bc

Kayıp ve Aşık

book_age16+
324
FOLLOW
4.1K
READ
billionaire
revenge
dark
family
HE
fated
opposites attract
playboy
badboy
neighbor
stepfather
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
bold
city
mythology
office/work place
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
secrets
cruel
surrender
brutal
like
intro-logo
Blurb

​"Seni o gün de sırtımda taşıyordum Güneş, bugün de bırakmaya niyetim yok."

​Biri kaçtığı geçmişe hapsoldu, diğeri o geçmişi bir kutuda saklayıp geleceği inşa etti. Bir tarafta Paris’ten gelen bir fırtına, diğer tarafta intikam ateşiyle yanan bir abi. Ve tüm bu kaosun ortasında, birbirinin nefesinde huzur arayan iki yaralı kalp.

​Hatırlanan anılar, verilen sözler ve asla sönmeyecek bir kor... Güneş ve Cihan'ın hikayesi: Küllerinden doğan bir çocukluk aşkının imkansız savaşı.

chap-preview
Free preview
Zifiri Karanlıkta Bir Tutulma
Siyahın dipsiz kuyusuna düşmüş bir ruh gibi, başına geçirilen o kaba kumaş, dünyasıyla arasına örülmüş kalın bir perdeydi. Her soluk alışı, boğazında düğümlenen bir fısıltı misali kesik kesik çıkıyor, kendi nefesinin sıcak buharı, içinden süzülen ince bir çiy gibi yüzünü ıslatıyordu. Gözleri, karanlığın zifirine hapsolmuş, görmeden hissediyordu içinde olduğu çaresizliği. ​Zorla tıkıldığı aracın uğultusu, dış dünyanın son yankısıydı sanki. Yalnızca sağında ve solunda, devasa gölgelerin nefes alışları, acımasız birer ritimle kulaklarında çınlıyordu. Her nefes verişleri, bir sonraki saniyede ne olacağının bilinmezliğini fısıldayan soğuk bir melodi gibiydi. Bileklerini sımsıkı saran, paslı bir kaderin zincirleri gibi kelepçeler, etine işleyen keskin bir bıçak misali canını yakıyor, her hareketinde umutsuzluğun acısını daha derinden hissettiriyordu. ​Derin bir nefes çekti içine, ciğerlerini değil, ruhunu doldurmaya çalışırcasına. Bu zamana kadar sonunun hiç böyle olacağını düşünmemişti. Korkuyor muydu? Belki, evet, bedeninin en ücra köşelerinde ürkek bir ceylanın titreyişi gibi saklanan bir korku vardı. Ama asıl hissettiği, denizin diplerine çöken ağır bir gemi misali, tarifsiz bir üzüntüydü. Ölümün soğuk gölgesi değil, hiçbir şeyi başaramamış olmanın ağırlığı, omuzlarına binmişti. Ailesinin kanı yerde kalmış, intikam ateşi sönmeye yüz tutmuştu. Bu, üzüntüsünün en büyük parçasıydı. ​Fakat içini kemiren asıl sancı, kalbinin en masum köşesinde bir zamanlar yeşermiş, sonra zehirli bir sarmaşığa dönüşmüş bir hatıraydı. Celladını, evet, tam da o acımasız celladını, bir zamanlar saf bir sevgiyle, bahar güneşinin ılık dokunuşu gibi sevmiş olmanın acısıydı bu. Herkesin kalbine girmeyi başarmış, herkesin sevgisini kazanmış ve sonra... Sonra, bir buzdağı misali, arkasında sadece enkaz ve buz gibi bir kalp bırakarak hepsine ihanet etmişti. Bu ihanet, ruhunun en derinlerinde açılmış kapanmaz bir yaraydı. ​Arabanın aniden sarsılmasıyla, tekerleklerin altından yükselen toprak kokusu, zifiri karanlığın içinden sızan tek ipucuydu. Düz asfaltın pürüzsüzlüğünden, bozuk, engebeli bir toprak yola girdiklerini anlamıştı. Keşke... Keşke dayısına son bir kez sarılabilseydi, son bir kez veda edebilseydi. Veya keşke daha zeki olabilseydi, avcı onu bulmadan önce avını avlayabilseydi. Ya da umut bağladığı o adama ulaşabilseydi. Belki o zaman, incecik bir umut ipliği tutunabilirdi geleceğe. ​Siyah çuvalın içinden, boğuk bir kahkaha yükseldi. Acı ve alay karışımı bir sesti bu. Az sonra ölecekti. Bütün bu "keşkeler" artık anlamsızdı. Gelecek, artık onun için bir hayalden ibaretti. Sadece geçmişin tortusu ve ihanetin acısı kalmıştı geride. Ölümün soğuk nefesi ensesindeyken, bütün dünyası, o siyah kumaşın dipsiz karanlığına gömülmüştü. Arabanın uğultusu, tekerleklerin toprakla dansı, sarsıntılı yolculuk, hepsi yavaşlamaya başladı. Her motor sesi azalışında, her sürtünme sesinin yavaştan kesilişinde, kalbi bir savaş davulu gibi göğsünde gümbürdemeye başladı. Dakikalar, asırlar gibi uzarken, araç nihayet durduğunda, sessizlik kulaklarında sağır edici bir çığlığa dönüştü. O an, zamanın kendisi donmuş gibiydi. ​Kalbi, kafesinden fırlayacakmışçasına hızlanmış, damarlarında kan yerine korku dolaşıyordu. Kapıların açılan gıcırtısı, zifiri karanlığın içinden yükselen bir cehennem borazanı gibiydi. Ardından, güçlü bir elin koluna kenetlendiğini hissetti. Parmakların sert baskısı, etine mühürlenircesine sıkıydı. Nefes alma çabası, boğazında takılı kalmış bir hıçkırığa dönüştü. ​Hiçbir şey söylemesine fırsat tanınmadan, acımasızca kolundan çekilerek arabadan indirildi. Ayakları, sert ve soğuk bir zemine basarken, dengesini kaybetmemek için zorlukla çabaladı. Toprak kokusu daha belirginleşmiş, havada keskin bir nem ve çürümüş ağaç yaprakları kokusu asılı kalmıştı. Vücudunun her bir zerresi, yaklaşan sona dair bir kehanetle titriyordu. Başına geçirilmiş siyah kumaşın altından, dünyanın son demlerini hissediyordu. Bu, onun için bir vedaydı, henüz göremediği bir dünyaya veda... Yer çekiminin bile unuttuğu bir cisim gibi, çaresizce sürükleniyordu. Ayakları, taşlı ve nemli toprakta zorla ilerliyor, her adımda bedeninden bir parça kopuyordu sanki. Sürüklenme, acımasız ve ritmik bir eziyetti; karanlıkta, bilinmeyen bir sona doğru itiliyordu. Burnu, nemli toprağın keskin kokusunu alıyor, hava gittikçe ağırlaşıyor, şehrin uzak ve boğuk uğultusu yerini, ıssızlığın ürkütücü sessizliğine bırakıyordu. Belli ki, gözlerden ve meraktan uzak, unutulmuş bir yere, bir depoya veya terk edilmiş bir hangara getirmişlerdi. ​Nihayet, bu eziyetli yolculuk sona erdi. Durduğu an, bedenindeki tüm gerginlik boşalır gibi oldu. Arkasındaki iri kıyım adamlardan biri, kaba bir güçle omuzuna bastırdı. Bu beklenmedik baskı, bir emir gibiydi. Aniden oturması gerektiğini anladı. İstemsizce, bir kukla gibi, kontrolsüzce çöktü. Bedeninin ağırlığıyla birlikte, zeminin sertliğini hissetti. Ahşap bir sandalye olabileceğini düşündü. ​Oturduğu yerde, bileklerindeki kelepçelerin soğukluğu tenine işlerken, duyuları karanlıkta daha da keskinleşti. Etrafındaki sessizlik, sadece kendi hızla çarpan kalbinin ve iri kıyım adamların sabırlı, ağır nefes sesleriyle deliniyordu. Nefes sesleri çoğalmıştı. Yutkundu. Artık bekleyiş başlamıştı; celladıyla yüzleşeceği anın soğuk bekleyişi. Ani bir hareketle, başına geçirilmiş o boğucu siyah kumaş parçası çekilip alındı. Gözleri, saatlerdir zifiri karanlığa hapsolmuş olmanın acısıyla kasıldı. Deponun loş, sarımsı ışığı bile, bir hançer gibi batıyordu göz bebeklerine, her milimetresi işkenceyle doluydu. Bir anlığına dünya, bulanık lekeler ve şekilsiz gölgelerden ibaret bir kaos halini aldı. Gözleri yaşlarla doldu, sanki ruhundan biriken tüm keder damla damla boşalıyordu. ​Kendine gelir gibi olduğunda, bulanık görüşü yavaşça netleşmeye başladı. Kirpiklerini kırpıştırarak önündeki silueti seçmeye çalıştı. Ve sonra, tüm kanı damarlarında dondu. Karşısında duran adam... Bu, beklediği yüz değildi. Kabuslarına musallat olan, ihanetin mühürlendiği o çehre değildi. O an, beyninde şimşekler çaktı, tüm algıları altüst oldu. Sanki gerçekliğin kendisi bir yanılsamadan ibaretti. ​Şaşkınlık, korkudan daha büyük bir dalga gibi çarptı ruhuna. Dudaklarından kekeleyerek dökülen kelimeler, bir fısıltıdan öteye geçemedi: "S-sen... sen o d-değilsin..." Sesi, ihanetin ve yanılgının acısıyla titriyordu. Bu beklenmedik yüz, düşmanının yerine geçen bu yabancı, tüm planlarını, tüm intikam hayallerini darmadağın etmişti. Yeni bir bilinmezliğin kapısı aralanmıştı; bu oyunun kuralları, az önce sonsuza dek değişmişti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
91.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.9K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
27.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
545.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
86.7K
bc

HÜKÜM

read
230.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook