4.Bölüm

3947 Words
Telefon sesi ile uyandım. Gamze arıyordu. Aras uyuyordu. Hemen dışarıya çıktım açtım. “Efendim.” “Uyandınız mı canım.?” “Aras hala uyuyor.” “Anladım öğlen balık yiyelim dedi Bulut size de uyar mı? Aras çok sever hem.” “Olur.” Telefonu kapadık. Severdi balığı her türlüsünü severdi hem de. O sıra soğuk vücuduma vuruyordu. Günlerdir tuttuğum gözyaşlarımı bıraktım. Ağlıyordum. Tüm birikmişler akıyordu. Benim sevgilim daha çok gençti. O çok iyi kalpliydi. Kimseyi üzmez, kırmaz ölmemesi lazım onun. Allah’ım delirmemek için kendimi öyle zor tutuyorum ki. Bu acı canımı çok yakmaya başladı. Nasıl ölebilirdi. Dünyada ölümü hakkeden onlarca kötü vardı, katil vardı ama benim sevgilim dünya iyisiydi, sevgi dolu bir insandı. Gözyaşlarımı sildim içeriye girdim. Aras uyanmış. Beni görünce yanıma geldi hemen. “Neredeydin?” “Gamze aradı sen uyanma diye dışarıdaydım.” “Ağladın mı?” “Hayır minik sincabın çok hassas soğuktan sulandı gözlerim. Sanırım sincabın ısınmaya ihtiyacı var.” Dedim ona sarıldım Kollarını sıkıca bana sardı. Sonra odamıza kahvaltımızı söyledik kahvaltıyı yaptıktan sonra. Satranç oynadık biraz. Sürekli beni yenerdi ve bu duruma deli olurdum ama bu kez yendim. Bana bilerek yenildi. Çaktırmadım hiç. Sevinç çığlığı attım. “Şah ve mat Aras Bey. Kendinize çok güvenmemek lazım demek ki.” “Şanslı günündesin ufaklık.” Dudak büzdüm. “Seni yendim işte önemli olan bu.” Ve zoraki ayağa kalkıp sevinç dansı yaptım. Bu onu güldürdü. Çok güldürdü hem de. Bende kahkaha attım. İçim ağlarken dışarıya kahkaha atmakta ustaydım artık. Kahvelerimizi dışarıda içtik. Bir ara telefonunu çıkardı. “Hadi poz ver bana minik sincap.” Gülümsedim. Eğildim ve ona öpücük gönderir gibi poz verdim. Yanına gittim sonra yüzüne dokundum, okşadım. Boynuna sarılıp selfıe çektim bu kez de. Yüz tane, bin tane sonsuz kere çekinebilirdim her karede yanımda sadece o olsa yeterdi. Öğlen olmak üzereydi. Bulut ve Gamze ile buluşup balık yemeye gittik. Herkes Aras için özenle davranıp sanki birkaç hafta sonra ölmeyecekmiş gibi muhabbet ediyordu. Hepimiz mutlu olsun diye elimizden geleni yapıyorduk. Bulut’un gözlerindeki his tanıdıktı aynı benim gibi içine ağlıyordu oda. Eski zamanlardan bahsedip bol bol güldük. Akşamüzerine kadar orada kaldık. Sonrasında Türk Kahvesi içip odalarımıza döndük. O gece bana şarkı söyledi yine. Mutluyduk ama birden öfkelendi yanındaydım ateşini kontrol ediyordum elimi itti. “Çek elini.” “Aras.” Gözlerini kapatıp öfke ile bağırdı. “Git Masal lütfen git istemiyorum seni anladın mı?” İşte bunu yapmasın bunu bana yapmasın bile bile bana kötü davranıyordu. Yutkundum cevap vermedi. Kolumdan tuttu. “Git dedim ya da dur ben giderim.” Biranda ayaklandı. “Neden yanımdasın anlamıyorum zaten öleceğim kızım ben bırak beni git hayatını yaşa. Hayallerini.” “Deli misin sensiz nasıl devam ederim o hayallerin sen olmadan önemi yok. Yapma bunu Aras.” “İstemiyorum daha fazla yanımda durmanı yeter. Git ne olur git artık.” “Gitmiyorum ister bağır çağır istersen söv tamam mı buradayım gitmiyorum. Gitmem. Sen gider miydin?” Gözleri doldu. Dizlerinin üstüne çöktü. “Gidemezdim. Ben kendimin hasta olduğunu bildiğim halde gidemedim senden. Şimdi sana bunu yaşatmak bu acıyı hak etmiyorsun. Lanet bir adamım.” “Sende ölmeyi hak etmiyorsun Aras unut bunları düşünme ben inanıyorum her gün umut için yeni bir gündür unuttun mu sen söyledin bunu. Ölmeyeceksin sen buradan döneceğiz evimize.” “Öleceğim ben bitanem üç dört gün içinde olmayacağım seni bu acıyla nasıl bırakırım yapamam bunu. Düşüncesi bile mahvediyor beni.” “Etmesin ben çok mutluyum. Yanındayım ya en büyük mutluluk o benim için hem kim bilir bir dakika sonra benim ölmeyeceğim belki senden bile daha az zamanım vardır.” Ayağa kalktı kollarını sıkıca sardı. “Saçmalama. Kes şunu sen ölmeyeceksin anladın mı sen yaşayacaksın minik sincabım senin yaşamak için daha çok zamanın var özgürce uçacağın yerleri keşfedeceksin daha.” Gözlerim dolmuştu. Ağlamak istemiyordum ama elimde değildi işte. Ne güzel bakıyordu bana yanımdayken ne kadar güzeldi. Benim yaşamamı istiyordu kendisinin öleceğini bilmesine rağmen benim için endişeliydi. Eğildim dudağına öpücük kondurdum. Nefesini çektim içime. Kokunu hissettim. Ezberledim her zerresini. Konuşmadım. Sustum bir şey söylemedim ağzımdan cümle çıkmazdı zaten. Canım yanıyordu un ufak oluyordum acıdan. Kollarının arasına aldı. Tekrar şarkı söyledi bana. Onun sesi ile uyudum. Huzur dolu mükemmel bir uyku. Sabah olduğunda aynı anda uyanmıştık. Birden öksürmeye başladı. Sonra banyoya gitmek için ayağa kalktı yardımcı olmak için yanına gidecektim ki yere düştü. Hemen yanına koştum. Kendinde değil gibiydi. Gitti diye çok korktum beni bıraktı diye. Kendinde değildi ve hareket etmiyordu. Ağlamaya çığlık atmaya başladım bir dakika sonra gözlerini açtı. Gülümsedim. Şükürler olsun dedim ki o an. “Neden her yer karanlık?” “Ne?” “Her yer karanlık görmüyorum.” Elimi ağzıma götürdüm. Ne demek görmüyordu. Neler oluyordu anlayamıyordum artık. “Sakin ol sevgilim.” Bulut’u aradım hemen geldiler. Kör mü oldu iyi de böyle bir belirtiden bahsetmedi bu neden oldu ki? Doktor bunu söylemedi olabilir demedi neden şimdi böyle olmuştu. Bulut’a sarıldım korkmuştum sakinleştirmeye çalışıyordu beni. “Görmüyor gözleri görmüyor.” Gamze doktoru aradı hemen birkaç dakika konuştuktan sonra. “Geçici bir şey olduğunu söyledi. Kullanılan ilaçların etkisi.Yatağına geçsin istirahat etsin akşama kadar düzelir dedi.” Kafa salladım. Yatağa geçtik. Bulut ve Gamze’de yanımızdaydı. Aras. “Yüzünü görememek canımı yakıyor sadece.” “Hayır akşama kadar düzelirmiş işte böyle düşünme.” Akşama kadar kendisine gelmesini bekledik. Bir ara uyuya kaldı. Sessiz sessiz ağlıyordum. Artık çok zordu ben bu kadar güçlü değildim o gözlerimin önünde parça parça eksiliyordu ama ben bir şey yapamıyordum. Bencillik belki ama gerekirse hiç görmesin yine de yaşasın istiyorum. Ben kendi kendime hem düşünüp hem ağlarken o sıra uyandı. Gözlerine baktım. Lütfen düzelmiş ol bitanem. Ne olur. “İyi misin?” “Yüzünü görmek her şeyden çok iyi hissettirdi.” “Düzeldi mi?” Kafa salladı. Bulut ve Gamze onun iyi olduğunu görünce gitti. Sonra biz birbirimize sarılıp uyuduk yine. Daha kaç gece böyle sarılıp uyuyabilecektik bilmiyorum. Kokusunu içime kaç soluk daha alıp veririm. Yüzüne doyasıya ne kadar daha bakarım bunları bilmiyordum bir yandan gideceğini bilip hala kabul etmemekti benim ki. Ölmezdi o minik sincabını asla bırakmazdı. Günler azalıyordu on gün çoktan bitmişti üç beş gün sonra beni bırakacaktı beklide. O gece hiç uyumadım sabaha kadar izledim. Öyle güzel uyuyordu ki. Nefes alıp verişini hissetmek bile huzur vericiydi. Bu şekilde her zaman izlerdim onu. Gözlerini açtığında ise yeni uyanmış gibi davrandım. Fırsatım varken hiç uyumazdım. İzlerdim onu öylece günlerce. Kapı çaldığında yavaşça kalkıp yöneldim kapıya Bulut gelmiş elinde bir poşet. “Dün Aras’ın istedikleri şeyler vardı onları aldım.” Dedi torbayı elime verdi gitti. “Bunlar ne?” Ayağa kalktı. Torbayı aldı ve şöminenin önüne oturdu. “Dövme yapacağım.” “Ne? Saçmalama.” Kolunda ergenlik dönemin de yaptırdığı dövmeyi göstererek. İki tane birbirine çarpan kılıç dövmesi. “Bunu da ben yaptım biliyorsun deneyimliyim bu konuda.” Gülümsedim. Ona şüphem yoktu o her şeyde yetenekli bir adamdı. “Canın yanar ama.” “Bir şey olmaz.” Poşetin içinde değişik birkaç iğne ve küçük şişe içinde farklı boyutlarda boya poşetimsi bir şey metal el büyüklüğünde tuhaf bir şey daha ve eldiven dövme için gerekli diğer birkaç şey pedalımsı şeyler kablolar karma karışık şeylerdi aha ne oldukları hakkında hiç fikrim yoktu. “Yardım eder misin?” “Ben mi? Ne yapacağım.” “Bileğime adını yaz.” “Saçmalama.” “Hadi ama sol elimle ben yazamam ki. Kırma beni.” Ben yazamazdım canı yanardı ona bile bile acı çektiremezdim ya yanlış bir şey yaparsam. Israr etti bir şey olmaz yazı yazmak çok basittir deyince dayanamadım. Kafa salladım. “Ama ya beceremezsem.” “Yazı yazdığını düşün kağıda yazar gibi.” Önce elime kopya kağıdına benzeyen o değişik ince kağıdı verdi adımı yazdım oraya sonra yapışkanı çıkarıp bileğine yapıştırdım. İsmim belirgindi yeterdi işte daha fazla olmasa da olurdu benim için ama dövme aletini çıkarıp elime verdi. Korkuyordum. Çıkarttığı ses ile sanki bedenine değsem bir şey olur gibiydi. Eldivenlerin içinde zaten hiç rahat değildi ellerim üstelik uyuşmuştu ve titriyordu. Zoraki de olsa bileğine bastırdım. Canı acıyor gibi değildi ama teni öyle solgundu ki ağladım yazarken. Bitmişti kalan ayrıntıları kendi düzeltti biraz. Çok başarılı gözükmüyordu belki ama ilke göre fena değildi. Sonra kendi bileğimi uzattım. “Sende bana yaz hadi.” “Emin misin?” Kafa salladım. “Dövmelerden hoşlanmazdın.” “Artık hoşlanıyorum.” Gülümsedi. Onun elinden olan bir şeyi bedenimde taşımak en çok istediğim şeydi. Kendi ismini kaıda yazıp yapıştırdı bileğime. İğneyi koluma bastırdı. Canım yanıyordu çok acıtmıştı ama istiyordum bunu. İğnenin her darbesinde isminin kenarına boyayla gidiyor kalıcılık sağlıyordu. Canımın acıdığını ona belli etmedim. Oda ismini yazdı. “Yarım kalp çizsene ben de sana çizerim hani birbirimizin yarımıyız ya.” “Romantik sincap.” Dedi kahkaha attı ve yarım bir kalp çizdi. Kalbide çizdi hatta kenarından biraz kırmızı boya ile geçti. Bende ona çizdim. Onunki gibi kırmızı ile detaylandıramadım o kadar iyi değildim bununla yetinmek zorundaydı. Canım acısa da değmişti. Güzel duruyordu hem. O gün yemekleri odaya söyledik. Çok çıkacak gibi değildi. Erkenden yattı ama rahatsızdı. Gece boyunca öksürdü ve tıkandı. Ağladı. Sevdiğim adam kollarımda ağladı bende onunla ağladım. Canı yanıyordu. Uyumadan başında bekledim. Saçlarını okşadım yüzüne öpücükler kondurdum kollarımla sardım onu. Sabah 6’ya geliyordu ki öksürükleri kesildi ve uykuya daldı. Üzerime bir hırka alıp dışarı çıktım. Temiz havayı içime çektim ve yeniden ağlamaya başladım. Çok fazlaydı bu yaşadıklarım artık beynim, kalbim ve ruhum kaldırmıyordu. Yaklaşmıştı. O gidiyordu. Benim koruyucu meleğim... Sevgilim, diğer yarım beni bırakacaktı. Nehirin önünde duran banka oturdum. Ağlamama devam ettim. Kendime engel olamıyordum. İçimde biriktirdiğim her şeyi bir anda haykırdım o anda “Beni bırakamazsın Aras. Sana deli gibi ihtiyacım var.” Diye çığlık attım. Soğuk vücudumun her zerresine işlerken üşümek işe yaramıyordu beni kendime getirmiyordu. Beni sarsan hiçbir şey yoktu onun öleceğini bilmek dışında. Kim kabul edebilir kim dayanır buna öleceğini biliyorsun ama bir şey yapamadan onu mutlu etmeye çalışıyorsun kendinde mutluymuş gibi hem de o sıra biri yanıma oturdu kafamı çevirdim. Bulut gelmiş kahve getirmiş uzattı. “İyi misin?” Başımı iki yöne salladım. Değildim nasıl iyi olurdum ki. Elimden kayıp giden en değerli şeyimi tutamıyordum tutmak için her şeyi verebilmeye hazırdım ama olmuyordu. “O gidiyor. Hissedebiliyorum. O gidiyor Bulut. Yaklaştı. Zamanı çok az.” Dedim çaresizce Cevap vermedi. Bu durum onu da mahvediyordu. Herkesi bitiriyordu. İsyan etmedi hiç lanet okumadı benim gibi. Güçlü oldu hepimizi ayakta tutmak için çabaladı ama görüyordum gücü bitmişti oda tükeniyordu. Kolay mıydı çocukluğunun gidişini izlemek. Ergenliğinin en deli çağlarını toprak altına gömmek. İlk sahnesini aldığı, ilk yarışmaya katıldığı ve birlikte ilk bestelerini yaptığı adamdan ayrılmak hiç kolay değildi. Birden ağzından kelimeler döküldü. “En çok neyden nefret ediyorum biliyor musun Masal.” Dedi ve gözünden akan yaşı sildi. “Onun sürekli polyanacılık oynaması. Bardağın hep dolu kısmını görmesi. Bu bu beni çileden çıkartıyor. Bağırsın, çağırsın tepki göstersin istiyorum ama sadece susuyor ve bekliyor. Kabullenişi beni mahvediyor.” Haklıydı sanki ölmeyecekmiş gibi davranıyordu onun bu hali daha da mahvediyordu bizi. “Benim de canım yanıyor Bulut keşke diyorum keşke zaman dursa o gitmese yanımda kalsa. Bunlar bir oyun şaka olsa ama her yeni günde daha çok anlıyorum gerçek olduğunu. Daha 25 yaşında hayattan ayrılmak için çok genç. Umut dolu yaşam doluydu o. Yapılmadık onca şeyimiz var ki yarım kalan. Şimdi onlar tamamlanmayacak.” Cevap veremedi. Sustuk. Gözümden akan yaşı sildim. Bulut elini cebine soktu biran ve bir kutu çıkardı “Al bunu.” “Bu ne?” “Al aç.” Dedi ağlamaklı sesle. Verdiği kutuyu açtım. Gördüğüm şey karşısında ne tepki vermem gerektiğini bilemedim. Harika bir yüzüktü bu. Muhteşem detaylı abartıdan uzak ama göz dolduran güzellikte bir yüzüktü. Muhteşem parıl parıl parlayan. “Bir ay önce senin için tasarlattırdı bunu buraya gelmeden elime ulaştı benim. Ona da veremedim. Ters tepki vermesinden korktum. Çünkü zamanı yok artık.” Evet artık ben gelinlik giyemeyecektim değil mi? Onunla kendi düğünümüz için hayal ettiğimiz çılgın konseptler olmayacaktı. Birlikte şarkı söylemeyecektik. Yutkundu zor konuşuyordu ama devam etti. “Hayalini anlatırdı hep. Sahil kasabasında bir evim olsun çocuklarım olsun Masal ve çocuklarımla kahvaltı yapayım sonra bizim gibi şarkı söylemeyi sevsinler. Doğum gününde kızınızla sana pasta yapacaklardı her yer darma dağın olacaktı ama sonunda sen pastayı görünce mutlu olacaktın.” Ağlamam şiddetlendi. Allah’ım ben bunları yaşayamayacaktım artık imkanı bile yoktu. Bir insanın bütün uzuvları acır mı acıyormuş. “Hiçbiri olmayacak ama lanet olsun.” Yüzüğü atacaktım ama sonra dayanamadım ve hırkamın cebine koydum. O sıra arkadan “Günaydın” sesi geldi. Boğuk bir bir ses. Öyle zor çıkıyor ki artık sesi de. Yanına gittim hemen yüzüne dokundum. Alnına falan. “Erken kalkmışsın.” Terlemiş gibiydi. Havada soğuktu iyice üşütmesin. “Öksürmekten uyuyamadım.” “Terlemişsin.” Başını salladı. “Gel hadi üzerine kuru bir şeyler giydirelim.” Koluna girdim. Artık dengesini kaybediyor zaman zaman gözleri kararıyordu. Yürürken bile güçlük çekiyordu. Odaya geldik. Yatağın üstüne oturdu hemen. Üzerindekileri çıkardım ve kuru şeyler giydirdim. Ben giydirdim onu bunu yaparken onun da gözleri doldu ama artık kendi giysilerini giyemeyecek kadar güçsüzdü. “Aileni aramamı istemedin belki onlar.” “Hayır hayır lütfen başımda ağlanıp sızlanacak insanlar istemiyorum. Mutluyum şuan böyle iyi.” “Annen ve babanda bilmeli ama.” “Bilmemeli Aslı zaten görüşmüyoruz bile biliyorsun. Gerek yok şuan çok mutluyum.” “Bak ısrarla onları istemedin ama böyle yapma.” “Masal! Uzatma hayır dedim.” Kafa salladım. O mutlu olsun yeterdi mutlu olsun diye sonsuza dek susardım isterse ama o kadar vaktimiz yoktu bizim. “Kitabım heyecanlı bir yerde kalmıştı okuyamayacak kadar yorgunum. Okur musun benim için.?” İçim bir tuhaf oldu. Kitap bile okuyamayacak kadar güçsüzdü artık. Yutkunmak istedim ama olmadı. Boğazıma bir şey takıldı kaldı…Okurdum gerekirse sabaha kadar oturur bitirirdim kitabı onun için. Kitabını açtım ve kaldığı yerden okudum ona. Daha sayfalarının yarısına yeni gelmiş. Belki kitabını bitirmeye bile... Allah’ım hayır ya lütfen lütfen onu benden alma… Onun tamamlaması gereken o kadar çok şey var ki. Biraz okudum ama acıkmıştık ikimizde odaya yemek söyledik onlar geldi. İştahı da kesilmişti güçlükle yedi yemeği sonra yine öksürük tuttu. Gün boyu çok az uyudu. Bense günlerdir uyuyamıyordum. Bir ara o uyurken onunla birlikte uyuya kalmışım sonra öksürmesi ile yeniden uyandım. Öyle korktum ki bir şey oldu diye. “Özür dilerim sevgilim. Yavaş öksürmeye çalıştım ama beceremedim.” Gülümsedim. Yüzünü öptüm. Özür dilenecek ne vardı ki. Dilemesin asıl ben özür dilerim yeteri kadar ilgilenemiyordum belki de. Havlu ile terini sildim. Sonra birkaç saat yeniden uyudu. Sabah gözlerini açtı. Daha iyi gibiydi ya da ben öyle sanıyordum. Bana bakıyordu. Kafamı salladım “Ne oldu?” anlamında. Gülümsedi. “Aklıma senin geçen sene festivaldeki halin geldi.” Kaşlarımı çattım ne gelmişti acaba. “Ne ne oldu festivalde?” Kahkaha attı. “Yöresel yemekler standında bulduğunu yemiştin sonra cır cır olup tuvalete yetişemeden…” Kahkaha patlattı. Ayağa laktım hemen yüzümü kapadım. “Kes şunu unutsana sana unut demiştim bu olayı nereden geldi aklına.” “Paçalarından akan…” Hala kahkaha atıyor. Yanına oturdum bende gülmeye başladım. Rezillikti. Tam bir rezillik. Yüzümü kapadım yeniden ellerimden tuttu sardı kollarına. “Yürümek istiyorum biraz odaya tıkılı kalmasak.” Olur anlamında kafamı salladım Üzerini değiştirdik. Montunu giydirdim. Şapka, atkı her şey tam teçhizatlıydı. Dışarı çıktık. Nehire doğru yürüyorduk. Bulut ve Gamze orada yanlarına gittik. “Küçük bir nehir gezisi yapın diye sandal kiraladık size.” Dedi Gamze. “Hem iyi gelir dostum temiz hava.” Gülümsedi Aras güçlükle yumruk yaptığı elini kaldırıp Bulut’a uzattı. “Harikasın dostum.” Gülümsedim. Onu dikkatlice sandala bindirdim sonra ben bindim. Biraz kürekleri çektim. Ağırdı ama kendim yapabiliyordum. “Şuan şu minik bedeninle kürek çekmen o kadar komik ki ama yardım edemediğim için kendimden nefret ediyorum.” Etmesin kendinden nefret edeceği bir şey yoktu. “Minik olduğuma bakma çok güçlüyüm bir kere.” Biraz daha çektikten sonra kürekleri nehrin ortasında durdum. Güneş yükselmeye başlamış diğer günlerin aksine güneş vardı bugün. Güneşi izliyordu. O güneşi izlerken bana ne zaman kendimi berbat hissetsem söylediği söz geldi aklıma. Güneşin doğuşu hep umut ışığı olduğunu gösterir. Her yeni günde doğuşu görüyorsan şanslısın demektir derdi. Belki de kendi için umut ışığı bekliyor bu kez. Canım sevgilim. Çıkmaz bir sokaktaydık sanki ve geri dönemiyorduk. Yanına gittim. Göğsüne yaslandım. “Seni böyle bırakacağım için özür dilerim.” Dedi çaresizce. Gözyaşlarım akmaya başladı bile. “Hayatımın anlamı...” diyebildim “Bir yıl önce öğrendiğimde keşke senden ayrılabilseydim. Seni bırakıp çok uzaklara gidebilseydim.” Kelimeler ağzından güçlükle çıkıyordu. “Benden nefret etmeni sağlasaydım. Kopamadım senden bırakamadım. Bencillik yaptım. Öleceksem son anıma kadar seninle olayım istedim. Mutlu ölmek istedim sadece. Senin sesinle kokunla geri kalan günlerim devam etsin istedim. Yapabileceğimiz her şeyi bu kısa süreye sığdırıp deliler gibi eğlenmek istedim. Seni üzmek son istediğim şeydi ama ben mutlu ölmek istedim. Affet sevgilim affet beni.” Nefes nefese kalmıştı. Gözümden akan yaşlar onun üstüne damlıyordu. Gitmemeliydi zaten gitseydi kahrolurdum beni bırakıp birkaç yıl sonra bir yerde öldüğünü bilmek daha katlanılmaz bir acıydı. “İyi ki gitmedin ne yapardım sensiz. Kokun olmadan sesin olmadan. Onca güzel, anlamlı, çılgın şeyleri yaşayamasaydık yarım kalacaktım daha çok yarım. Senden nefret etmem mümkün olmazdı ki hem. Sen muhteşem bir detaysın. Aşık olunacak muazzam bir detay...” Kurumuş dudaklarını alnıma bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. “Gitme. Yalvarırım beni bırakma.” Kollarını daha sıkı sardı. “Şimdi ölmek istemezdim.” Ağlamam şiddetlendi. “Hani tatilde bir dilek feneri uçurmuştuk. Hiç ayrılmayalım diye dilek tutup uçurmuştuk bu dileğimiz gerçekleşmeyecek mi?” dedim Bir şeyler söyleyemeyecek kadar güçsüzdü. Üzgün. “Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum ki. Sesini duymadan güne başlamak, yanımda olmadan bir şeyler yapmak. Evde tek başıma yemek yemek, yatakta yalnız yatmak nedir bilmiyorum. Sensiz tüm bunları yapamam. Gözlerin olmadan. Dudakların olmadan. Gamzenden öpmeden…” “Yaşamına devam edeceksin.” Dedi güçlükle. “Belki başka birine aşık olacaksın.” O an ölmek istedim. Kafamı kaldırdım. Başka birine aşık olmak mı? Ondan sonra kime aşık olabilirdim ki ben o şansı yakalamıştım zaten ve en güzel şekilde yaşamıştım ona aşıktım zaten ölmesi neyi değiştirirdi. “Senden başkasına asla aşık olmam. Asla. Sen olmadan yaşayamam ki.” “Yaşayacaksın güzelim. Güzel günlerimizin, gülen gözlerimizin hatırına yaşayacaksın. Hayallerimiz için yaşayacaksın.” Yüzüne dokundum. Buz gibi olmuş. Kalp atışı düzensizleşmişti. “Hayallerimizden bahsetsene.” Dedi Kafamı salladım yapamazdım şimdi onları söyleyemezdim ona normal bir şeymiş gibi. Kahroluyordum. “Lütfen.” Gözyaşlarımı sildim güçlükle soluk alıp verirken cümleler dökülmeye başladı ağzımdan “Şirin bir evimiz olsun derdin. Gerçek aile olabileceğimiz bir ev. Seninle dünyayı gezelim anılar biriktirelim derdin. Afrika’da safari belgeseli çekeceğim diyordun yaşlanınca. Amazonlara gidecektik. Biri kız biri erkek çoçuğumuz olsun. Kızımızın senin gibi gamzesi olsun istiyordum ben. Onlara okuma yazma öğretecektik. Şarkı söyleyecektik. Kendi mini aile kliplerimiz olacak çok ama çok eğlenecektik. Seninle kavga edecektik belki ama yatağa hiç küs girmeyecektik. Ne olursa olsun gün sonunda birbirimize sarılıp affetmeyi bilecektik. Ölümlü dünya sonuçta derdin sen. Yıllar sonra çocuklarımız büyüyüp yuvadan uçunca ikimiz kalacaktık yine. Uğraşacak bir şey bulamadığımdan sana takacaktım kafayı. Devamlı sağlıklı beslenmeye , spor yapmaya zorlayacaktım seni. Saçlarım beyazlayacaktı. Ben yaşlanmaktan yakınıp saçlarımı boyatmak isterken sen bu halimi çok sevdiğimi söyleyecektin. Saçma sapan maskeler ile kırışıklıklarımı kaparken sen onların bile çok yakıştığını söyleyip beni övecektin. Yıllar sonra yatağımızda birlikte ölecektik ama şimdi beni yalnız bırakıyorsun sevgilim. Yıllar geçmedi birlikte yatakta değiliz ve sen ölüyorsun bu hayatımda duyduğum en saçma son” “Hep kalbinde olacağım...” dedi güçlükle. Sonra zorla nefes alarak. “Sanırım yaklaşıyor.” Dedi Hıçkıra hıçkıra ağladım. Nefesim kesildi. “Hayır. Hayır... Olmaz. Daha değil. Henüz değil lütfen zamanı gelmiş olamaz. “Sakin ol sevgilim.” Olamazdım. Hazır değildim bu gerçekle yüzleşmeye hazır değildim. “Hayır zamanımız var. Zamanımız var. Yapamam hazır değilim sensizliğe” Diye haykırdım. Gözünden akan yaş benim elime düştü. Ağlamam daha da şiddetlendi. Yavaşça öksürdü. “Gitme yalvarırım gitme. Lütfen.” Bu onun gidişini daha da zorlaştırıyordu ama elimde değildi. Onun yeri burası. Benim yanımdı. “Sakin ol. Güçlü bir kızsın sen pes etme” Dedi başımı okşadı. Kulağım kalbinin üstündeydi. Kalbi öyle yavaş atıyordu ki. “Senden bir şey istiyorum benim için yapar mısın.?” Yutkundu beni biraz kendine çekti. Yapardım ne isterse yapardım. “Öleceğimi bilsem yapmam demiştin ama belki zavallı sevgiline acırsın ha?” “Ne istiyorsun yaparım her şeyi.” “Bana şarkı söyle. Şu hep mırıldandığın Moments.” Şaşkınlıkla canlılığını kaybetmiş gözlerine baktım. Ölmek üzereyken benden bunu mu istedi. Yapmalıydım elini sıkıca tuttum. Boğazıma takılan yumruya aldırış etmemeye çalışarak söylemeye başladım. “Shut the door, turn the light off. I wanna be with you. I wanna feel your love. I wanna lay beside you. I cannot hide this even though I try. Heart beats harder. Time escapes me. Trembling hands touch skin. It makes this harder. And the tears stream down my face. If we could only have this life for one more day. If we could only turn back time Kapıyı kapat, ışıkları söndür. Seninle olmak istiyorum, aşkını hissetmek istiyorum. Uzanmak istiyorum yanına. Denesem bile saklayamam bunu. Kalbim daha hızlı çarpar, zaman beni kurtarır. Titreyen ellerinin tenine dokunması bunu daha da zorlaştırır.Ve göz yaşları gözümden süzülür. Bu hayata bir gün daha sahip olabilseydik. Eğer zamanda geriye dönebilseydik…” diye söyledim boğuk sesle o sıra Aras’ta eşlik etti “You know Ill be. Your life, your voice your reason to be. My love, my heart. Is breathing for this. Moment in time. Ill find the words to say. Before you leave me today “Biliyorsun ben senin hayatın, sesin, yaşama sebebin olacaktım. Aşkım, kalbim bu an için yaşıyor. Zaman içinde söyleyecek sözler bulacağım. Beni terk etmeden önce.” Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Tam bize göre yazılmış bir şarkı tam bizim için sanki. Bu şarkıyı defalarca söyledim belkide kendi kendime milyon kez mırıldandım ama hiç bu kadar hissetmedim. Böylesine içime hiç işlemedi. Sevgilim, sonsuzluğum şimdi başka bir sonsuzluğa gidiyordu. Bensiz. “Neden sen seçildin? Niye gidiyorsun. Beni neden bırakıyorsun?” “Kader.” Dedi. “Böyle kaderin içine sıçayım.” Dedim zorlukla Artık sinir seviyem normalde değildi. Kendimi kontrol edemiyordum. Nefesim daralıyordu ölüyor muydum bende yoksa umarım öyledir. “Söz ver.” Dedi bana ve devam etti. “Ben yokken yaşamaya devam edeceksin. Kendine zarar vermeyeceksin. Beni biraz sevdiysen yaşamaya devam edeceksin Masal. Şarkı söylemeye devam et. Hep söyle. Durmadan. Düşündüğünün aksine huzur dolu bir sesin var. Sen şarkı söyle ben seni dinliyor olacağım.” Dedi “Sen yanımda olmazsan tüm bunlar mümkün olmaz ki.” “Yanında olmayacağımı kim söyledi. Hep seni izliyor olacağım. Zor zamanlarında varlığımı hisset. Başucunda senin için olacağım sevgilim. Bir gün sende benim yanıma geleceksin ama söz ver bunun için acele etme.” Kafa salladım. Eli gevşedi. Kalbi neredeyse duracakmışçasına az atıyordu. “Hayallerini yaşatamadığım için özür dilerim.” İyice sokuldum. “Her akşam gökyüzüne bakıp seni sevdiğimi söyleyeceğim. Beni duy lütfen.” Kafa salladı. Kurumuş dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Allah’ım yalvarırım benimde canımı al. Şuan bende öleyim. Dudaklarını ayırdı. Gözlerime baktı. Göz kapakları yarıya inmiş ve yaşlıydı. Öfkeliydi aslında gitmek istemiyordu hiç ama ölüm onu içten içe yemeye başlamıştı. Başımı tekrardan göğsüne yasladım. “Aşık olmaktan korkma. Yeniden sevmekten. Bana ihanet etmiş olmazsın. Benim yerim her daim kalbinin en güzel yerinde kalacak zaten. Ben senin hep en özel adamın olacağım biliyorum o yüzden yeniden sevmeyi sakın ihmal etme. Mutlu bir yuvan olsun. Çocukların olsun ben olmasam bile…” Gözünden daha çok yaş aktı bense artık ağlamada boyut atlamıştım. Kahrolmuştum. Başkası ile evlenmek çocuk yapmak delilik imkansız mide bulandırıcı. “Söz ver ne olur kendini kapatma sevgilim sen hayat dolu bir ışıksın yaşaman gereken çok şey var. Söylenecek çok şakı var. Müziği kulak ver ve ritim tut.” Ağlamam çoğaldı. Kalbi atmıyordu sanki eli iyice gevşedi. Soluk alışı yavaşladı. Biranda her şey sessizleşti sanki. Her şey yastaydı. Doğa bile ağlıyordu. Yastaydık hep birlikte ölmesini istemiyorduk. Ölmesindi zaten. Dudaklarını saçlarıma bastırdı. Sonra saçımı kokladı. Kalbinin sesini duyamıyordum artık. “Seni seviyorum minik sincap.” Eli düştü. Kafamı kaldırdım. Gülümsedi. Gamzesi çıktı yine. Oradan öptüm onu. Kokladım derin derin içime çektim kokusunu. Uzun uzun öptüm yüzünü. “Seni seviyorum ışığım.” Gözleri kapandı. Nefes alışı durdu. Kalbi atmıyordu. Hayır. Olamaz hayır ya. Şaka yapıyorum de. Sevgilim… Bırakma beni. Bırakamazsın. Gidemezsin. Aç gözlerini. Nefes al Aras hadi uyan sevdiğim hadi uyan. Ne olur kimsesiz bırakma beni. Aç gözlerini.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD