Aras, altındaki spor arabayı İstanbul’un boş yollarında adeta uçuruyordu. Öfkesi, görüşünü bulandıracak kadar yoğundu. Selim’in holding binasına ulaştığında, güvenlik bariyerlerini hızla geçti. Kimse onu durdurmaya çalışmadı; sanki kırmızı halı serilmişti önüne. Bu, Selim’in onu beklediğinin en açık kanıtıydı. Asansörle en üst kata çıktığında, Selim’i o devasa masasının arkasında, sanki hiçbir şey olmamış gibi dosya incelerken buldu. "Hoş geldin Aras," dedi Selim, başını bile kaldırmadan. "Vedat işini iyi yapmış olmalı. Çok hızlı geldin." Aras silahını masanın üzerine fırlattı. "Silahla işim yok Selim. Seni ellerimle boğmak istiyorum. Babamı, Elif’in babasını, Cem’i... Hepsini sen mi bitirdin?" Selim ayağa kalktı. Yüzünde o sahte, babacan ifade hâlâ duruyordu. "Bitirmek mi? Ben onları

