bc

KÜLLERİN TADI ❤️‍🔥❤️‍🔥❤️‍🔥

book_age18+
28
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
opposites attract
mafia
billionairess
heir/heiress
drama
bxg
kicking
highschool
mythology
cruel
seductive
like
intro-logo
Blurb

"Bazı günahların bedeli kanla, bazılarınınki ise masumiyetle ödenir."Yıllar önce o yarış pistinde yanan sadece bir araba değil, Edmund Kıvanç’ın ruhuydu. İkizinin çığlıkları kulaklarında yankılanırken, o merhameti o yangında, o küllerin arasında bıraktı. Artık Adler imparatorluğunun tahtında bir adam değil, kalbi buz tutmuş bir cellat oturuyor.Beş yıl süren bir sessizlik... Beş yıl süren bir av...Edmund, hayatını karartan Souza’yı saklandığı delikten çıkarmak için en acımasız hamlesini yaptı: Onun hiç günahı olmayan, hayata henüz yirmi yaşında duru bir su gibi başlayan kız kardeşi Irmak’ı bir ganimet gibi teslim aldı.Bu bir evlilik değil, bir imha operasyonu. Bu bir aşk hikayesi değil, bir itibar infazı."Seni sevmek için değil Irmak, seni ablanın günahlarında yakmak için evlendim. Sen benim karım değilsin; sen benim intikam kalemimsin."Münih’in soğuk, gri gökyüzü altında bir genç kızın sessiz çığlıkları yükselirken; Trabzon’un hırçın dalgalarına sığınmış yaralı bir aile ve evin içine sızmış maskeli hainler...

chap-preview
Free preview
1 bölüm. Özet...
Schloss Elmau’nun devasa cam duvarlarının ardında, Alplerin karlı zirveleri ay ışığında bilenmiş birer bıçak gibi parlıyordu. İçeride ise yeraltı dünyasının kalbi atıyordu. Alman ve Türk mafyasının en karanlık ismi Selig Adler, gölgelerin içinden yükselip bugün güneşin uğramadığı bir imparatorluğun tahtına oturan o dev adam, kadehini kaldırmıştı. Dostuna nefes, düşmanına mezar olan sesiyle salonu susturdu. ​Kristal avizelerin altında Edmund Kıvanç ve Souza el ele göründüğünde, dünya zenginleri saygıyla ayağa kalktı. Edmund, siyah İtalyan kesim takımıyla kusursuz bir heykel kadar soğuk ve ulaşılamazdı. Souza’nın koluna öyle sert girmişti ki, genç kadının parmak boğumları bembeyazdı. Onu pistin ortasına, babası Selig ve İtalyan mafyasının devi Don Daniel’in önüne çekti. ​Edmund, dudaklarında yarım ve zehirli bir gülümsemeyle Souza’nın kulağına eğildi. Sesi, yaylı çalgıların tınısını kesecek kadar keskindi: "Sana layık, unutamayacağın bir nişan hediyesi hazırladım sevgilim..." ​Parmaklarını şıklattığı an şato zifiri karanlığa gömüldü. Saniyeler sonra dev panelde Souza’nın başka bir adamla olan erotik ihanet görüntüleri parladığında, davetlilerin uğultusu buz kesti. Edmund, elini sanki zehirli bir yılana değmiş gibi tiksinerek bıraktı. ​"Sen ne zannetmiştin?" diye kükredi sesi bir kamçı gibi şaklayarak. "Karşında bir aptal mı var senin? Senin gibi bir yılanın bu aileye sızabileceğini mi sandın? Bu nişan bitti, senin de hükmün bitti!" ​Don Daniel’in tokadı salonda bir el ateş gibi yankılanırken, Souza yerlerde sürünen onuruyla dışarı kaçtı. Attığı son çığlık, yaklaşan felaketin habercisiydi: "Sen benim hayatımı yaktın Edmund Kıvanç! Yemin ederim, ben de seninkini yakacağım!" ​Bir sene sonra hayatı tamamen katacağını bilmiyordu. İkizi Oris Aras, tam hız sevdasıydi ve defalarca dünya çapında hızlı araba yarışında hep ikinci yada birinci olurdu. Yine, bir yarış yaklaşıyor du ve bu yarış başlı başına bir ailenin felâketi olacağını kimse bilmiyordu. ​Yarış günü gelip çatmıştı. Otis Aras, Dünya Cephesi yarışının son düzlüğünde, zaferine metreler kala direksiyon başındaydı. Edmund telsizin ucunda kardeşini beklerken, Souza’nın sızdırdığı o hain plan devreye girdi. Son virajda metalin yırtılma sesi duyuldu; Otis’in arabası havada taklalar atarak bir alev topuna dönüştü. Edmund’un telefonuna o an düşen görüntülü arama, cehennemin ta kendisiydi. Souza, üçlü bir seksin tam ortasında, iri kaslı bir erkeğe amini yalatirken, aynı anda başka birinin damarlı büyük penisini bir lolipop yalıyor gibi emerken şehvet ve intikam dolu inlemelerken kamera Souza'na yaklaştı: Souza bir an, penisi emmeyi bırakarak şehvetle konuşmaya başladı: "Bak ne güzel yanıyor o araba Edmund... Tıpkı benim hayatım gibi! Ahhh... Becer beni... Doyur beni! Sen benim itibarımı yaktın, ben de senin canının yarısını! İkizinin kemik seslerini duyuyor musun?" Tam o anda ayağa kalktığında iki erkek Souzayi ortaya alarak, aynı anda hem önden den hem arkadan, becermeye başladılar. Souza keyifle, "eğer o gün hayatımı yakmasaydin, şuan beni çigliga çığlığa beceren sen olurdun" dedi ve telefon kapandı. Alevler gökyüzüne ulaşırken pistin kenarındaki siren sesleri Edmund’un kulaklarında uğuldamaya başladı. Herkes yanan enkaza doğru koşarken, o tam tersi yöne, otoparktaki zırhlı aracına doğru yürüdü. Yüzünde ne bir acı ne de bir tereddüt vardı; sadece buzdan bir kararlılık. Araca bindiğinde ekran kendiliğinden aydınlandı. Otis Aras’ın kaza anındaki son telemetri verileri donmuş bir şekilde duruyordu. Ama ekranın köşesinde, kazadan saniyeler önce sisteme sızan bir dış IP adresi yanıp sönüyordu. Edmund, direksiyonun yanındaki gizli bölmeden özel yapım silahını çıkardı ve namlusuna bir mermi sürdü. O sırada yan koltuktaki telsiz cızırdadı. Gelen ses, Otis’in ekibine yeni giren o sessiz kızın, Lara’nın sesiydi. Sesi titriyordu ama Edmund bu titremenin korkudan mı yoksa zevkten mi olduğunu çok iyi biliyordu. "Efendim... Otis Bey... Çok üzgünüm, frenler bir anda kilitlendi, müdahale edemedim..." Edmund, telefonu açıp Souza’nın attığı o iğrenç videoyu Lara’nın ekranına yansıttı. Telsizde bir anlık bir sessizlik oldu. Edmund fısıldadı: "Lara... Souza’nın nefes aldığı her saniye, senin canından bir parça koparacağım. Şu an neredesin?" "G-garajdayım... Lütfen..." "Orada kal. Çünkü cehennem birazdan oraya gelecek." Edmund, garajın ağır demir kapısını tekmeleyerek açtığında burnuna dolan ilk şey barut ve taze kan kokusu oldu. Lara’nın cansız bedeni, Otis’in en sevdiği yarış arabasının kaputuna serilmişti. Gözleri dehşetle açık kalmış, boynu kırılmıştı. Duvarda, kendi kanıyla yazılmış o uğursuz cümle parlıyordu: "İkizler aynı gün doğar, ama farklı günlerde ölürler. Sıra sende Kıvanç." Edmund, elindeki silahı beline taktı ve en güvendiği adamı Demir’e dönmeden, buz gibi bir sesle emir verdi: "Souza’yı bul Demir. Yer yarıldıysa içine gir, gök delindiyse bulutların arasına bak. Ama sakın... Sakın Otis uyanmadan ölmesine izin verme. Onu ben öldüreceğim." BEŞ YIL SONRA: ALMANYA’NIN KARANLIK PRENSİ Zaman, yaraları sarmamış; aksine onları cerahatle doldurmuştu. Otis Aras, iki yıl süren bitkisel hayatın ardından gözlerini açtığında, artık bacaklarını hissetmeyen bir gölgeydi. Babaları Selig Adler, geçirdiği ağır beyin kanaması sonrası eski otoritesini kaybetmiş, karısının memleketi olan Trabzon’un hırçın dalgalarına sığınmıştı. İmparatorluğun tüm yükü, artık kalbi bir buz kütlesine dönen Edmund’un omuzlarındaydı. Edmund, beş yıldır izini kaybettiği Souza’ya ulaşamamıştı. Ama Souza’nın canını yakmanın daha korkunç bir yolunu bulmuştu: Don Daniel’in küçük kızı, Irmak. Irmak, ablasının ihanetlerinden habersiz, yirmi yaşında duru bir güzelliğe sahip, henüz hayatın karasına bulaşmamış bir genç kızdı. Edmund, gücünü ve babasının nüfuzunu kullanarak bu evliliği bir "barış anlaşması" gibi dayattı. Oysa bu bir evlilik değil, bir müebbet hapis cezasıydı. CEHENNEMİN ODALARI Münih’teki o soğuk, ultra lüks malikanenin yatak odasında zaman buz kesmişti. Irmak, odanın köşesindeki camın önünde, bir heykel kadar hareketsiz oturuyordu. Zihninde tek bir soru yankılanıyordu: "Ablamın günahları neden benim boynuma dolandı?" Tam o sırada kapı sertçe açıldı. İçeri giren, her zamanki gaddarlığıyla Edmund ve yanına taktığı, arsızca gülen yabancı bir kadındı. ​Edmund, getirdiği kadını Irmak’ın gözleri önünde yatağa fırlattı. Odanın sessizliğini, kadının şuh kahkahaları ve Edmund’un kemerini çözerken çıkan o metalik, soğuk ses bozdu. Irmak, bu utanca dayanamayıp gözlerini kapatmak istedi ama Edmund’un sesi bir kamçı gibi şakladı: ​"İzleyeceksin Irmak! Ablanın bu aileden çaldığı her saniyenin bedelini, bu odada onurunun ayaklar altına alınışını izleyerek ödeyeceksin. Bu yatak senin değil, bu oda senin değil... Sen burada sadece yok olmayı bekleyen bir gölgesin!" ​Edmund, yatak başlığına yaslanarak gözlerini bir saniye bile Irmak’tan ayırmadan bakmaya başladı. Bakışlarında zevkten çok, saf bir nefret vardı. Yabancı kadın, Edmund’un emrine amade bir şekilde dizlerinin üzerine çöktü. Edmund’un o sert ve damarlı erkekliğini dudaklarının arasına alıp bir lolipop gibi arsızca emmeye başladığında, odada yankılanan o ıslak ve şehvetli sesler Irmak’ın kulaklarında birer çığlık gibi patlıyordu. Kadın iniltilerini abartıyor, kendini Edmund’un ayaklarına sürterek bu aşağılama törenini daha da büyütüyordu. ​Birkaç dakika sonra Edmund, kadının saçlarından hoyratça tutarak onu daha sertçe kendine bastırdı. Boğazından dökülen erkeksi, hırıltılı iniltiler Irmak’ın üzerine bir karabasan gibi çöktü. Edmund, kadını yatakta ters çevirip domaltarak içine sertçe girmeye başladığında, bakışları hala Irmak’ın yaşlı gözlerindeydi. ​"Görüyorsun değil mi?" diye hırıldadı Edmund, kadının belini kavrayıp darbelerini vahşice hızlandırırken. "Senin ve o yılan ablanın hükmü bu kadar. Sen sadece izleyeceksin Irmak... Ruhun kül olana kadar bakacaksın." ​Edmund bu pozisyondan da sıkıldığında, kadına ayağa kalkmasını ve yataktan destek alarak bir bacağını tamamen kaldırmasını emretti. Kadın denileni yaptığında, Edmund onu belinden tutup sert bir şekilde becermeye devam etti. Terin, şehvetin ve nefretin birbirine karıştığı o dakikalar bittiğinde; Edmund, kadını üzerinden bir eşya gibi kenara itti. ​Kendi evinde, kendi yatak odasında bir yabancıdan bile daha değersiz kılındığı o an; Irmak’ın içindeki son ışık da söndü. Edmund, her nefeste Souza’nın canını yakıyordu ama o ateşte asıl yanan, gözyaşları içinde köşeye sığınmış masum bir kızdı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
3.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
555.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
46.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook