Bölüm 9

1244 Words
Yiğit, birkaç gün içinde bu kadar özlemi biriktirebildiğine inanamıyordu. İçinde bir derya vardı ve Belçim gidince sınırları genişlemişti. Kızın geri dönmesi sınırlarda bir değişiklik yaratmamıştı. İçinde dolup taşan bu özlem onu korkutsa da karşı çıkamıyordu. Bu yüzden karşısında oturan kızı, utanmasına rağmen, pervasızca izliyordu. Gözleri onun görüntüsü ile bayram ediyor, kalbi onun yanında daha kuvvetli atıyordu. Hele hissettiği huzur… Sırf huzur için bile kızı alıp altın bir kafese koyabilirdi. Sonra o kafesi yanı başına koyar, saatlerce onu izlerdi. Sadece kendisi. Ve huzur hiç kaybolmazdı. Hiç gitmezdi. ‘Evet’ diye tekrarladı defalarca Yiğit, sadece ‘huzur’ için. Sonra düşüncelerini bir kenara bırakıp Belçim’i incelemeye devam etti. Kahverengi saçları hafifçe esen meltem yüzünden omuzlarına dağılmıştı. Saçları ışıltılar saçıyordu yine. Sanki her gördüğünde daha da parlaklaşıyordu kız.  Ela gözleri heyecanla etrafı seyrediyordu. Beyaz teni izlenilmekten ötürü pembeleşmişti. Minik elleri ile yüzünü yellerken dudaklarındaki gülümsemeyi saklamaya çalışıyordu başarısızca. Kırmızı dudakları yine heyecandan gerilmişlerdi. Kısaca mutluydu kız. Üstündeki çiçekli elbisesiyle karşında mutlu bir şekilde oturuyordu. Fakat Yiğit rahat değildi. Belçim ile ilgili öğrendiği gerçeklerden sonra kızdaki değişimleri aramaya adamıştı kendisini ve birçok madde sıralamıştı. Belçim değişmişti ama sanki hala aynıydı. Kafasını karıştıran tüm soruların cevabı Belçim’deydi. Ama kıza nasıl sorabilirdi ki? Nasıl ona sorardı bunu? Annen ve baban öldü mü, diye sorulur muydu hiç? “Kafanı kurcalayan bir şey var.” Belçim’in konuşması ile düşüncelerinden tamamen kurtulup kıza odaklandı. Bakışları tüm soruların cevabının bulunduğu kişiye kenetlendi.   “ Nereden anladın?” Belçim gülümseyerek cevap verdi. “Kaşlarının ortasından.” Yiğit şaşırarak kıza baktı. Belçim bu sefer kahkaha attı. Yiğit kızın kahkahasında boğulmak istedi. “Kaşlarını böyle çatmaya devam edersen yakında suratında kalıcı bir iz bırakacaklar.”   “Farkında değilim,” diyerek gülümsedi Yiğit de, onun yanındayken somurtmak ne haddineydi ki zaten!   “Eee, nasılsın, görüşmeyeli?”   Belçim’in suratı düşmüştü hemen. Yiğit emindi, Belçim halasında mutlu değildi ve yine emindi ki, Belçim’in büyük sorunları vardı. Bilmek istiyordu ama kızı sıkıştırmak da istemiyordu.   Genç kadın geçiştirircesine “Nasıl olsun? Aynı. Ya senin?” diye sordu.   Yiğit de “Nasıl olsun, aynı!” diye taklit etti onu. Yüzünü güldürmek istemişti kızın tekrardan ve başarılı olmuştu. Yiğit oturduğu yerde kıvranırken genç kızın meraklı bakışlarının hedefi olmuştu yine ama farkında değildi. İçinde merak ettiği sorular çığlık atıyordu resmen. Kafasını toparlayamıyordu. Belçim adamın derdini anlamaya çalışıyordu. Güzel bir İstanbul havası hâkimdi şehre. Yine oturdukları bankın ötesindeki kafede buluşmuşlardı. Adam klasik takım elbisesi içinde gayet şıktı. Onun yanında çocuk gibi kalıyordu. ‘Acaba benden utanıyor mu?’ diye düşündü ama sonra bundan vazgeçti. Yiğit’in başka bir derdi vardı. Sert hatlı çenesi kasılmıştı. Gözleri kısılmıştı ve sık sık kaşlarını çatıyordu. İçinden konuşuyordu Yiğit ve Belçim için bunu anlamak güç değildi. Kendisi de sık sık içinden konuşmalara dalardı. Uzanıp adamın masada ritim tutan elini yakaladı.   