Leva kazdal
Kutlama yemeği için önce eve geçip üzerimi değiştirmek istedim. Şirketten biraz erken çıkıp evin yolunu tuttum. Nenem, erken geldiğime şaşırıp "Hayırdur, fırtınam, bir sıkıntıi mi vardur,niye erken geldun?" diye telaşla sorarken ben de ayakkabılarımı çıkarıyordum, "Yok nenem, kutlama yemeği var, hazırlanmak için geldim," dedim.
O da "Nedur kiz, neyi kutlayacasunuz?" derken heycanlanıp; "Yosa Polat uşak sana evlenme mu tekluf etti?" dedi. "Ee, yuh nenem, ne evlenmesi? daa proje onaylandı, onun kutlama yemeği, tüm proje ekibi gideceğiz." "Haa, peki, Polat’ta olacak mi?" diye sordu.
"Ayy, nenemdeki Polat sevdası beni delirtecekti." "Olacak nenem ama sen beni patronumla yakıştırmayı ne zaman bırakacaksın, olmaz o iş." "Nedan olmaz imiş? Ha, Koçari gibi uşak neyi beyenmuysun acaba?"
"Çok beğendiysen sana alalım nenem." "Ha, bu kadar övdüğüne göre hasbinallah."
"Tövbe da,kız ben seni düşüneyrum."
"Ben iyiyim nenem, delirtme beni, daha bana Polat deme."
"Hah, delireymuş haspam Eyü, o vakit ne halin varısa gör."
Söylenerek odama çıktım. Nereden gördüydü Polat’ı, nenemde taktı mı bırakmaz, Polat da Polat.
Sıcak bir duşa girip günün yorgunluğunu biraz olsun atlatmıştım. Gece kulübüne gitmeye pek istekli olmasam da, "Toprağı kırmamak adına birkaç kadeh içip kalkarım," diyerek hem yemeğe hem gece kulübüne uygun giyindim.
Diz kapağımın üzerinde biten kahverengi pullu etekle, üzerine eteğin tonuyla uygun kahve saten bir gömlek giydim. Saçlarıma doğal bir dalga verip şeftali tonlarında biraz da makyaj yaptım. Küçük inci küpemi ve küçük halka ortasında incili kolyemi de gömlekte açık bıraktığım boynuma sarkıttım, oldukça şık olmuştu.
Üniversitede okurken hem ev arkadaşım hem de can dostum Firuze'nin giyim konusundaki uzmanlığından epey bir şeyler öğrenmiştim. Ondan aldığım tiyolarla epey şık giyinirdim. Aklıma düşünce telefonumu bulup Firuze'yi aradım, epeydir de konuşmuyorduk.
Birkaç çalmanın ardından "Hayırsız zilli," diyerek açtı telefonu. "Ha ben hayırsızım da sen çok mu hayırlısın, köpek," diyerek cevapladım. Sonra bir iç çekip ;"Zilli , çok özledim, kız nasılsın, neler yapıyorsun? Bir gittin daha görüşemedik," dedi
Ya sorma be, Firuzem hayat bazen ayrı koyuyor. İşte ben iyiyim, hatta çok iyiyim. Şu başvurduğum holdingde işe başladım, 3 hafta falan olacak.
-Hadi bee, hayırlı olsun bebem, çok sevindim.
Sen ne yaptın, işler nasıl? Sıkkın bir nefes verip "eh işte" diyince, hayırdır Firuzem, bir sıkıntı mı var? dedim.
Yok bir şey, Leva'm, sonra konuşuruz bunları. Mutlaka anlat ama yapabileceğim bir şey varsa da söylemezsen gebertirim seni, dedim. Kahkaha atıp, "He, saçımı başımı da yolarsın biliyorum," dedi.
Biraz daha konuşup, Leva'm, müşteri geldi, sonra yine ararım seni. Tamam Firuzem, görüşürüz diyerek kapattım telefonu. Onun sıkıntısı kafama takılsada, elbet öğrenirdim ne olduğunu.
Saati kontrol edip, bilekten bağlamalı sütlü kahve tonlarındaki topuklu ayakkabımı da ayağıma geçirip, çantamı da kontrol edip, nenemi de öpücüklere boğup evden çıkış yaptım. Benim de arada birazcık dağıtmaya ihtiyacım olabilirdi. Bu konuda Toprak'a güveniyordum, umarım yanılmam.
Yemeğin olacağı restoranın önüne durduğumda, vale'ye arabayı teslim edip restoranın ihtişamlı kapısından içeri girdim. Karşılama görevlisi randevum olup olmadığını sorunca, "Kandemir Holding," diyince "Buyurun efendim," diyerek bizim için ayrılan masaya yöneldim. Hemen herkes gelmiş masaya yerleştirmişti.
Tam oturacakken, ensemde hissettiğim nefesle irkildim. "Hoş geldin Leva," diyerek sandalyemi çeken Polat Kandemir’den başkası değildi. Kafamı çevirdiğimde neredeyse burun burunaydık.
Hissettiğim kokuyla yutkunma ihtiyacı hissettim. İlk kez bu kadar dibime girmişti. Pislik ortam cırlamaya müsait olmadığı için hemen önümü dönüp, "Teşekkürler Polat Bey, hoş bulduk," diyerek oturdum.
Ben oturunca o da karşımdaki yerini alıp pis pis sırıtıyordu. Bu gece daha başlamadan beni zorlayacağı açıktı. Toprak da geldiğinde kadro tamamlanmış oldu. O da yanıma oturup, "Nasılsın güzellik, çok şık olmuşsun kız," diyince gülümseyip, "Sen de çok jantisin uşağım," diyerek iltifatına karşılık verdim.
Hafif bir çorbayla başlayan yemek, ara sıcak ve ana yemekle devam etti. Yemekte içki tercih etmeyecektim ama Toprak'ın ısrarı üzerine bir kadeh şarap aldım.
Yemek boyunca karşımda oturan Polat’la sık sık göz göze gelmiştim. Polat bir ara çatalını kadehe vurup tüm ilgiyi kendi üzerine toplayınca, bir süre projeyle ilgili konuşup son olarak, "Hepinize çalışmalarınızdan ötürü teşekkür ederim, özellikle Leva’ya bizi büyük bir dertten kurtarıp muhteşem çizimleriyle projemize büyük katkı sağladı," diyerek önce bana, sonra da diğerlerine doğru kadeh kaldırdı.
Biraz utanmadım desem yalan olmaz; ben de kadehimi hafifçe kaldırıp, "Birlikte oldu her şey. Polat bey, inşallah Güney Kore ile de anlaşma sağlarız ve başarımızı tescilleriz," diyerek tebessüm ettim. Yemek gerçekten güzel geçmişti. Toprağın espirilerine gülerken herkes başka bir konuyla sohbete dahil oluyordu. Yazılım mühendisi Hakan, "Eee Leva, duyduğuma göre sen daha önce Güney Kore’de staj yapmışsın. Neden orada kalmayı düşünmedin?" diye bir soru yönelttiğinde, "Evet, aslında teklif gelmişti ama memleket özlemi ağır bastı ve kendi ülkemde daha çok başarı göstermek ülkeme katkı sağlamak istedim. Tabii bu süreç biraz zorlayıcı olsa da ülkenin en önemli şirketlerinden birine girmeyi başarabildim," diyerek gülümsedim.
Peki, dedi yazılım koordinatörü Ebru hakkında iş dışında pek bir şey öğrenemedik. Gizemlerle dolusun, Leva. Yok mu hayatında biri? Senin gibi güzel bir kadını boş bırakmazlar, kanımca, diyerek iltifatta bulundu.
Teşekkür ederim Ebru, o senin güzel yüreğinle alakalı ama hayatımda şu an kimseye yer vermeyi düşünmüyorum. Önce kariyerim diyelim ve benimle alakalı dedikoduları kapatayım dedim. O sırada hayat bu, Leva, bu kadar kesin konuşmamak lazım, diyerek kadehinden bir yudum şarap aldı Polat.
Gözlerimi kısıp, sözüm meclisten dışarı Polat Bey ama kadınları kendilerine oyuncak seçen adamlar olduğu sürece benim de uzak durmam kaçınılmaz, değil mi? diyerek ben de bir yudum aldım kadehimden.
Sözlerim üzerine bozulan Polat, konuyu değiştirmek adına tatlılarımızı da yediğimize göre gece kulübüne geçelim mi? diye sordu ortaya.
Hakan, "Oh be, sonunda!" derken herkes kıkırdamıştı.
Restorandan çıkıp arabama yönelirken, "Toprak, istersen bizimle gel, Leva, ben alkol almadım. Bir kadeh içtim, Toprak, sıkıntı olmaz. Oradan da eve geçerim zaten," diyerek arabama yöneldim.
Gece kulübü, lüks ışıklar altında parlayan sahnesi ve lüks localarıyla oldukça etkileyiciydi. Yanımda oturan Toprak'a eğilip, "Ha, Trabzon’da böyle mekanlar var mıymış, uşağım?" diyince, "Ne sandın, artık moderunleştik," diyerek kahkaha attı.
Ben meyveli sodayla devam ederken, Toprak da bana eşlik etmişti. Diğerleri şotlarken ederken Polat Bey viskiyle devam etti.
Ebru yanıma gelip, "Hadi, Leva, eğlenmeye geldik, bizi yalnız bırakma," derken koluma girip beni dans pistine sürüklemişti. "Taki taki" şarkısı ortalığı yıkıp geçiyordu.
Ebru'yu kırmamak adına kalkmıştım ama epeydir içimde tuttuğum dansçı kız, müziğin ve ortamın ritmiyle ortaya çıkmıştı. Ebru'yla kıvırmaya başlarken bir ara gözüm locada bizi izleyen Polat’a kaydı. Göz göze gelmemizle bakışlarındaki manayı çözememiştim. Onun yakışıklı sıfatına kapılmadan Ebru'ya dönüp müziğin ritmine bıraktım kendimi. Ortam kalabalıklaşırken birkaç gece kulübü avcısı da etrafımızı sarmıştı.
Biri iyice dibime girip "Beraber dans edelim mi, güzellik?" dediği sırada belimden tutan bir elle hanfendi, yalnız değil, ikile koçum," diyerek Polat girdi sahneye. Etraf çakal doluyken, bence benimle dans etmen daha uygun, balıkçı güzeli, diyerek kulağıma üfledi. Vicdansız piç, bu kadar yakın olmak iyi değildi, hem hiç.
Derin bir yutkunma sonrası ben kendimde gayet iyi dans ediyordum, "Sana gerek yoktu," dedim. Belimi bırakmayarak, "Bu güzellikle fazla dikkat çekicisin, Leva, ve ben çalışanımı korumakla görevliyim," dedi.
"Hımm," dedim, omzundan dirseğine doğru parmağımı usulca indirirken. Fazla cesurdum ama o da beni buna zorluyordu sanki. Eh, ben de asla altta kalan biri olmadım hiçbir zaman.
"Peki, sadece çalışanınız için mi bu kadar cüretkar davranıyorsunuz, Polat Bey?"
"Belki de seni sadece çalışanım olarak görmek istemiyorumdur, Leva…"
Polat Kandemir
Yemek ve sonrasında Leva’ya artık bir adım atmaya karar vermiştim. Uzaktan bakarak birkaç lafla belli etmeye çalışarak bir yere varamayacaktım. Ve Leva’ya ulaşamadıkça daha da hırslanıyordum ve bu benim için iyi bir şey değildi. Geçen gece tensel açlığımı gidermek için güzel bir hatunla oteli boylamıştık fakat hayatımda ilk defa sütün gibi hatunun karşısında resmen erekte olamamıştım. Ulan resmen içine kaçmıştı muhteşem aletim. Kız öpünce resmen midem bulanmış, hızla uzaklaşmıştım kızdan. İşimi bahane edip odadan hızla çıkıp kaçarcasına evin yolunu boylamıştım. İkdiarsız mı kaldım acaba diye şüpheye bile düştüm. Taki yemekte Leva’yı görene kadar... Ulan nasılda güzel olmuştu. Arkadan yanına yaklaşıp sandalyesini çektiğimde kulağına yaklaştım, amacım onu kızdırmaktı ama olan bana olmuştu. Burnuma dolan kokusuyla resmen aletim şaha kalkmış, indirmek için resmen nefesimle savaş vermiştim. Yemek mi beni yedi, ben mi yemeği yedim bilmemiştim. Bir yandan rahat patron pozları kesmek zor olsa da yemek sohbetle muhabbetle güzel geçmişti. Gece kulübüne geçtiğimizde her şey yolundaydı, ta ki Leva dans pistine çıkana kadar. Vay yavrum vay, o neydi lan, nasılda güzel kıvırıyor. Vicdansız görsel şölenim pistin dolmasıyla bozulurken birkaç dallama kızların etrafını sarmaya başlamıştı. İçkinin de verdiği cesaretle dans pistine adımladım.
Levanın yanına sokulan piç, ona dans teklifi ettiği sırada levayı belinden kavrayıp kendime çektim. Herifin teklifini daha gelmeden "Hanımefendi yalnız değil, ikile koçum" diyerek uzaklaştırdım. Kulağına eğilip
,etraf çakal doluyken, bence benimle dans etmen daha uygun, balıkçı güzeli, dedim.Elimin altında titremişmiydi o çok geçmeden kendini toparlayıp, "Ben kendimde gayet iyi dans ediyordum, sana gerek yoktu" dedi. Kendime biraz daha çekip, "Bu güzellikle fazla dikkat çekicisin Leva ve ben çalışanımı korumakla görevliyim" diyerek daha çok sokuldum.
"Hımm, peki, sadece çalışanınız için mi bu kadar cüretkar davranıyorsunuz, Polat Bey?" diyince, ahanda fırsatı elime vermişti inatçı fırtınam. "Belki de seni sadece çalışanım olarak görmek istemiyorumdur, Leva…"
Gözlerimi içine bakıp, "Çok derin sularda yüzüyorsunuz Polat Bey, dikkat edin boğmasın o sular sizi" izninizle diyerek hafif itekleyip beni pistte sap gibi bırakıp oturduğumuz locaya geri döndü. Ulan senin nazını da yer yutarım da elbet o inatçı fırtınan dinecek ve ben o gün seni bağırta bağırta…
Locaya geçtiğimde slow bir müzik başlamıştı. "Pistteyken çalsan ne olurdu şu şarkıyı" DJ bozuntusu diye kendi kendime söylenirken ekipten kimi dans ederken, kimi de yerine oturmuştu. Leva, "Ben artık kalkıyorum, arkadaşlar görüşürüz" diyerek ayaklandı. "Toprak, seni bırakalım, geç oldu" derken, "Gerek yok, araba var ya" dedi. Bana dönerek,Herşey için "Teşekkürler Polat Bey, güzel bi akşam oldu yarın görüşürüz" dedi cevabımı dahi beklemden çıkışa yöneldi.
Toprağın dizine vurup, "Gerisi sende, hesabı benim hesaptan hallet, görüşürüz" diyerek fırladım. Tam kapıdan çıktım, Leva'ya yetiştim derken önümden gazlayıp gitti imansız fırtınam…