beni çocukken yaptığı gibi, ellerini birleştirip bana takla attırdı. Keyifli geçen saatlerimiz bittiğinde malesef tanışma faslı yaklaşmıştı. Akşam olurken Giray'ları aradım. Açan olmamıştı, bir problem vardı da benim mi haberim yoktu. Odama çıkıp duşumu aldım. Saçlarımı dağınık topuz yapıp, şifon yaz elbiselerimden birini giydim. Fazla özenmeye gerek yoktu, hava yeterince sıcaktı zaten. Elimde telefonla belli bir ritim tutturmuş, Giray 'ları arayıp aramamak arasında gelgitler yapıyordum. Giray sinirliydi, üst üste aradığım zaman bana kızabiliyordu.'Müsait olunca ararım, beni tekrar tekrar aramana gerek yok' diyordu. Ama içimde onları merak edip duruyordu. Çalan telefonumla yerimde sıçramakla kalmamış ayağa fırlamıştım. Ama arayan annemdi. "Anne." "Kızım nasılsın?" Evet rutin konuşmalarımızdan birini daha yapmıştık. Tembihler, tembihler ve tembihler... Ah bu kadın bana hala çocuk muamelesi yapıyor. Yine de akşam ki tanışma için biraz gerginlik içindeydim. Anneme söyleyip söylememek konusunda da kararsız kalınca, yine susmayı tercih ettim, her zaman ki gibi. Gözlerime damlalarımı damlatıp, odadan çıktım. Babam beni beklemiyordu, şimdiden böyleyse... Dolan gözlerimin yaşlarını kış kışlayıp açık restorana doğru adımladım. Kalbim kuş gibi çırpınıyordu. Ne hissettiğimden emin değildim. Garson beni babamın ayarladığı masaya yönlendirirken masaların en uç kısmında oturan Cemil 'i gördüm. Yüzü bana dönüktü ama karşısında oturan çocukla tartışır gibi bir hali vardı. Masaya oturduğumda kafamı denize çevirdim. Gözlerim tekrar sulanmaya başlayınca ellerimle yelledim. Kadın gelmeden bütün dengemi bozmuştu. Kollarımı kendime sardım. Sessizlik içinde beklerken babamın sesini duydum. Kafamı denizden çekip kaldırdığımda oldukça güzel bir kadınla karşılaştım, tabi bir de onun sıcak gülüşüyle. "Ceyda, kızım Nil. Nil, kız arkadaşım Ceyda." Babamın tanıştırma cümlesinden sonra elimi uzattım. "Memnun oldum Ceyda hanım." Yüzümü ifadesiz tutmaya özen gösteriyordum. "Hanım da neymiş" dedi ellerini omuzlarıma koyarak" bana Ceyda diyebilirsin, sadece Ceyda"demesiyle, geniş bir tebessüm ettim. Dişimdeki teller olmasa gelişi güzel gülebilirdim çünkü. Benim aksime o daha sevecen yaklaşıp sarıldı. Birlikte oturup yemeklerimizi söyledik. Ceyda benim yanıma oturdu. Babam karşımda oturuyor, ara ara bana bakıp nabız yokluyordu. Beklediğim kadar kötü bir tanışma olmamıştı. Ceyda bir şirkette insan hakları müdürüymüş. Babamla da babamın iş yerine arabasını getirmesiyle tanışmışlar. Sonrasında Ceyda arabasını bahane ederek babamı görmeye gidiyormuş. Babam, Ceyda'nın ilgisini geç farketmiş öyle ki ;bunu fark etmesi üç ay sürmüş. Onlar keyifli bir şekilde tanışma hikayelerini anlatırken yer yer kahkaha atmıştım. Ceyda iyi birine benziyordu, zaten ben insanları ilk görüşte seversem severdim, yoksa mümkün değildi kolay alışmam. Ceyda gayet kibar bir kadın olmasının yanı sıra, bir de sıcakkanlıydı. Galiba babamın onunla olması beni de mutlu ederdi. Çünkü babamın yüzü gülüyor, gözleri parlıyordu. "Kaç yaşındasın Ceyda." Sorumu çekinerek sormuştum ama o gayet anlaşıylı bir şekilde yanıtladı. "38 yaşındayım canım, sen sormadan söyleyeyim, bir evlilik yaptım, çocuğum yok." Nasıl rahat bir nefes bırakmışsam çocuğu olmamasına 'oh' demiştim. İkisi de bana anlamazca bakarken ben pot kırdığımı anlayıp pıstım. "Şey, başımda bir üvey kardeş var. Yanlış anlama ama buna sevindim. " Ceyda başını anladığı belli eden bir şekilde salladı, bu sırada yüzü düşmüştü. Gerçekten pot kırmıştım. Elimi omzuna koydum. "Seni üzdüysem özür dilerim." Elini elimin üzerine koydu. "Önemli değil, zaten istemediğim için değil, çocuğum olmadığı için olmamıştı" dedi. Üzülmüştüm. Belli ki önce ki eşiyle de bu nedenle ayrılmıştı. Kısa sürede sonra az önce ki tatsız konuşma kaybolup giderken, keyfimiz yerindeydi. Biraz sonra Cemil'i sinirli bir şekilde restoranttan çıkarken gördüm." Babacığım kalkabilir miyim? " " Tabi birtanem ne oldu?" Yerimden kalkarak cevapladım. "Bir arkadaşımı gördüm de." Hızla yanlarından uzaklaştım. El çantamı unuttuğumu anladığımda arkamı döndüm, tam da babam la Ceyda, 'çak bir beşlik' yapıyordu. Yanlarına yaklaştığımda, bir şey yokmuş gibi davransalarda, beceremiyorlardı. Çantamı almak için eğildim" çok ayıp, cuk cuk " yaptım yüzümü buruşturarak, ardından çıkışa doğru hızlandım. Cemil'i yakalama ümdiyle koşuyorum, fazla geçmeden görüş açıma girmişti. Yavaşlayıp nefesimi kontrol altına aldım. Ardından yanına yaklaştım." Cemil"sesimi duymasıyla bana döndü. Fazla sinirli görünüyordu." Ne oldu "dedim çekinerek, terslenmek istemezdim. " Abimle tartıştık, pislik herif, bakıcılığını yaptığım yetmiyormuş gibi bir de arkasını topluyorum. " Allah'm bu çocukla ne kadar da benziyorduk böyle. Aklıma mavi vosvosum geldiğinde" hadi arabayla gezelim "dedim. Sakin olmak adına bir nefes bıraktı. " Olur, arabam şurada "dedi, dediği yere baktığımda siyah spor arabasını gördüm. Burun kıvırdım, oda bunu gördü.Koluma vurdu, yavaşça. " Kızım, çarpılırsın, ne kadar pahalı o biliyor musun? " Dedi şakacı sesiyle. Elbette biliyorum, benim babamın işi arabalar, bilmememe imkan yok. Tek kaşımı kaldırdım. "Benim mavi kelebeğim daha güzel, bir Panamera değil ama, idare eder." Başını manidar bir şekilde salladı. "İyi, görelim bakalım mavi kelebeği" dediğinde kapalı otoparka doğru yürümeye başladık. Arabamın yanına geldiğimizde, Cemil kahkaha atıp arabamın etrafında dönmeye başladı. "Şaka mı yapıyorsun, bu harika. Nerden buldun bunu." "Babamın hediyesi." Elini diğer eline vurup "harika ya, ben kullanabilir miyim?" dediğin de anahtarı ona atıp sağ tarafın kapısını açtım. Onun hayranlık dolu nidalarına gülümsemiştim. Biraz sonra bodrum caddelerinin kaplumbağa misali tozunu attırıyorduk. Babam bana vermeden ses sistemi kurmuş, bütün ayarlarını yapmıştı. Yüksek sesle müzik dinliyor, arabamın keyfini çıkarıyorduk. Cemil de benim gibiydi, şaşalı şeylerden epey uzak bir zevki vardı, bunu arabamı gördüğünde anlamıştım. Sahil kenarında bir yer seçip, yol üstünde bir bakkaldan aldığımız kola ve çekirdeği alıp oturduk. "Tüh be, bilsem gitarımı alırdım" dedi, kimin umurunda, sessizlik daha iyiydi. Cemil'le koyu bir sohbete daldığımızda telefonum çalmaya başlamıştı. El çantamı açıp, telefonu çıkardım. Ekranda Burcu'un adını görmemle yüzümün ekşimesi bir olmuştu. O beni boş yere aramazdı. Birinci araması cevapsıza düşsede ısrarcıydı. "Ne var Burcu." "Nil" dedi, hayır ya, adımı söylediğine göre yanıma gelmek isteyecekti. "Babamla konuşur musun, senin yanına gelmek istiyorum" dediğinde haklı olduğumu anladım. "Üzgünüm ama olmaz. Seninle uğraşamam Burcu, lütfen babamla bir tatilim var zaten, zehir etmene müsade edemem." "Çok kötüsün" dedi, onu kadar olmasa da, babamın yanında ona karşı öyleydim. "Ya sorun çıkarmam, çok sıkıldım. Lütfen bak valla rahat duracağım." Ne kadar yaramaz bir kız olduğunu kendisi de biliyordu. "Hayır, başka bir şey yoksa kapatıyorum." "Dur dur, kapatma, bak eğer yanına gelmeme izin verirsen, bende babamla okul işini konuşurum." Babasından izin alamıyor benim okul işimi konuşacakmış, güleyim bari. "Geçti o, ben o fikre çoktan alıştım. Hadi kapatıyorum, by." Cevap vermesine fırsat vermeden yüzüne kapattım. Cemil'in telefonu çalınca, bu kez oda benim gibi yüzünü ekşitmişti. Karşı tarafı dinlerken yüzü birden endişeli bir hal aldı. Ardından ayağa kalktı." Tamam, hemen geliyorum "deyip telefonu kapattı. Ben ona anlamazca bakarken" abim"dedi "yarışa gitmiş benden sonra, kaza yapmış" diye açıklama yapınca hemen ayaklandık. Ortalığı toplayıp arabaya ulaştık. O tekrar direksiyona geçerken bende yerimi aldım. Abisi için epey endişeliydi. Ona sinirlenmesi de bu yüzden olsa gerekti. Ona bir şey olmasını istemediğinden. Dakikalar sonra otele geldik, Cemil beni ve arabamı bırakıp kendi arabasına bindi. Benim arabamın hızına nazaran, o asfaltı ağlatacak bir hızla uzaklaştı. Umarım abisine bir şey olmazdı. Bende arabamı yerine park edip, babamın yanına doğru yürümeye başladım. Onların otel olmadığını, yürüyüşe gittiğimi öğrendiğimde bende odama çıktım. Aklımda Burcu vardı, acaba yanıma gelmesine izin verse miydim, sonuçta babam Burcu'yu severdi, benim aksime. Sonra saçma düşüncelerimi savuşturup üzerimi değiştirdim, bugün kitap okuyamayacak kadar yorgundum. Yatağıma girdim ve uykum yorganımın içine saklanmış gibi üzerime serilmişti. Ben ve uykum sarılarak uyuduk..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD