Bölüm 11

1082 Words
“Çekilir misiniz?” Çocuk aksine daha da yaklaşıp içki kokan nefesini yüzüne üflediğinde midesi kalktı. İtmeye çalıştı fakat ayyaş bedeni fazlasıyla ağırdı.   “Neden biraz eğlenmiyoruz? Nefis bir vücudun var,” diyerek ona sarılmaya çalıştığında bardak taşmıştı. Belçim ondan kurtulmaya çalışırken cırlamaya başlamıştı artık. Yüksek ses müzikten onu kimse duymuyordu ama nihayet üstündeki ağırlıktan kurtulduğunda başardığını düşündü fakat karşısında Yiğit’i görünce donakaldı. Yiğit çocuğa bir yumruk çaktığında ortalık bir anda karıştı. Herkes başlarına üşüşmüştü. Kendi cırladığında dönüp bakmayan insanlar bir yumrukla olay yerine yaklaşmak için birbirlerini itmeye başlamışlardı.   “İstemiyorum dedi duymadın mı piç kurusu!”   Yiğit durmaksızın yumruklarını indirmeye devam ederken Meriç Belçim’in yanına gelmişti. “Ne oluyor?” Belçim titreyerek onun kollarından kurtuldu ve Yiğit’i durdurmak için yere çöktü. “Dur lütfen!” diye bağırdığında ağladığının da farkına vardı. Yiğit sonunda durduğunda yerde kanlar içinde yatan çocuğu kaldırmaları için görevlilere işaret verdi. Yerde öylece kendisine bakan Belçim’i de kollarından tutup kaldırdığında hemen Meriç bitmişti yanlarında. “Neler oluyor burada Belçim?”   Yiğit Belçim’in yanında duran adama baktı. Adam demek için fazla küçük, çocuk demek için fazla büyüktü. Genç biriydi ve bu kişi Meriç’ten başkası değildi. Yiğit Meriç’i tanıyordu. Ne yazık ki tanıyordu ve şu anda Belçim’in ne halde olduğuna bakmadan ona hesap sorarken ne kadar düşüncesiz olduğunu da fark ediyordu. Hemen araya girmezse Belçim’in bayılacağından bile emindi çünkü suratının rengi iyicene uçmuştu. Hayalet gibi duruyordu. Kendisine bakarken gözleri çok bulanıktı. Kendini tanıtıp tanıtmamak arasında kaldı. Belçim’in zaten konuşacak gücü yoktu. Bir açık vermezlerse Meriç’i etkisiz hale getirebilirdi.   “Ben-”diye araya girdiğinde Belçim üstündeki tutukluğu atıp kendisi ile aynı şeyleri düşünmüş gibi konuşmaya başladı. O kadar hızlı konuşuyordu ki takip etmek çok zordu. Ayrıca hala hıçkırıyordu.   “O adam bana asıldı, resmen saldırdı. Bu beyefendi de yardım etti. Sadece bu.” Meriç sonunda olayı anlamış gibi –nihayet- Belçim’i kolları arasına aldı ve ona sarıldı. Kızın kurtulmak istemesini göz ardı etti. Belçim onun bu tavrından korkuyordu. Bir anda sinirlenip bir anda sakinleşebilmesi genç kıza ürkünç geliyordu. Bir de şöyle içine sokmak istercesine sarılması… Onda genç kıza itici gelen bir şeyler vardı. Fakat anın şoku ile bunları düşünmek istemiyordu. Büyük bir felaketin kıyısından dönmüştü. Meriç az daha Yiğit’i tanıdığını anlayacaktı. Zorla da olsa Meriç’in kollarından kurtulan Belçim Yiğit’e döndü. Adam kaşlarını çatmış, kanlı elleri iki yanında yumruk olmuş bir şekilde bekliyordu. Boğazını temizleyip gözyaşlarını sildikten sonra bakışlarını adamın kararmış gözlerine dikti.   “Her şey için teşekkür ederim, siz olmasaydınız hayatta kurtulamazdım.” Yiğit kızın bir şeylerin peşinde olduğunu anlamıştı. Ya da Meriç’in anlamaması için numara yaptığını çakmıştı. Her ne olursa olsun açık vermemek için başını sallayıp cevap verdi. Bu arada herkesin dağılmış olduğunu da fark etti.   “Önemli değil. Yalnız çok dağılmış gözüküyorsunuz. Elinizi yüzünüzü yıkayın isterseniz.”   Meriç tanımadığı bu uzun boylu adamın ilgisinden hoşlanmamıştı. Belçim’in koluna girerek bir de kendisi teşekkür etti adama ve kızı uzaklaştırmaya başladı. Belçim ses etmeden tekrardan lavaboya girdi ve elini yüzünü yıkadı. Aynaya baktığında ne kadar dağılmış olduğunu fark etti. Gözleri çakmak çakmak olmuş ve kocaman açılmıştı. Yüzü bembeyazdı. Kahverengi saçları karışmıştı. Ellerindeki damarlar daha da belirginleşmişti. Buz gibi vücudunu hareket ettirmekte zorlanıyordu. Dışarı çıktığında kendisini bekleyen Meriç’e eve gitmek istediğini söyledi. Meriç onu dışarı çıkarttığında kapıda görevlilerin olmaması nedeniyle arabayı kendi almaya gitti. Kızı bir ağacın gövdesine yasladıktan sonra koşar adım uzaklaştı.   