Acı içinde yataktan kalktığımda, bedenim sanki ağır bir yükle dolmuştu. Öyle yavaş hareket ediyordum ki, karınca bile benden daha hızlı ilerliyordu. Adeta hareket değil, sürünüyordum. Yavaşça, her bir kasımın ağrısını hissederek, banyoya doğru yol almaya çalıştım. Her adımda, ayaklarımın yere basması bile bir mücadele haline gelmişti. Acı, bedenimin her noktasına sirayet etmişti, sanki içimde bir yangın vardı ve bu yangın, beni her an daha da zorluyordu.
Banyoya giden yolda, kendimi zorla yetiştirmiştim. Kapıya vardığımda, o an hissettiğim dehşetli acıyı anlatmak imkansızdı. Kapıyı açmaya çalıştım ama o an, ellerimdeki güç tamamen tükenmiş gibiydi. Kapı koluna uzandım; parmaklarım, kapının soğuk metaline değdiğinde, sanki bir elektrik çarpması gibi hissettim. Tüm gücümü kapı koluna vermek için uğraşıyordum. Her bir kasım, adeta itiraz edercesine geriliyordu. Kafamın ağrısı, az önceki acıdan katbekat fazlaydı, sanki başımın içinde küçük bir patlama yaşanıyordu.
Nefes almak bile artık bir lüks haline gelmişti. Göğsümdeki sıkışma, her nefes alışımda daha da derinleşiyor, boğazımda bir düğüm gibi hissediliyordu. Gözlerimi yavaşça yumdum, derin bir nefes almaya çalıştım ama bu nefes bile yetersiz geldi. Yeniden tüm gücümü kapı koluna verdim. O an, zaman sanki durdu; sadece o kapı kolu ile olan mücadelem kalmıştı. Sonunda, beklediğim an geldi; kapı açıldı.
Bu küçük zafer, içimde bir nebze mutluluk uyandırmıştı ama o mutluluk, bedenimdeki acının anında yok olmasıyla silinip gitti. Sarsak adımlarla kendimi banyoya atmıştım. Banyoya girdiğimde, soğuk havanın üzerimdeki etkisiyle bir anlık serinlik hissettim. Ancak bu serinlik, acılarımı dindirmekten çok daha fazlasını hissettirmedi; sanki soğuk, içimdeki yangını daha da körüklemiş gibiydi.
Banyonun içinde, ayna karşısında kendime baktım. Yüzümdeki solgunluk, hissettiğim acının bir yansımasıydı. Aynada gördüğüm yansıma, bir hayalet gibiydi; gözlerimdeki ifade, yaşadığım bu acının derin izlerini taşıyordu. Sarsak adımlarımla lavaboya doğru ilerledim. Her bir adımda, bedenimdeki acı ve yorgunluk daha da belirginleşiyordu. Artık ne yapacağımı bilemez haldeydim; sadece bu acının bir an önce geçmesini diliyordum.
Üstümdeki beyaz ve morun karışımı olan pijamalarımı çıkarırken, yorgun bedenimle birlikte üzerimdeki bu giysilerin ağırlığını da atmak istiyordum. Pijamalarımı kirli çamaşır sepetine gelişi güzel bir şekilde attım; bu basit eylem bile içimde bir ferahlama hissi uyandırmıştı. Artık bu ağır yüklerden kurtulmuştum.
Duşa kabinin içine adım attığımda, sıcak suyu açabilme gayretimdeki mücadele beni daha da yıpratıyordu. Düğmeye basmak için uzandığımda, bedenimin her bir kası sanki isyan ediyordu. Birkaç damla soğuk su, koluma düşer düşmez, bedenim bir ürpertiyle titredi. O an, soğuk suyun etkisiyle sanki tüm hücrelerim uyanmış gibiydi. Ancak hemen ardından, sıcacık suyun akmaya başlamasıyla birlikte, karnımdaki gerginlik yavaş yavaş çözülmeye yüz tuttu.
Sıcak su, cildime değdiği anda, bir rahatlama dalgası hissettim. Duş kabinine girip kapıyı kapattım; dış dünyadan ayrıldığımı hissediyordum. Sıcak suyun altında kendimi özgürce bıraktım. Su, bedenime vurdukça, üzerimdeki tüm gerginliği, acıyı ve yorgunluğu alıp götüren bir şelale gibi geliyordu.
Her bir su damlası, sanki ruhumun derinliklerine işleyerek, içimdeki kötü anları temizliyordu. Sıcak su, cildimde kayarken, hissettiğim her sıcaklık noktası, içimdeki karamsarlığı ve acıyı bir nebze olsun azaltıyordu. Gözlerimi kapattım, suyun sesiyle birleşen ruhumun özgürlüğünü hissettim.
Sıcak suyun akışıyla birlikte, bedenimdeki kas gerginliği yavaş yavaş azalmaya başladı. Su, sanki ruhumu besleyen bir kaynak haline gelmişti. Her damla, beni geçmişteki kötü anlardan, endişelerden ve acılardan arındırıyordu. Zihnimdeki karmaşık düşünceler yavaşça dağılmaya, yerini huzurlu bir sessizliğe bırakmaya başladı. İçimde bir sıcaklık, bir huzur yayılırken, acımın bir nebze de olsa azaldığını hissedebiliyordum.
Sıcak suyun altında, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kaldım. Kendimi, suyun akışına teslim etmiş, tüm dertlerimi geride bırakmıştım. Duşun bu basit ama etkili eylemi, beni adeta yeniden doğmuş gibi hissettiriyor, bedenimi ve ruhumu yeniliyordu.
Az önceki beni boğup öldüren acı, artık sanki biraz olsun hafiflemişti; ya da belki de bedenim bu acıya alışmıştı. Fakat bu alışma, kendimi daha iyi hissettiğim anlamına gelmiyordu. Bedenim, önceki acının yıpratıcı etkisiyle o kadar bitkin düşmüştü ki, artık ayakta durmak bile zor geliyordu. Her an düşüp bayılacakmışım gibi hissediyordum. Kesilen ince bir ağrı yeniden bedenime bir sancı gibi saplanmıştı; bu acı, içimdeki huzuru tamamen sarmaladı.
Sıcak su, bedenimin her zerresine değerek yere düşüyordu; bu sıcaklık, acının yoğunluğunu bir nebze olsun dindirse de, zihinimdeki karamsarlığı ve yorgunluğu tamamen yok edemiyordu. Su, adeta ruhumu okşar gibi akarken, bedenimdeki acı tüm hızıyla geri dönmeye başladı. Nefes alışverişlerim, her saniye daha da hızlanıyor, kalbim göğsümde bir kuş gibi çırpınıyordu. Bu kadar hızlı nefes alırsam, belki de boğulacakmışım gibi hissediyordum.
Çocukken yapmadığım bir şeyi, büyüdüğümde yanlışlıkla yapacak olmak, aklımda komik bir düşünce olarak belirdi. Ama bu düşünce bile, içinde bulunduğum acıdan uzaklaştırmaya yetmiyordu. Acı, bedenimin her noktasına işleyerek, içimde bir yangın gibi yanmaya devam ediyordu. İlk defa böyle bir acı hissediyordum; sanki bu his, beni yok edecek kadar güçlüydü. Olduğum yerde kalakalmıştım, hareket etmenin bile bir hata gibi göründüğü bir noktadaydım.
Sıcak suyun altında, bir yandan vücudumun ağırlaşan yükü, diğer yandan içimdeki sancı, beni yere çömelmeye zorladı. Dizlerim yere yavaşça inmişti; artık ayakta duracak gücüm kalmamıştı. Sıcak su, vücudumdan aşağı doğru süzülürken, gözlerimi kapattım. Su damlaları, sanki üzerimdeki tüm yükleri alıp götürüyordu ama acı yine de içimde bir yerlerde kıvrılıp duruyordu. Su, bedenimin her tarafını sarmalarken, bu sıcaklık beni biraz olsun rahatlatıyordu, ama içimdeki sancı asla geçmiyordu.
Bir an için, suyun altında kaybolmuş gibi hissedip, bedensel acının yerini zihinsel bir huzur alacakmış gibi düşündüm. Ancak bu hayal, acının yeniden bedenime ilim ilim işlenmesiyle darmadağın oldu. Sanki hareket edersem, yerle bir olacağım korkusu, içimdeki mücadeleyi daha da artırıyordu. Bedenim, bu acı ile bir tür savaş veriyordu; ama ne kadar savaşsam da, bu acının peşimi bırakmayacak gibi olduğunu biliyordum.
Kendime gelmem gerektiğini biliyordum; bu acı içime işleyecek ve beni daha kötü bir hâle getirecekti. İçimdeki bu derin sancı, zihnimi bulandırırken, bir yandan da işime geç kalmanın endişesi içimi kemiriyordu. Yanımda çalışanlar, mesuliyetleriyle işlerine gelirken, benim de aynı sorumluluğu taşımam gerektiğini hatırladım. Hayatım bu kadar zorken, işe geç kalmanın bedelini ödemek istemiyordum.
Tasarım şirketim için harcadığım tüm emekler, çabalarım ve hayallerim, bu acının gölgesinde kalamazdı. Kendimi zorlayarak ayağa kalkmayı denedim ama vücudumun her bir parçası, bu eylemi gerçekleştirmek için isyan ediyordu. Yavaşça, titreyen bacaklarımın üstünde dengemi bulmaya çalışarak, kendimi yukarıya doğru ittim. Sanki her bir kasım, bu mücadele sırasında bana karşı koyuyordu. Ama sonunda, bedenimdeki o kaybolmuş gücü bulmayı başardım; kendimi yukarı doğru kaldırdım ve ayakta durmayı başardım.
Sıcak su, hâlâ bedenimle temasını kesmiyordu. Düşen her damla, üzerimdeki ağırlığı biraz olsun hafifletiyor, ama içimdeki acıyı dindirmeye yetmiyordu. Su, cildimde kayarken, sanki içimdeki gerginliği ve yorgunluğu biraz olsun alıyordu. Ama bu huzur, geçici bir yanılsamaydı; acı, bedenimin derinliklerinde hala varlığını sürdürüyordu.
Duşun sıcaklığı, beni tekrar hayata döndürüyordu ama zaman geçiyordu; geç kalmamak için artık hareket etmem gerektiğini biliyordum. Su damlaları, üzerimden süzülürken, zihnimdeki düşünceleri bir araya toplamaya çalıştım. Hızlıca bir nefes alıp, duşun sonuna gelmem gerektiğini hatırlayarak, sabun ve şampuanı almayı düşündüm.
Zihnimdeki düşünceler, vücudumun yavaş hareketleriyle yarışırken, sıcak suyun altında kalmanın verdiği geçici rahatlıkla, kendimi toparlamaya çalıştım. Artık duş almam gerekiyordu; eğer bunu yapmazsam, gerçekten geç kalacaktım! Zamanı kaybetmeden, suyun altında kalmayı bir kenara bırakarak, hızlıca sabun ve şampuanı almayı düşündüm.
Bir yandan su, bedenimi yıkarken, diğer yandan zihnimdeki düşünceler hızla akıyordu. İşe geç kalmamak için kendimi toparlamaya çalışırken, acı ve sıcak su arasındaki dengeyi bulmaya çalışıyordum. Sonunda, bu düşüncelerle birlikte, duşun sonuna gelmem gerektiğine karar verdim. Hızla hareket ederek, duştan çıkıp, güne hazırlanmaya dair tüm enerjimi toplamak zorundaydım.
Titreyen bedenimle duş kabininden çıkmak, adeta bir eziyet haline gelmişti. Su damlaları hâlâ üzerimde süzülüyordu, ama sıcaklık artık yerini soğuk bir ürpertiye bıraktı. Duşun sıcaklığı, içimdeki acıyı bir nebze olsun dindirmişti ama şimdi, dışarıdaki soğuk hava ile karşılaşmak, bedenimi yeniden saran o keskin acıyı geri getirmişti.
Duş kabininden çıkarken, ayaklarımın altındaki seramik zemin soğuk bir çarpma gibi geldi; her adımım, sanki vücudumun her bir hücresini yeniden uyandırıyordu. Bacaklarım, titreyerek ve sanki her biri ayrı bir yöne savruluyormuş gibi hissettiriyordu. Zihnimdeki bulanıklık, vücudumun acıyan noktalarıyla birleşince, adeta bir kargaşa yarattı. Göğsümdeki sancı, derinden bir baskı gibi hissedilirken, kalbim hızla çarpıyor, sanki her an bir şeylerin kopacağı endişesini taşıyordu.
