"Aras aç gözlerini aşkım lütfen."
Hiç hareket etmiyordu. Her yer sessizleşti iyice. Soluğum, ışığım, pusulam gitti. Beni terk etmiş olamaz değil mi? Uyanır şaka yaptım der. Evimize döneriz.
"Aşkım. Sevgilim benim ne olur hadi yapma Allah aşkına yapma gitmedim de açsana gözlerini... Ahhhh. Allah'ım ölmek istiyorum. Lütfen Aras dayanamam buna ne olur lütfen lütfen gitme sevgilim. Minik sincap sensiz yapamaz."
Yüzüne ardı ardına öpücükler kondurdum. Kokusunu içime çektim. Yüzü buz gibiydi elleri. Uyanırdı birazdan sende amma duygusal çıktın he sana bir şaka yaptık derdi. Kızardım ona böyle şaka olmaz der sonra sım sıkı sarılırdım ona. Ölmedi ki benim sevgilim yaşıyor.
"Üşüdün mü aşkım sen tamam tamam iyileşeceksin söz veriyorum."
Hemen telefonu alıp Bulut'u aradım
"Masal."
"Ambulansı arayın hemen!"
"Ne oldu ona iyi mi?"
"Ambulansı ara. Çabuk!"
Telefonu kapadım hemen yerime geçtim kürekleri yeniden çekmeye başladım. Hızla tüm gücümle kürekleri çekiyordum. Karaya ne kadar çabuk yetişirsem Aras o kadar kolay kurtulacaktı.
"Dayan sevgilim. Kurtulacaksın."
Nefes nefese kalmıştım. Karaya yaklaştık. Bulut ve Gamze bizi bekliyordu. Yanaşınca hemen yanıma geldiler.
"Bulut o fenalaştı. Aradınız mı ambulansı?"
"Evet merak etme."
Aras'ı indirdik. Yerde yatıyordu.
"Allah'ım lütfen kurtar onu"
Gamze Aras'ın başındaydı Bulut beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Masal Aras..."
Derin bir nefes aldım ona bakmadan Bulut'a döndüm.
"Nerede kaldı ambulans."
Gamze tekrar araya girdi.
"Bulut o..."
O sıra ambulans geldi yanı başımızda durdu. Sağlık ekipleri geldi. Yanlarına koştum.
"Kurtarın onu lütfen."
Sağlık görevlileri Aras'ın başına gittiler birkaç dakika sonra.
"O ölmüş." Dedi kısa saçlı kız.
Koştum hemen Aras'ın elini tuttum.
"Ölmedi. O ölmedi çabuk bir şey yapın."
"Sakin olun. O ölmüş kalp atışları alınmıyor."
Gözyaşlarım akmaya başladı Bulut'a döndüm.
"Bir şey yapsınlar." Dedim çaresizce.
Sonra kadın diğerlerine döndü.
"Cenaze aracı gelsin. Biriniz arayın."
Kadını itekledim.
"O ölmedi onu götüremezsiniz. Bir şeyler yapsana kurtar onu. Kalp masajı yap hadi lütfen yalvarırım.”"
Beni dinlemedi bile. Gamze geldi elimi tuttu. Nefesim kesiliyordu soluğum bitmişti. Başımda bir ağırlık ayakta durmak işkence.
"Masal öldü o lütfen."
"Kes sesini ölmedi o ölmedi."
Bulut geldi sarıldı.
"Masal lütfen."
"Hayır Bulut lütfen lütfen bir şey yapsınlar."
Aras'ın yanına gittim. Yüzüne öpücük kondurdum. Buz gibi olmuş.
"Sevgilim tamam kurtaracağım seni."
Beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Bulut yanıma geldi.
"Bana bak!"
Bulut'a baktım.
"Masal o öldü. Öldü anlıyor musun?"
Dizlerimin üstüne çöktüm ve ağlamaya başladım. Allah'ım nasıl gider beni bırakıp nasıl gider. O sıra cenaze aracı yaklaştı. Aras'ın yanına koştum. Ellerine sarıldım.
"Götüremezsiniz. Ona dokunamazsınız."
Sağlık ekipleri beni Aras'tan ayırdı.
"Hayırrrr! Allah'ım al canımı beni de yanına allllll."
Aras'ı tabuta koydular. Kendimden öylesine geçmiştim ki ayaklarımda derman yoktu. Hıçkırıklarım nefes almamı engelliyordu.
"Onu tabuta koymayın. Ne olur ona dokunmayın."
Aras'ı tabuta koyup araca koydular. Bulut'a döndüm.
"Ölmedi de. Ne olur ölmedi de."
Beni sakinleştirmeye çalışırken araç hareket etmeye başladı. Zor bela kalktım ve koşmaya başladım.
"Sevgilim. Yalvarırım beni bırakma. Beni bırakma!"
Yeniden düştüm dizlerimin üstüne. Ağlamam şiddetlendi. O yoktu. Beni bıraktı. Artık sesi günüme mutluluk saçmayacaktı. Uyandığımda ilk gördüğüm yüz onun ki olmayacaktı. Korktuğumda sarılan... O artık toprak altında çürüyecek miydi yani. Bulut ve Gamze yanıma geldi. Sağlık görevlilerinden biri beni sakinleştirmeye çalıştı. Hala ağlıyordum. O sıra sakinleştirici yaptılar. Sonra istemsizce gözlerim kapandı.
Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım. Kolumda serum var. HER ŞEY RÜYA OLMUŞ OLSUN NE OLUR BİR YERLERDEN Aras çıksın ben buradayım desin.
"Aras. O nerede?"
Gamze elimi tuttu.
"İyi misin?"
Kıpırdanmaya başladım. Sorduğu soruyu es geçtim. Benim nasıl olduğumun önemi yoktu.
"Aras nerede?"
Bulut bana doğru yaklaştı. Ağlıyordu. Sesi titrer bir halde.
"Burada. Hastanenin morgunda."
Gözümden yaş aktı yeniden. Yutkundum.
"Ailesini aradım Ankara'dan gelecekler cenazesi yarın olacak."
Kolumdaki serumu çıkardım. Gamze beni sakinleştirmeye çalıştı.
"Onu görmem lazım."
Doktor geldi o sıra.
"Masal hanım sakin olur musunuz?"
"Sevgilimi görmem gerek sadece son kez. Veda edeceğim."
Doktor başta kabul etmedi ama sonradan ikna oldu. Bulut ve gamze ile asansöre bindik. En alt kata indik. Kapı açıldı. Morgun önü gözü yaşlı insanlarla doluydu. Ne kadar ürpertici bir yerdi karanlık basık ve hvasız. Resmen ölüm habercisi bir yer zaten. Kapıya yanaştım. Görevli beni içeri soktu. Karanlık ve soğuk bir yer... Kapağı açtı ve içinden Aras'ı çıkardı. Gözyaşlarım dökülmeye başladı. Görevli çıktı. Ona baktım yüzüne. Kapanmış gözleri. Dokunamadım başta. Sonra yanına gittim yüzüne dokundum ve öpücük kondurdum. Buz gibi olmuş teni nasıl soğuktu ben bile üşümüştüm. O soğuk severdi gerçi benim aksime. Gülümsedim ona sevgilime bakıp kocaman gülümsedim.
"Seni miskin bu kadar uyku yeter."
Ellerini tuttum.
"Üşümüşsün bitanem. Tamam seversin üşümeyi ama hasta olacaksın…"
Ellerini daha sıkı tuttum ısıtmaya çalışır gibi. Öpücükler konduruyordum eline. Nefesimle ısıtmak istedim onu. Yüzünü sevdim.
"Neden uyuyorsun sevgilim. Hadi ne olur artık uyan. Bak burası çok soğuk daha kötü olacaksın. Sevmiyorum hastaneleri zaten çıkalım artık. Hem biliyor musun babamla konuşacağım yani şu bütün kışı Atlanta'da geçirme fikri. Tüm kışı Atlanta'da geçirince yaza doğruda tropik bir adaya gideriz tatil yaparız. Biliyorsun ben denizi çok seviyorum zaten."
Eğildim boynunu saçını kokladım. Yüzüne öpücükler kondurdum. Kokusu aynıydı. Hiçbir şey gitmemiş kokusundan. Uyanmıyordu. Gözyaşlarım onun yüzüne düşüyordu.
"Uyan hadi. Uyansana. Aras neden böyle yapıyorsun. Kızdın mı bana söyle eğer kızdıysan o kızdığın şey neyse bir daha yapmam söz. Uyan hadi! Sana diyorum aç gözlerini. Aç artık."
Görevli içeri girdi o sırada.
"Sakin olur musunuz?"
"Sevgilim hadi çıkmamız gerek hadi lütfen."
"Masal hanım."
"Çekil. Dokunma."
"Aşkım hadi ne olur sevgilim."
Sım sıkı sarıldım. Ağlamamı engelleyemiyordum. Onu bırakamazdım burada. Kaldırmaya çalıştım o sıra Bulut ve Gamze yeniden geldi onlarda beni çıkarmaya çalışıyordu.
"Aşkım hadi uyan bak gitme vakti ne olur. Uyansana! Uyan. Yapacak işlerimiz var uyanman lazım."
Beni çıkardılar. Allah'ım kafayı yemek üzereyim beni bırakmadı. Aras beni bırakmaz. O bensiz yapamaz. Yeniden odaya çıkardılar beni. Serum bağladılar tekrardan. Sakinleştiriciyi yaptılar ayakta kalmanın başka yolu yoktu zaten. O bitince hastaneden çıkardılar. Gamzelerin evine gelmiştik beni uyumam için zorluyorlardı ama uyumadım. Tüm gece göz kırpmadım. Sabah oldu. Ağva'da ki bavullarımızı getirmiş Bulut içini açtım. Sevgilimin kıyafetleri. Üzerinden çıkan tişörtü aldım kokladım onun kokusu cap canlı hafızamda. Burada gibi hiç gitmemiş gibi. Ne yapacaktım şimdi cenazeye uygun kıyafetleri giyip onun toprağa gömülüşünü izleyecek miydim? Gamze bavulun içinden siyah pantolonumu ve gömleği uzattı. Odadan çıktı. Üzerime onları giyindim. Sonra Aras'ın hırkasını giydim üstüme. Kokladım derin derin çektim o kukuyu içime.. Onun gibiydi yanımda gibi bana sarılmış gibi. Beynim bana bir oyun oynuyordu sanırım. İdrak yeteneğim sıfırdı. Olayları algılayamıyordum. Odadan çıktım Gamze elimi tuttu şalı uzattı tam o anda kapı çaldı. Bir kadının ağlama sesi. Bulut
"Selma teyze sakin ol."
Annesi ve babasıydı. Evin tek çocuğuydu zaten Aras. Ailesinin tek çocuğu olmasına rağmen ailesi ile çok görüşmezdi Aras. İlk kez görüyordum mesela ben üç sene boyunca resimlerde görmüşümdür. Hiç sormadım ona ama ailesi ile kendisinin ördüğü bir set vardı aralarında. Acılı bir anneydi gözünden akan yaşlar, solmuş rengi, kızaran gözler onunda bir o kadar berbat halde olduğunu gösteriyordu. Annesi bize doğru geldi. Bir şey söylemek istiyor zannettim. Bana tokat attı.
"Bize nasıl haber vermezsin. O benim oğlum onu ben doğurdum, ben büyüttüm sen kimsin sen daha üç yıldır onun hayatındasın ben yirmi beş yıldır. Oğlumu benden çaldın."
"Ben... Özür dilerim o istemedi bakın çok hastaydı ve o ne derse onu yapmak istedim."
Babası sadece ağlıyordu. Bulut Selma Hanım’ı sakinleştirmeye çalıştı. Doğal olarak bana öfkeliydi son anlarda oğullarını görme fırsatını kaçırmışlardı benim yüzümden zannetmesi normaldi. Tek kelime etmedim kızamadım, karşı çıkamadım sadece sustum. Cenaze vakti yaklaşmıştı. Aşağı indik arabalara bindik ve mezarlığa doğru gitmeye başladık. Araba durduğu an sevgilimin olduğu cenaze aracını gördüm tabutun içinde yatıyordu benim canım... Bulut gitti diğer arkadaşları da vardı. Tabutu omuzladılar ve taşımaya başladılar. Mezarlığın başına gelmiştik. Öylesine salaklaşmıştım ki yaşananlar sanki şakaydı. Gerçek olamayacak kadar can acıtıcı. Tabutun kapağı açıldı. Yüzü gözükmüyor. Kefene sarmışlar sevgilimi. Onu öyle bırakamazlar ki. Kapamasınlar yüzünü Gamze'ye döndüm.
"Ölmedi değil mi?"
Sarıldı ve ağladı.
"Masal canım ne olur."
"Nefes alamaz ki yapmayın onu bu şekilde bırakamam."
Yanına gittim. Hoca duruyordu kafamı kaldırdım.
"Yüzünü göreceğim son bir kez görmem lazım."
"Olmaz. Öyle şey olur mu hiç."
"Açç! Görmem lazım diyorum sana. Lütfen."
Annem bana doğru yaklaştı.
"Masal kızım hadi rahat bırakta gömsünler. Onu rahatsız ediyorsun.
"Anne annem. Görmem lazım bir kez daha bakmam lazım ne olur."
Sakinleştirmeye çalışıyorlardı.
"Yalvarıyorum açın. Lütfen."
Hoca kefeni açtı. Morarmış yüzü öylesine cansızdı ki. Ciğerlerime acı doldu. O an aldığım her nefes zehir oldu. Kabul etmek zor geliyordu ölen, gömülecek olan Aras değildi Aras yaşıyordu sanki buralarda bir yerdeydi ve benimleydi aslında.
"Ahhh. Ahhh! Aras. Allah'ım."
Yüzüne dokundum.
"Beni neden almadın Allah'ım ben neden onun yanında değilim. Ah çok canım yanıyor dayanamıyorum."
Babam geldi o esnada kollarını sardı bana. Ağlıyordu.
"Toprak oldu baba. Daha çok gençti beni nasıl bırakır. Babaaaa! Canım yanıyor nasıl geçecek onsuz nasıl yapacağım."
Babam yüzüme öpücük kondurdu.
"Tamam güzel kızım. Yalvarırım kendine gel."
"Aras bitanem."
O sıra Aras'ın annesi yanaştı.
"Oğlum hadi kalk Allah benim ömrümden alsın sana versin güzel oğlum benim. Göz bebeğim uyan!"
Ağlamam şiddetlendi. Aras'ı alıp çukura koydular üzerine tahtaları koydular. Tırnaklarımı boynuma geçirdim nefes alamıyordum. Parmak uçlarım bile sızlıyordu.
"Hayır hayır lütfen onu gömmeyin. Olamaz şaka olmalı bu."
Teker teker toprağı attılar. Attıkça kefene sarılı bedeni kayboldu. Her kayboluştu hıçkırıklarım çığlıklarım içime karıştı. Dışarı bağırışımın bir etkisi yoktu ki. Nefesim içime keskin bir bıçak misali dönüyordu. Duası okundu. Sonra herkes teker teker baş sağlığı dileyip gitmeye başladı. Ne demekti başın sağolsun? Geride kalanlar haytta diye sağ mı oluyordu? Ben artık ölüydüm mesela yaşayan bir ölü. Ruhum sağ değildi bedenim, kalbim…Annesi babası, Bulut, Gamze ben ve annem babam vardı. Selma teyze fenalaştı baygınlık geçirdi Bulut onları alıp arabaya götürdü hemen. Babam yanıma geldi.
"Hadi kızım."
Cevap vermedim.
"Masal'ım güzel kızım hadi gidelim."
Kafamı iki yana salladım.
"Gelemem. Siz gidin yalnız kalmamız gerek."
Annem atıldı.
"Herkes gitti güzel kızım."
Gamze geldi yanıma elimi tuttu
"Hadi canım."
"Gelemem. Anlasanıza. Gidin. Defolun gidin başımdan."
Babam annem Gamze bir saat ikna etmeye çalıştırlar ama onlarla gitmeyecektim. En sonunda pes ettiler. Onlar gitti. Mezarın başına yattım. Toprağına dokundum.
"Baş başa kaldık bitanem. Yalnız kaldım diye korkma sakın buradayım ben."
Gözümden akan yaşlar toprağa damlıyordu.
"Seni yalnız bırakmam ki. Bu mümkün olabilir mi hiç. Hep yanında olacağım sevgilim. Minik sincap seni asla terk etmez."
Saatlerce onunla konuştum. Ona bir şeyler anlattım. Yanında olduğumu hissetsin diye sürekli konuştum. Hava kararmıştı. O sıra ayak sesleri duydum. Kafamı kaldırdım.
"Bulut."
Gözleri yaş içinde. Boğuk bir ses tonuyla yanaştı bana.
"Hadi güzelim artık gidelim."
"Olmaz gelemem ki. Yalnız kaldığını düşünmesin yanında olduğumu hissetsin."
"Hissediyor zaten merak etme. Böyle yaparsan o acı çeker. Onu artık biraz yalnız bırak."
Yanıma geldi. Sarıldı ağladım. Kalkmak istiyordum onu bırakamazdım ama götüreceklerdi beni. Adım atacak halim bile yoktu ki.
Kucağına aldı. Kafamı onun omzuna gömdüm ve ağlamaya başladım.
"Gitti beni bıraktı. Öldü."
Arabaya kadar kucağında taşıdı. Gamze bizi arabada bekliyormuş. Arabaya bindik kafamı öylece cama yasladım.
"Evimize götür beni."
"Bizde kal bir süre."
"İstemiyorum. Evimize gideceğim."
Zorda olsalar ikna oldular. Evin önüne geldik. Beni yukarı çıkarmak istedi Bulut ama tek başıma çıktım. Kapının önünde durdum anahtarı sokup kapıyı açtığımda birkaç saniye içeri adım atamadım. Sonra yavaşça içeri girdim. Evde hala kokusu vardı. Bunu hissediyordum. Salona geçtim. Ne kadar da büyükmüş. Ne kadar boş. Hiç bu kadar dikkatli bakmamıştım. Sürekli oturduğumuz koltuğa geçtim. Sanki o yanımdaymış gibi kafamı yastığa koydum. Bu evde benim mezarımdı artık. Kalktım mutfağa geçtim. Kettle su koydum kahve yapacaktım. Dolabı açtım o an. Tencerede mantar çorbası... Ona yaptığım son yemek. Tencereyi aldım çöpe döktüm çorbayı. Su kaynadı. İki fincan çıkardım kahveleri koydum. Fincanları elime aldım salona geçtim. Film açtım ve izlemeye başladım kahvemi yudumlarken onun fincanı hep aynı kalıyordu. Azalmıyordu. Durduğu yerde kalıyor ve soğuyordu. Gözyaşlarıma engel olamadım yine. Dizlerimi karnıma kadar çektim. Ne büyük bir sınavmış bu. Onsuz nasıl yaşarım...