Hydra Adası’nın o sarsılmaz sükûneti, o sabah limana yanaşan ve üzerinde hiçbir bayrak taşımayan siyah, lüks bir sürat motoruyla bozuldu. Aras, bahçesindeki zeytin fidelerini budarken motorun sesini duyduğunda içindeki o eski, tetikte bekleyen adamın uyandığını hissetti. On yıl boyunca bir avcı gibi yaşamıştı; seslerin ritminden tehlikeyi sezerdi. Bu motorun sesi, adaya erzak getiren balıkçı teknelerinin yorgun homurtusuna benzemiyordu. Bu, İstanbul’un, o geride bıraktıklarını sandıkları karanlık dünyanın metalik ve soğuk sesiydi. Elif, verandada Deniz’e resim yaptırırken Aras’ın kaskatı kesildiğini gördü. "Aras?" dedi fısıltıyla. Aras elindeki budama makasını yavaşça masaya bıraktı. "İçeri gir Elif. Deniz’i de al. Ben gelene kadar kapıyı kilitle." I. Gelen Misafir: Geçmişin Canlı Cenaze

