Hydra Adası’nda zaman, İstanbul’un o hırslı ve mekanik saatlerine benzemezdi. Burada vakit; güneşin denize düşüş açısıyla, balıkçı teknelerinin limana dönüşüyle ve zeytin ağaçlarının gümüşi yapraklarının rüzgârda çıkardığı o kadim hışırtıyla ölçülürdü. Aras ve Elif için on yıllık bir ömre bedel olan o büyük yangın, Soykan Holding’in çöküşü ve Cem’in sessiz ölümü artık çok geride kalmıştı. Ancak ruhlarındaki tortular, bir gecede temizlenecek kadar hafif değildi. Sabahın ilk ışıkları, beyaz badanalı taş evin verandasına vurduğunda, Aras elinde iki kadeh taze meyve suyuyla dışarı çıktı. Elif, ufka bakıyordu. On yıl boyunca bir "Soykan" olarak, babasının günahlarını ve Cem’in saplantılarını sırtında taşımıştı. Şimdi ise sadece "Elif"ti. Üzerindeki o pahalı vakko elbiseler gitmiş, yerine adanı

