TOYGAR Dirseklerimi masaya yaslamış, ellerimle yüzümü kapatmış bir halde hastanenin kalabalık, uğultulu kafeteryasında oturuyordum. İnsan sesleri, bardakların içinde dönen çay kaşığı ve tabak çatal tıkırtıları, arka fonda çalan anlamsız bir müzik… Hepsi birbirine karışıyor, başımın içinde dayanılmaz bir gürültüye dönüşüyordu. Oysa içimdeki sessizlik çok daha korkutucuydu. Karım yoğun bakımda, yaşamla ölüm arasında incecik bir çizgide tutunmaya çalışıyordu ve ben burada, plastik bir sandalyede, elimden hiçbir şey gelmeden oturuyordum. Hayatım boyunca pek çok zorlukla karşılaşmıştım ama kendimi hiç bu kadar çaresiz, bu kadar aciz hissettiğim bir an olmamıştı. Sanki bedenim bana ait değildi; kollarım, bacaklarım, hatta nefes alışım bile başkasının kontrolündeydi. Onu o kazaya sürükleyen ola

