Sabahın erken saatlerinden bu yana tam dört arama almıştım. Hepsi de o tanıdık sonla bitmişti: Sağır edici bir sessizlik ya da bozuk bir frekans, ardından kapanan bir hat. Telefonu elimden bırakalı saatler olmuştu ama aklım hâlâ oradaydı. Kütüphanede kitap okumaya çalışıyordum; dikkatimi dağıtmak, telefonun çaldığını unutmak istiyordum ama nafile. Konsantre olamıyordum. Kimdi bu arayan? Ve benden ne istiyordu? Sinirlerim iyice gerilmişti. Sabır eşiğim taşmak üzereydi; patlamadan önce bu gizemi çözmek zorundaydım. Kendimi koltuğa bıraktım, gözlerim tavandaki işlemelere daldı. Devran şu an ne yapıyordur acaba? diye düşündüm. Büyük ihtimalle birilerini öldürüyordur, dedi iç sesim. Artık bu düşünce beni eskisi kadar sarsmıyordu. Onaylamıyordum belki ama bir zamanlar bana sıkılan o kurşunlar

