Eve nasıl geldiğini bilmiyordu. Evden ayrılalı topu topu bir buçuk saat olmuştu ve halası onu aramamıştı. Mutfakta yemek hazırlayan çalışanların sesini duydu. Anahtarlığa koyduğu notu bıraktığı gibi buldu. Demek halası hala bahçesiyle uğraşıyordu ve çalışanlar da notu fark etmemişti. Belçim şanslı gününde olduğuna kanaat getirerek notu alıp odasına gitti. Yazdığı küçük notu parçalara ayırıp klozete attı ve sifonu çekti. Cep telefonunun sesini duyduğunda banyosundan çıkıp odasına girdi. Yatağındaki çantasına uzanıp telefonu eline aldığında ekrandaki isim yüzünden suratını buruşturdu. Telefonun tekrardan çalmasına fırsat vermeden cevapladı.
Sakin olmasını umduğu bir sesle “Efendim?” dedi.
Meriç’in alaylı sesi “Demek telefon kullanmayı öğrendin? Üçüncü çalışta açtığına göre,” dediğinde kendini biraz salması gerektiğini düşündü Belçim. Zira ne yapsa zaten her türlü onlara batacaktı. Bu yüzden zoraki bir yanıt verdi, kendini hiç filtrelemeden. “Teknoloji çağındayız Meriç, kullanmayı öğrenmenin zamanı gelmişti.”
“Haklısın, neyse seni bunun için aramamıştım. Akşam birkaç arkadaşımla dışarı çıkacağım. Onlar yanlarında kız arkadaşlarını da getirecekler. Ben yalnız gitmek istemiyorum, sen de bana katılır mısın diye soracaktım. Ne dersin?”
Belçim direkt ‘hayır’ cevabını verecekti ama birden durakladı. Dilin ucuna kadar gelen ‘Oğuz da gelecek mi?’ sorusunu geri gönderdi ve telefonda sabırsızca bekleyen Meriç’i yanıtladı. “Tabi olur, kaçta hazır olmalıyım?” Bu fırsatı asla kaçıramazdı. Meriç, halası Sevim ve Oğuz’dan başka kimsenin bilmediği o sır ne ise öğrenmeliydi. Çünkü bu kahrolası sırrın da öznesi kendisiydi.
Meriç şaşkınca kulağından uzaklaştırdı telefonu. Sonra tekrardan kulağına yaslayıp Belçim’in cevabını teyit etmek isteyerek kızı sorguladı. “Belçim Korhan ile görüşüyorum değil mi? Yanlışlık olmasın da,” diyerek kahkaha atıp kızın cevabını beklemeden devam etti. “Akşam sekizde hazır ol, sakın cayma bak! Çiftlerin arasında yalnız kalmak istemiyorum.”
Belçim zorlukla gülümseyerek cevap verdi. “Tamam dedik ya, akşam sekizde hazır olurum. Görüşürüz,” diyerek Meriç’in suratına telefonu kapattı. ‘İnşallah Oğuz denen adam da orada olur…’ diye dua ederek dolabının karşısına geçti. Ne giyeceğine karar veremediği için Meriç’e mesaj atarak nasıl bir yere gideceklerini sordu. Eğlence mekânı tarzında bir yere gideceklerini öğrenince bu bilgiyle de ne yapacağını bilemedi. Tam o esnada odasının kapısı bir kez tıklatılıp ardından yine cevap beklemeden odaya giren halasıyla göz göze geldi.
Halası gülümseyerek “Meriç’le dışarı çıkacakmışsınız bu akşam,” dedi. Yüzündeki keyifli gülümsemeye bakılacak olursa bu durum onu mutlu etmişti. Halası rahatken Belçim de rahat hissediyordu. Onun gergin ruh hali etrafındayken sinirleri tel tel oluyordu.
“Evet, ne giyebileceğime bakıyordum. Yardımcı olmak ister misin hala?” diye sordu çaresizce. Eğlence mekânında ne giyilirdi ne bilecekti ki?
“Seve seve…” diyen halası uzun uzun onunla ne giyebileceği üzerine konuştuktan sonra kararlarını vermişlerdi.
*
“Bak şimdi Yiğit, bu kutudaki kapsüllerden her ne tedavisi olursa olsun ancak bir kere kullanabilirsin günde, o da sabah aç karnına,” diye altını çizdikten sonra öteki kutuyu eline alıp, not almaya devam etti Kaya. “Bu kutudaki kapsülleri ise öğlen ve akşam kullanabilirsin, sabah kullandığın ilacın devamı gibi aslında ama daha az etkisi vardır.” Kaya öteki ilaç kutusunu eline aldı bu sefer, “Bu kutunun olayı da farklı değil, gece yatmadan önce kullanılır ve rahat bir uyku çekmeni sağlar,” diyerek derin bir nefes alıp kaşlarını çattı. Tekrardan konuşmaya başlamadan önce önündeki tabloyu inceledi. Bir yıldır kullanılan üç ağır ilaç ve ağır dozda. Ne için? Bu bir tedavi yöntemi olamazdı. Daha başka bir şey vardı bu işin içinde. Yiğit de arkadaşındaki gerginliği anlamıştı. Belçim’in hayatında neler oluyordu? Kaya koltuğunda arkasına yaslandı ve gözlüklerinden kurtulup koyu kahverengi gözlerini arkadaşına dikti. Yanaklarını şişirip nefesini dışarı verdikten sonra konuşmaya başladı.
“Bu ilaçların günlük kullanımı insanda düşünce bulanıklığı yaratır. Yani sabah alınan ilacın etkisi çok büyük, öğlen vaktine kadar bir insanın beynini yeterince bulandırır. Fazlasıyla uyuşukluk ve uyku yapar. Ardından alınan ilaçlar da ilk ilacın etkisini uzun vadeye yayar. Yani kullanan arkadaşının sağlıklı düşünmesini engeller ve sorgulama kabiliyetini düşürür. Onu uyuşturur. Bir yaşındaki bebek gibi olur. Bir şeye odaklanamaz ve hareketlerini dahi kontrol edemez. Artı bu ilaçların hepsini birden kullanması yanlış. Bu tür bir tedavi yöntemi olamaz. Kesinlikle yanlış. Bir insanı daha fazla hasta eden bir yöntem bu. Bu ilaçları bir yıldan fazla kullanamazsın zaten. En fazla yedi ay hatta o bile fazla. Korkarım ki arkadaşının başı dertte! Hem de fazlasıyla ve bu ilaçları kullanmasını söyleyen doktorun daha fazla diyebilirim.”
Yiğit daha ne duyabilirim diye düşündü. Belçim eğer bir buçuk yıldır bu ilaçları kullanıyorsa kızın ne halde olabileceğini tahmin etmeye çalıştı. Hala kullanıyor muydu? Ondaki farklılığın sebebi bu ilaçlar mıydı? Bir uzak bir yakın, bir tanıdık bir yabancı halleri… Düşününce tüm bunlar daha anlamlı gelmeye başladı ona. Toparlanıp tekrardan arkadaşına odaklandı. Zaten yeterince vaktini almıştı.
“Şimdi, doğru anlamış mıyım bakalım. Bu üç ilacın bir arada kullanılması yasak, bu ilaçların bir yıldan fazla kullanılması yasak, bu tedavi yöntemi yanlış.”
Kaya düşünceli bir şekilde alnını kaşıdı. “Kim bu arkadaşın? Kadın mı?”
Yiğit Kaya’nın sorularını duymazdan geldi, “Sana onu getireceğim,” dedikten sonra ceketini de alıp çıktı. Kaya arkasından bakarken başını salladı. Yiğit’i ilkokuldan beri tanırdı. Aynı apartmanda büyümüşlerdi. Onun aile yaşantısından özel hayatına kadar her şeyini bilirdi. Bu ilaçları kullanan kişi her kimse doğru bir kurtarıcı bulmuştu kendine. Yiğit’ten ala süper kahraman bulunamazdı bu hayatta. İçini çekip sıradaki hastasının bilgilerini kontrol eden Kaya onu hareketli günlerin beklediğini hissetti.
*
Belçim bu kadar gürültülü bir ortama nasıl katlanacağını düşünüyordu. Gözleri şaşkınlıkla etrafını inceliyor her an kulaklarını kapatmak için hazırda bekleyen ellerini yumruk yapıp sıkıyordu. Eğer bir amacı olmasaydı kesinlikle böyle bir yere gelmezdi. Hangi aklı olan insan bu işkenceye katlanmak isterdi ki? Belinde Meriç’in kolunun baskısı ile barın arka tarafına yöneldi. Meriç belini öyle bir sıkıyordu ki sanki yeterince işkence çekmiyormuş gibi bir de onun kapanına sıkışmıştı. Etrafta deli gibi dans eden insanların arasından geçip sonunda bir masaya ulaştıklarında derin bir nefes aldı. Asıl işkence başlıyordu işte Belçim için. Karşısında tanımadığı bir sürü insan vardı. Hepsi de ona bakıyordu. Meriç’in sesi ile ona döndü.
“Selam millet! Prensesimi size tanıtayım, Belçim. Belçim bunlar da bizim grup.”
Meriç tekrardan konuşmaya başlamadan bir kız önüne geldi. “Selam Belçim, Meltem ben de. Bunlar da Hande ve Miray.” Belçim kibarca gülümsemeye çalışarak karşında duran kızın elini sıktı. “Memnun oldum.”
Ondan sonraki tanışma faslı erkeklerle olmuştu. Kaan, Cenk ve Berk. Fakat Oğuz yoktu. Onun geleceğini de düşünerek gelmişti buraya. Onun da geleceğini düşünerek etrafındaki süs bebekleri gibi duran kızlara tahammül etmişti ama o yoktu. Yüzü düşmüştü. Etrafındaki konuşmaya adapte olamıyordu. Meriç’i kollarından tutup sarsmamak için zor tutuyordu. ‘Oğuz nerede?’ diye çığlık atmak istiyordu. Önündeki vişne suyuna uzanıp büyük yudumlar alarak üstündeki harareti atmaya çalıştı. Basık ortam onu çok germişti. Zaten kullanmayı bıraktığı ilaçların etkisi hala üzerindeyken de sıkıntısı katlanabilir olmaktan çıkmıştı. Meriç’e ulaşamıyordu. Arkadaşları ile derin bir sohbete dalmıştı. Kızlar ise kendi aralarında takılıyorlardı. Zaten hiçbirinin arasına karışmak istemiyordu. Tek istediği gecenin bir an önce bitmesiydi ki onun için de saat fazlasıyla erkendi. En sonunda lavaboya gitmek için ayaklandı ve Meriç’in dikkatini çekti. Meriç de onunla birlikte ayaklanmıştı. Onu eliyle durdurup lavaboya gideceğini söyledi. Üstüne başına biraz çeki düzen vermesi gerekiyordu. Siyah mini elbisesi içinde zaten kendini çıplak gibi hissediyordu. Makyaj yüzünden suratı gerilmişti. Lavabodaki kuyruk yüzünden bir süre bekledi ama sonunda işini hallettiğinde daha rahat hissediyordu. İsteğini alamamış olmanın verdiği gerginliği de biraz olsun üstünden atabilmişti. Tekrardan Meriçlerin olduğu tarafa yürürken önünü bir genç kestiğinde korkudan rengi attı.