Duş kabininden çıkarken, ellerimi duvarlara dayayarak kendimi desteklemek zorunda kaldım. Her bir kasım, bu harekete karşı koyuyordu; sanki bedenim, benimle savaşmak istiyordu. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes almak için çabaladım ama bu nefes, boğazımda düğümlenmiş bir acı gibi hissettiriyordu. Sanki yutkunmak, içimdeki acıyı daha da artıracakmış gibi geliyordu.
Aynada yansıyan yüzüm, yorgun ve bitkin bir ifadeyle bana bakıyordu. Göz altlarındaki morluklar, gecenin geç saatlerine kadar süren düşüncelerimin ve acılarımın bir yansımasıydı. Yüzümdeki ter, sıcak suyun verdiği geçici rahatlıkla birleşince, bu durum daha da rahatsız edici bir hâl aldı. Kendimi toparlayabilmek için daha fazla çaba göstermem gerektiğini biliyordum ama her şey o kadar zor geliyordu ki, sanki bu basit hareket bile beni daha da yıpratıyordu.
Duş sonrası, üzerimdeki havluyu sararken, sıcaklığın yerini soğuk bir rüzgar almıştı. Havlunun dokusu, cildimdeki suyun bıraktığı ıslaklığı emmeye çalışırken, bu temas bile acıyı hissetmeme neden oluyordu. Bedenim, her geçen saniye daha fazla yükleniyor, içimdeki sancı daha da derinleşiyordu. Kendimi toparlamak için uğraşırken, zihnimde tekrar işe gitme düşüncesi belirdi; ama bu düşünce, acımı daha da katlanılmaz kılıyordu.
Titreyerek, yavaşça odanın kapısını açtım. Dışarıdaki dünya, benim için sanki başka bir gezegen gibiydi. Bedenimdeki acı, her adımda kendini daha da hissettirirken, düşüncelerim karışıyordu. Kendimi yeniden toplamak zorundaydım; ama bu acı, beni her an daha da derin bir karanlığa sürüklüyordu.
Odama yeniden döndüğümde, havanın parlak ışığı içeri sızarak, günün ilerlediğini ve evden çıkmam gerektiğini hatırlatıyordu. Dışarıdaki güneşin sıcak ışıkları, içimde bir kıpırtı yaratıyordu; ama bedenimdeki ağrı hâlâ beni ele geçirmiş bir haldeydi. O an, vücuduma deva olabileceğini düşündüğüm ilaç kutusuna yöneldim.
Kutunun kapağını açtığımda, beyaz blister paketler gözlerime çarptı. Ağrı kesiciye ulaşmak için hızla parmağımı paketin üzerine koydum ve bir tane alarak masanın üzerine yerleştirdim. Ardından, masanın kenarındaki bardağa yöneldim. Hızla su doldururken, suyun serinliği ellerimin sıcaklığını kesiyordu. Bardaktaki su, pırıl pırıl parlıyordu; sanki içindeki her damla, içimden geçen bu çaresizliğe bir çözüm sunacak gibi görünüyordu.
İlacımı alıp, bardağı hızlıca kaldırdım. Su, boğazımdan aşağı kayarken, ilacın etkisini hemen hissetmeye başladım. Sanki içimdeki acı, yavaşça azalmaya, yerini bir rahatlamaya bırakmaya başlamıştı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım; bu an, bedenimdeki gerginliğin biraz olsun hafiflediği bir andı.
İlaç etkisini gösterirken, hemen gardıroba yöneldim. Kapıyı açtığımda, içimdeki karmaşa ile birlikte kıyafetlerim arasında kaybolmuş gibi hissettim. Farklı renklerdeki gömlekler, pantolonlar ve elbiseler, üzerime giyebileceğim ne varsa gözümün önünde dans ediyordu. Zaman kaybetmemek için, elime ne geldiyse onu giymekle yetinmeye karar verdim. Hızla birkaç parça kıyafeti üstüme geçirdim; pantolonum, belimde hafif bir sıkılık hissi yaratırken, tişörtümün kumaşı cildime yapıştı.