Belçim tir tir titriyordu. Yaz olmasına rağmen akşam başlayan rüzgâr yüzünden yaprak gibi savruluyordu. Birden koluna değen sıcak bir elle az daha çığlık atacaktı. Dönüp baktığında dibinde biten Yiğit ile derin bir soluk koyuverdi. Sinirleri harap olmuştu. İlaçlarını kullanıyor olsaydı şimdi yaşadıklarına gülüyor olurdu. Fakat ilaçlarını kullanmıyordu ve yaşadıkları da hiç gülünecek şeyler değildi. Bu yüzden olduğu yere çöküp salya sümük ağlamak istiyordu.   Yiğit kızın haline içi acıyarak baktı ve dayanamayarak onu göğsüne çekti. Karşısındaki kızın bu masum ve korkmuş hali dokunmuştu ona. O ki kadınlara güvenmeyen adam, bir kızın titreyen bedenine yenilmişti. Ama bu kız sıradan değildi ki onun için. Hiç sıradan olmamıştı ki. Hiçbir zaman diğerleriyle aynı kefede olmamıştı. Bunu bilerek daha sıkı sarıldı kıza. Belçim ise sessiz sessiz ağlamaya başladı. Kollarını adamın kaslarına sürterek beline sardı. Sıkıca sarıldı adama. Dünya üzerinde güvendiği tek kişiye sarıldı kocaman.   “Şştt, ağlama bir tanem. Geçti! Bir daha yaşanmayacak…” diye fısıldayarak kızın yumuşak saçlarına öpücükler kondurdu. Belçim biraz geri çekilerek adamın gözlerine baktı. Kokusu bütün bedenini hapsetmişti ve kalbi yine dörtnala koşuyordu adama.   “Meriç gelir şimdi, ona açıklayamam. Seni kimse bilmiyor. Kimse de bilmemeli Yiğit. Yoksa görüştürmezler bizi. İzin vermezler.”   Yiğit kızın kırık sesi ile söylediklerine sinirlendi. Bedeni kasıldı. Çenesi kilitlendi. Kızın zor durumda olduğunu görüyordu. Ondan bir adım –zorla- uzaklaşarak kızın kollarını kendine dolamasını izledi. Belçim’in arkasından beliren araba farlarını görüp konuşmaya başladı.   “Bana mesaj at, müsait olduğun bir zamanda seni doktor arkadaşıma götüreceğim. Verdiğin ilaçların kullanımı ile ilgili sıkıntılar var. Sakın seni doktor arkadaşımla buluşturana kadar içme o ilaçları. Duydun mu Belçim? Sakın içme o ilaçları!”   Belçim hızla kafasını sallarken burnunu çekti. Yiğit arkasını dönüp uzaklaşırken yanına yaklaşan arabaya çevirdi gözlerini. Arabanın önünden dolaşıp ön koltuğa attı kendini. Meriç kızın titreyen bedenine bakıp klimayı açtı. Üstündeki ceketi çıkarıp burnunu çekerek kapalı gözlerinin altından yaşlarını akıtan kızın üstüne örttü. Gecenin böyle sonlanmasını istemezdi. Kızın içli içli ağlaması içini dağlıyordu. Bu kız yanında gülmeliydi, ağlamak ona yakışmıyordu ve Meriç onu gülerken görmek istiyordu. Uzun zamandır görmediği o muhteşem manzaraya hasretti. Hızını biraz daha arttırırken sağ eliyle saçlarını dağıttı. Alışkanlık haline gelmişti bu onda. Kızın birden konuşması ile ona döndü.   “Bu geceden halama bahsetmeyelim. Zaten üstüme fazlasıyla düşüyor, bu gece yüzünden beni daha fazla kısıtlamasını istemiyorum. Seninle gezmelerimize karışmasın en azından.”   Belçim hala gözlerini açmamıştı. Bu yüzden Meriç’in yüzündeki masum tebessümü de görmemişti. Zaten görse de umursamazdı. Dünya umurunda değildi. Canı sıkkındı, canı yanıyordu, canı can çekişiyordu.   Meriç duyduklarını nasıl yorumlayacağını bilmeden sırıtmaya devam etti.   Eve döndüklerinde Belçim hızla arabayı terk etti. Kapıyı bir kere çaldı ve kimin açtığına bakmadan odasına çıkmak için merdivenlere yöneldi. Arkasından şaşkınca bakan Zehra sultan tekrardan kapıya döndüğünde suratında mutlu bir sırıtmayla içeri giren Meriç’i gördü. Neler olduğunu anlamaya çalışırken nefesi sıklaştı. Yine aynı şeyler olmuş olamazdı. Kafasını sallayarak kendini ikna etmeye çalıştı. ‘Hayır, hayır!’ deyip duruyordu. Kaşlarını çatıp mutfağa girdi. Bütün hizmetliler yatmıştı. Zaten evde topu topu sekiz çalışan vardı. İkisi bahçe ile ilgileniyordu. Evli ve çocuksuz bir çiftti. Dördü mutfak ile ilgileniyordu. Orta yaşlı kadınlardı. Bir özel şoför ve bir de kendisi vardı. Bütün çalışanlar iki yıl önce değiştirilmişti. Bir kendisi buradaydı. Yaşananları bilmediğini düşündükleri için Zehra sultanı çıkarmamışlardı. Fakat o her şeyi biliyordu. Evin kalbiydi o, yalnız bunu kimse bilmiyordu. Kimse farkında bile değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD