Yanlış Anlaşılma

1001 Words
Ateş ''Ufak bir yanlış anlaşılma oldu galiba abiciğim.'' dedi ve telefonu suratıma kapattı. Ulan Karan, yaktım seni. Hemen annemi aradım. ''Yakışıklı oğlum, özledim seni.'' ''Ben de seni özledim anneciğim ama o küçük oğlunu benim elimden kimse alamayacak. Haberin olsun.'' ''Ne oldu Ateş?'' ''Anne, Karan'ı ara ve yarım saat içinde yanımda olmasını sağla. Yoksa onu öldüreceğim.'' ''Oğlum, sen neden aramıyorsun?'' ''Ben ararsam açmayacak anne, daha çok sinirleneceğim. Hadi hemen ara, çabuk geldin.'' ''Tamam oğlum ama ne olduğunu söylemeyecek misin?'' ''Önemli değil anne, söyle gelsin hemen.'' Annem telefonu kapattı. Odamda bir sağa bir sola yürüyordum. Karan neyi yanlış anladı? Bu kız kiminle nereye gitti? Hem de sarmaş dolaş! Bu neden benim aklımda? ''Ulan Ateş, saçmalamayı kes. Sana ne oluyor sanki?'' ''Ne konuda saçmalıyorsun, ortak?'' ''Deniz, fark etmedim seni. Ne zaman geldin?'' ''Tek değilim, Erdem aşağıda, birazdan gelir. Seni de görmek istedi. Sorun yok değil mi?'' ''Yok bir sorun Deniz.'' ''Senin asistan nerede?'' ''Ne işin var asistanla Deniz?'' diye sert bir tepki verdim. Deniz şaşırarak bana baktı. ''Ne işim olacak Ateş? Kızdan kahve falan isteyeceğiz ya, o yüzden sordum.'' ''Kusura bakma, Karan yine delirtti beni. Gelecek birazdan zaten, sakinleşirim.'' ''Kardeşini görünce mi sakinleşeceksin? Güldürme beni, seni daha çok sinirlendirecek.'' dedi ve kahkaha attı. Ben de güldüm. Doğruydu, Karan'ın en önemli işi beni sinirlendirmekti. Yine de kardeş işte. ''Selam beyler, dün gece gelmediniz mekana. Ben de sizi görmeden yapamıyorum biliyorsunuz, uyanır uyanmaz yanınıza geldim.'' diyerek içeri girdi Erdem. ''Bizsiz yapamıyorsun, değil mi?'' dedi Deniz. ''Asla, mekanımın da kalbiminde en güzel köşesi sizin.'' dedi ve güldü. ''Hoş geldin kardeşim.'' ''Hoş bulduk Ateş'im, bu gece de ekmeyin beni.'' ''Ben geliyorum, Ateş sen gelecek misin?'' ''Geleceğim ama misafirim var, sizinle ilgilenemem.'' ''Kim? Sen ve misafir? Sakın bana kapının önünde oturan şaheser ile geleceğini söyleme.'' dedi Erdem. ''Şaheser?'' ''Yeni asistanınmış, Zeynep.'' ''Tanıştın mı Zeynep ile?'' ''Evet, çok memnun oldum ayrıca tanıştığıma.'' ''Öyle mi? Ne güzel!'' Sinirden ellerimi sıktım, başımı sağa sola salladım. Deniz ile göz göze geldik. Bana sinsi bir gülüş attı ve Erdem'e döndü. ''Melek gibi değil mi?'' ''Güzel demek yeterli gelmiyor.'' dedi ve kahkaha attı. Deniz tekrar bana döndü. Aynı itici gülüşüyle kiminle geleceğimi sordu. ''Bizim girişteki sekreter ile.'' ''Oya mı?'' ''Evet. O.'' Dönüp birbirlerine baktılar. O da güzel bir kadındı. Hem oldukça da dikkat çeken biriydi. Ona neden yorum yapmıyorlar? ''Neden bir şey demiyorsunuz?'' Deniz bana döndü ve konuşmaya başladı. ''Oya güzel kadındır. Uzun zamandır burada biliyorsun. Neden bugün onunla çıkmaya karar verdin? Geldiğinden beri zaten sana asılıyor.'' ''Yani, ben bile fark ediyorum şirkete geldikçe. O kadın bir değişik ama bakışları benim pek hoşuma gitmiyor.'' diye ekledi Erdem. ''Beyler dedikodunuzu bölmek istemezdim ama bu ne böyle? Oturup kadınların dedikodusunu mu yapıyorsunuz? Bu şirket batar, benden söylemesi.'' diye söylenerek ve kahkaha atarak içeriye Karan girdi. Karan'ı gördüğüm gibi ayağa kalktım ve tam burnuna bir kafa attım. Erdem Karan'ı, Deniz ise beni tuttu. ''Dostum sakin ne oluyor?'' dedi Deniz. ''Sakinim merak etmeyin, bir daha suratıma telefon kapatmamayı öğrensin.'' dedim. Sonra Karan'a sarıldı. ''Sen cani bir abisin.'' ''Abartma lan, sert vurmadım.'' ''Güzel burnumun katili olacaktın az daha.'' ''Yaptırırım yenisini ağlama. Geç haydi.'' ''Sizin sorununuz ne?'' diye sordu Erdem. ''Ben de onu anlamaya çalışıyorum, Karan söylerse öğreneceğiz.'' Şirkette Zeynep ile karşılaşmamızı ve olayları anlattım. Erdem ve Deniz oldukça şaşırdı. ''Neye şaşırdınız?'' diye sordum. ''Fazla masum duruyordu, enteresan.'' dedi Erdem. ''Dış görünüşe aldanmamak lazım demek ki.'' dedim. ''Sen nereden duydun bunu Karan?'' İstenen soruyu soran Deniz oldu. ''Şey, şirkette takıldığım bir kız vardı da, taktik yapan kızın arkadaşıymış. O gün finansçılara selam verdikten sonra abime baktım. Bir kızla sohbet ediyordu ben de Şule'yi görünce onun yanına gittim. O sırada arkadaşı arayıp anlattı, ben de biraz duydum.'' ''Gerçekten şaşırtıcı. Masum şeytan, ha?'' dedi ve güldü Deniz. ''Şey, Deniz abiciğim. Aslında bu kız değilmiş galiba.'' Bir anda şokla gözlerim açıldı ve Karan'a döndüm. ''Nasıl bu kız değilmiş lan?'' ''Abiciğim, o kızın adı sanki Zeynep değildi ya, Cansu muydu acaba? Neyse Zeynep değildi yani.'' dedi ve masum olduğunu düşündürecek bir gülümseme takındı. ''Ulan Karan! Kıza o kadar ters davrandım, laf ettim bir de.'' ''Ama abiciğim neden öyle yaptın ki?'' ''Karan seni yakarım oğlum.'' ''Özür dilerim abiciğim, biraz yanlış anlaşılma olmuş.'' Deniz ve Erdem kahkaha atarak bizi izliyorlardı. Deniz lafa girdi. ''Özür dile bari kızdan, gerçi kız ne olduğunu bile anlamamıştır.'' ''Hallederim, sizin işiniz gücünüz yok mu? Haydi gidin artık.'' ''Ooo... Kovulduk beyler. Akşam bekliyorum hepinizi.'' Herkes gittikten sonra Zeynep'i içeri çağırdım. ''Buyrun Ateş Bey'' Gülmedi. E, geldiğimde ne güzel gülüyordun sen? Ne oldu, gülsene ya! ''Bir sorun mu var?'' ''Hayır, sizi dinliyorum.'' E, sorun yoksa gülsene. Gamzen vardı, onu göreyim. O yanındaki herif mi üzdü seni yoksa? Evet evet, her şey yolundaydı. Kesin o bir şey dedi. ''Bilgileri aldın mı arkadaşlardan?'' ''Evet efendim, Oya Hanım ile görüştüm. Önceki asistanınız her şeyi ona teslim etmiş. Kendisinin numarasını da aldım, görüştük o da yardımcı olacak.'' ''Evet evet sana yardımcı olur. Şu an evde zaten, çalışmıyor. Hamile olduğu için ayrıldı işten bir iki ay oldu.'' ''Anladım efendim.'' Bana baktı. Gözümün içine baktı. Bana ne oluyor? Hala bakıyor. Ne demeliyim? ''Başka bir şey var mı söylemek istediğiniz, Ateş Bey?'' ''Şey, aslında ben geçen gün için... Yani kusura bakma Zeynep. Ters bir gündü.'' Ters bir gün müydü? Bu ne saçma bir laf Ateş? ''Açıkçası o gün ne oldu, neden öyle davrandınız bilmiyorum ama sorun değil. Sadece neden öyle davrandığınızı anlayamadım.'' Nasıl anlayacaksın ki zaten? Mantıklı bir şey yokmuş ortada. ''Özür dilerim Zeynep.'' Zeynep, Zeynep, Zeynep... Bu isim beynime mi kazındı? ''Önemli değil, başka bir şey var mı?'' ''Benim söyleyeceğim başka bir şey yok ama senin var gibi duruyor. Haydi söyle.'' Karşımdaki tavırlarından, çabucak konuyu kapatmaya çalışmasından anladım bunu. ''Evet, aslında iş ile ilgili konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bilgi vermem gereken insanlar var.'' dedi ve güldü. Oh be! İşte şimdi oldu. Böyle gülersen her şeye evet derim gibi hissediyorum. ''Tuğçe, babam, annem gibi mi?'' dedim ben de gülerek. ''Evet, asistanınızdaki bilgiler muhtemelen yeterli olmayacak. O yüzden müsaitseniz beraber programınıza bakalım diyecektim. Bugün zaten önemli bir işiniz gözükmüyor.'' Yerimden kalktım ve odamdaki küçük toplantı masasından kendi masama bir sandalye çektim. Zeynep beni izliyordu. Zeynep'e dönüp, ''Haydi gel bakalım. Hazırlayalım programımızı.'' dedim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD