İşlerin artık iyice çığırından çıktığını hissedebiliyordum. Devran bazen günlerce eve uğramıyor, kapıdan içeri girdiğinde ise ya barut gibi öfkeli ya da ruhu çekilmişçesine yorgun oluyordu. Çoğu zaman bu hallerinin hepsi birbirine karışmış, bakışlarına karanlık bir sis gibi çökmüştü. Malikanede soluduğumuz havadan bile her şey belliydi; daha fazla silah sesi, daha fazla ölüm sessizliği sızmıştı duvarların arasına. Ve tüm bunlar olurken ben kendimi her geçen saniye daha işe yaramaz hissediyordum. Devran dışarıda canını ortaya koyup bu şehri ateşe verirken, ben bu altın varaklı kafesin içine kilitlenmiştim. Yardım etmek, omuzlarındaki o devasa yükü biraz olsun hafifletmek istiyordum ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. Devran’a bunu teklif etsem, beni koruma içgüdüsüyle dünyayı başıma yıkac

