Hydra Adası’nda vakit, dünyanın geri kalanından farklı bir ritimle akardı. Burada güneş, sadece bir günü başlatmak için değil; kayalıkların arasındaki her bir çatlağı, denizin her bir kıvrımını ve insan ruhunun en kuytu köşelerini aydınlatmak için doğardı. Aras ve Elif için bu ada, sadece bir sığınak değil; on yıllık bir yangının ardından küllerinden doğdukları kutsal bir mabet haline gelmişti. İstanbul’un o beton kuleleri, kan kokan vasiyetnameleri ve babaların birbirine miras bıraktığı o kadim nefret, bu masmavi suların çok ötesinde, başka bir gezegene aitmiş gibi kalmıştı. Birinci Perde: Şafağın İlk Işıkları ve Sessiz Yeminler Aras, sabahın ilk ışıkları zeytin ağaçlarının gümüşi yaprakları arasından süzülürken uyandı. Yanında mışıl mışıl uyuyan Elif’in yüzüne baktı. Elif’in yüzü, yıll