Beklenti dolu bakışlarla adamın yüzüne doğrudan bakıp “Bir sorun var, benimle ilgili mi?” diye sordu. Yiğit de bu temas üzerine dayanamadı. İçindekileri tutamadı ve ‘pat’ diye sordu kıza. “Aileni kaybettiğini bilmiyordum. Ne zaman oldu bu?”   Belçim’in suratı düşmüş, gözleri şokla açılmıştı. Hiç beklemediği bir anda gelen soruyla ve gerçekle kafası karışmıştı. ‘Aile’ derken? Babası, annesi ve kardeşleri mi? Hani hiç tanıyamadığı ailesi. Daha geçen gün yine Yiğit’ten varlıklarını öğrendiği ailesi mi yani? Ölmüşler miydi? Ne zaman? Belçim yoğun bakımdan çıkıp hafıza kaybı ile mücadele etmeye başladığından beri ilk kez böyle bir yıkım yaşıyordu. Annesi yok muydu onun? Ne zaman ölmüştü annesi? Peki, ya kardeşleri? Yapayalnız mıydı bu hayatta gerçekten de. Gözleri yaşarmıştı. Duyduğu gerçeğin bozgunu çok ağır yaralamıştı onu. Karşısında merakla onu izleyen Yiğit bile umurunda değildi. Henüz Tekin ve Buket’in varlığını kabullenemeden onların elinden kayıp gitmesi yaralamıştı Belçim’i. Bir gün hep o hatırlayamadığı güzel hayatına döneceğini hayal eden biri için fazla ağır bir gerçek olmuştu. “Bunu nereden öğrendin?” diye sordu bu yüzden. Sesi kısık ve kırık çıkmıştı. Boğazında düğümlenen hıçkırıkların ağır yumrusu vardı. Yutkunamıyor hatta nefes alamıyordu. Her şeyden önemlisi ne hissedeceğini bilmiyordu. Ya da nasıl davranması gerektiğini. Varlığından yeni haberdar olduğu ve hiç görmediği insanlar için üzülüyordu. Yani eski hayatında önemli yeri olan insanlar için. Yiğit’in cevabı ile biraz kendine gelir gibi oldu.   “Seni iyi tanımadığımdan ötürü hayıflanıyordum. Sadece şu ileride duran banktan başka bir geçmişimiz yok ve şimdi sık sık görüşüyoruz. Ben sana birçok derdimi anlattım, sen ise hep dinledin. Şimdi senin bir derdin var ve ben dinlemek istiyorum ama bana açmıyorsun. Kızma ama ben de boş durmaktansa seni araştırmak istedim.”   Yiğit kızın vereceği tepkiyi ölçmek için durakladı. Kızın merakla kendisini dinlediğini gördüğünde ise rahatladı. Kızmamıştı yani. Bunun verdiği güven ile konuşmaya devam etti. Fakat gözlerindeki bu acı? Sadece ailesini kaybettiği için üzülen bir kız gibi değildi şu anda. Daha başka bir şeyler vardı. Yiğit bunu anlayabilecek kadar kızı tanıdığını düşünüyordu. Durumları o kadar karışıktı ki hem yıllardır birbirlerini tanıyormuş gibi ruhlarına işlemişlerdi hem de hiçbir şey bilemeyecek kadar dağınıklardı. Hayatlarında yapboz parçaları gibi varlıklarını sürdürmüşler şimdiyle birbirlerinde tamamlanmaya çalışıyorlardı. İkisi de bunun farkında değildi…   “Araştırmalarım sonucu yaşadığın yeri –zaten biliyordum-, eğitim gördüğün yerleri, yakınlarını daha iyi tanıdım. Fakat bir gerçekle de karşılaştım. Baban hariç, tüm ailen ölmüş. Başın sağ olsun.”   Yiğit tekrardan susup kızın tepkisini ölçü. Yüzü daha da beyazlamıştı, gözlerinde kocaman yaşlar birikmiş, bekliyorlardı. Ama yine de usanmadan dinlemek istediğini belirtircesine başını salladı kız.   “Neredeyse iki yıl önce ölmüşler. Nasıl ve nerede öldüklerini bilmiyorum. O kadar derin araştıramadım. Sonuç alamadım daha doğrusu.” Yiğit susup kızı izlemeye başladı. Neden şaşkın bakıyordu kız? Neydi onu bu kadar sarsan?   Belçim başını denize doğru çevirip etrafı izlemeye başladı. Ailesi iki yıl önce öldüyse, kendisinin de bir buçuk yıldır hafızası kayıpsa… Parçaları birleştirmeye çalışıyordu. Aradaki yarım dönemlik kısımda ne olmuştu? Altı ay mı kalmıştı yoğun bakımda. Gözyaşları akmak için sızlanıyorlardı resmen ama kendisini tutuyordu. Her öğrendiği gerçekle ağlamak istemiyordu. Gözyaşlarını zaferi için saklıyordu artık. Belçim adamdan aldığı cevaplarla tatmin olmuştu. Yiğit halasını doğru tanımıyordu, kendisi anlatmıştı belli ki ama ne anlattığını da hatırlamıyordu ve şu anda tek bildiği adamın halasını iyi bir şekilde tanımadığıydı. Belli ki sadece adam anlatmamıştı. Ara sıra kendisi de konuşmuştu. Ona güvenebilirdi. En azından içinden gelen buydu. Kalbinin sesini dinliyordu, başka kimsesi de yoktu zaten. Ama nereden başlamalıydı? Önce nereden anlatmaya başlamalıydı? Bilmiyordu… Sadece çantasını açtı bu yüzden. İçinde ilaçları, telefonu, cüzdanı ve eniştesinin bilgisayarında kopyaladığı yedek dosyanın belleği vardı. Belçim çantasından ilaçlarını çıkardı önce. İki küçük, bir tane de büyük kutuda duran ilaçlarını masanın ortasına koydu.   Yiğit tekrardan kaşlarını çatmış kızı izliyordu. Masanın ortasında duran ilaçların ne anlama geldiğini bilmiyordu ama kızda bir anda değişen bir şeyler olmuştu. Kendisine bir şeyler anlatmasını beklemişti ama kız çantasından bir ton ilaç çıkarmıştı. Soran bakışlarını Belçim’e çevirdiğinde onun da kendisine baktığını gördü.   “Sana her şeyi anlatacağım ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. Senden şimdilik tek bir şey isteyeceğim. Bu ilaçların prospektüsü yok. Ne işe yaradıklarını bilmiyorum. İnternette de net bir sonuç çıkmıyor. Bir buçuk yıldır bu ilaçları kullanıyorum ve tedavi görüyorum. Benimle ilgili şimdilik bunları bilmen yeterli. Lütfen bu ilaçların ne işe yaradıklarını öğren. İstediğin zaman ve istediğin yerde buluşmaya hazırım. Ama bu günlük bu kadar olsun, duyduklarım bana yeter de artar zaten. Özür dilerim.”   Belçim çantasını aldığı gibi hızla uzaklaşmaya başladı. Yiğit ise şaşkınca uzaklaşan kızın ardından bakıyordu. Masanın ortasında duran ilaçlara uzandı. Tek tek inceledi fakat o da ne işe yaradıklarını bilmiyordu. Garsondan hesabı istedi. O da kızın ardından hızlıca mekânı terk edip arabasını yakın bir arkadaşının hastanesine doğru sürdü. Tam her şey çözülüyor, Belçim anlatacak diye düşünürken yine başa dönüyordu. Koskoca bir girdabın içinde doğru çekildiğini hissediyordu. Her seferinde masum masum gözlerine bakan kızın tehlikede olduğunu hissediyor ve buna mani olamıyor olmak Yiğit’i deliye döndürüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD