Polat Kandemir
Bir çırpıda sormuştum içimi kemiren soruyu, ne olacaksa olsundu artık. Cevabından deli gibi korksamda Toprak her zaman dürüsttü bana karşı.
Toprak kollarını göğsünde birleştirip, "Hayırdır Polat, ne bu telaşın kardeşim?" dedi. Yüzüne piç bir sırıtış yerleştirip, ben ona soru sorarken o da beni sorguluyordu, piç.
Toprak, "Cevap ver lan, ne var aranızda?" dedim.
"Sanane oğlum," dedi alaycı bir tavırla. "Toprak," dedim dişlerimi sıkarak, "benimle taşak geçme, amına koyayım, düzgünce cevap ver."
"Kaç gündür bunun için mi kıvranıyorsun lan sen? Levayı mı kıskanıyorsun? Ne o, aşık mı oldun yoksa?" dedi pat diye.
"Ne alakası var oğlum, çok samimiydi konuşmalarınız, merak ettim," dedim.
"Tamamen saçmalıyordum , bu ben değildim ki, anasını satayım, ne oluyordu lan bana böyle?"
Toprak sırıtarak, "Tamam lan, tamam, özüne dön. Levayla aramda bir şey yok, sadece hiç olmayan kardeşim gibi. Leva çok tatlı, aynı zamanda espirili ve de anaç. Oğlum, hiç farklı bir gözle bakmadım, düşünmedim bile. İlk andan itibaren kız kardeşim gibi geldi."
"Ayrıca düşündüm de, bana göre fazla hırçın. Oğlum, ben kaldıramam Leva gibi bir kadını, ancak arkadaşı olurum." dedi.
"Hani uzun süre denizin altında nefesinizi tutar, suyun yüzüne çıkınca aldığımız nefesle rahatlarsınız ya, öyle bir rahatlık gelmişti. Toprak hoşlanmamıştı Leva'dan."
"Ama ya Leva hoşlandıysa? Yanında çok neşeli duruyordu," diye düşünüp yeniden toprağa dönüp.
"Peki, Leva senden etkileniyor olabilir mi? Birlikte çok eğleniyor gibiydiniz."
Sen bizimi gözledin lan diyerek güldü ve ekledi:
"Polat senin derdin ne kardeşim, ne bu merak, hayırdır?
Lan sen yoksa cidden aşık mı oldun levaya?
Ya bi siktir git toprak, ne aşkı oğlum!
Toprak;Lan ne diye bu kadar sorguluyorsun o zaman, sanane?
Ama için rahat olsun, bizim aramızda abi-kardeş arkadaşlıktan öteye gidecek bir şey olamaz.
amaaa dedi, işaret parmağını sallayarak, "levayı diğer kızlar gibi görmene müsaade etmem, zaten eğer öyle bir düşüncen varsa leva senin ağzına sıçar dostum, benden söylemesi."
Beni çok iyi tanıyordu piç.
Merak sadece ama etkilenmedim desem yalan olur dedim.
Hah, şöyle doğrularla gel, idrisum, aşk tavsiyelerine ihtiyacın olursa kardeşin her zaman burada diyerek alay etmeyi ihmal etmedi.
Tamam lan, abartma, siktir git şimdi!
Toprak dudaklarını büzüp, "alınıyorum ama bak belki de hayatının aşkını sana getirecek olan kişi benimdir oğlum, iyi geçin benimle" diyerek çıkışa yöneldi.
Hala dalga geçiyordu, masadan bir kalem alıp arkasından fırlattım ama çoktan çıkmıştı.
İnanılmaz bir rahatlık bedenimi sarmadı desem yalan olurdu, korktuğum başıma gelmemişti.
Artık levaya rahatlıkla yürüyebilirdim.
Akşam iş çıkışı otoparktaki arabama binip Toprağı beklemeye başladım.
O sırada Leva da ona tahsis ettiğimiz aracın başına gelmiş, heyecanla arabayı inceliyordu.
O an onun çocuksu heyecanını izlemekten kendimi alamadım, beni görmemesi iyiydi çünkü eğer benim izlediğimi hissederse yüzündeki o gülüşü asla görmezdim.
Arabayı öyle bir aşkla incelemişti ki, bir an o araba olmayı diledim. Nardo Gri bir araba almalarını söylemiştim, şimdi seçimimden dolayı kendimle gurur duydum, Leva arabayı çok beğenmişti.
Heyecanla direksiyona geçip bir anda gazlayıp gitti.
Bu hali için endişe duysam da, eski Anadolu’yu süren bir kız son model arabayı ağlatırdı.
Toprak gelince gereğinden fazla sırıtığımı fark etmemiştim.
Yanıma oturup, "Ne sırıtıyorsun lan, pişmiş kelle gibi, hayırdır?" diyince ciddileşip, "Hiç," dedim.
Var sende bir boklar ya, çıkar kokusu ve içimden bir ses bunun altından Leva çıkacak diyor, dedi pis pis sırıtıp. Cevap dahi vermedim çünkü haklıydı. Ben de gaza basıp çıktım otoparktan. Toprakla dışarıda yemek yiyip sahilde yürümeye karar vermiştik.
Toprak; "Gel bir çay içelim ya, uzun zamandır yapmadık, lan hava mis gibi."
"Olur, hadi şu ileride bir çay bahçesi var, orada içelim," dedim.
Çay bahçesine girdiğimizde gözlerim sahibini bulmuşçasına Leva'yı gördü. Birkaç kadınla oturmuş ve neşeli bir şekilde sohbet ediyordu.
"Toprakta, aa Leva da burada, ne şanslı köpeksin, her yerde karşına çıkıyor, bu bir işaret," bak sana söyleyim dedi.
"Sus lan, hadi gel selam verelim," diyerek masalarına yaklaştık. Leva bizi fark etmemişti. Geçen gün yolda yanında olan kız bizi fark edince "uyyy" diye bir ses koydu.
Leva ve diğerleri bizi fark edince "İyi akşamlar" diledik. Leva bizi tanırken babaannesi Emine Hanım oldukça samimi davranmıştı. Çay ve sohbet eşliğinde babaannesinin "Bekar mısınız, uşağım?" sorusu üzerine bilerek Leva'ya bakarak cevaplamıştım ama onun sessizce "yalancı puşt" demesine biraz bozulmuştum. Açıkçası niyetim onun bedeniydi, evet ama ona hiç yalan söylememiştim. "Niye böyle demişti ki?"
Hanımlarla olan tatlı sohbetimizi iki yarma bozana kadar oldukça eğlenmiştim. İşin ilginç yanı, oruç denen adamla yumruklaştığımız halde beni ele vermemişti. Çınar züppesi bize "dallama" diyip aşaladığında bende de saygı kalmamıştı. Emine teyze araya girmese Çınar yarmasını bir güzel benzetirdim de, dua etsin kadınlara. Gecenin sonunda "İyi akşamlar" dileyerek ayrıldık. Çıkarken hesabı ödemeyi de unutmadım.Leva o ortamda patronunda öteye bir tavır sergilememişti.Ben ne kadar kibar davrandıysam o inadına ilk tanıştığım alttan altta laf sokan kız vardı karşımda ama ben nedense bu kızın o yanına da ayrı yükseliyordum.
Ne olacaktı lan benim bu libidom, ben de bilmiyorum.
Bir hafta oldukça yoğun geçmişti. Levayla çizimler dışında pek muhabbete girmemiştim. Bugün oldukça neşeli bir şekilde gelmişti şirkete; sabahki enerjisiyle herkese günaydın diyip beni de es geçememişti. Onun bu halinden cesaret alarak molada onunla özel hayatına dair sohbet etmeyi planlamıştım. Ulan, kızla sohbet etmek için resmen fırsat kolluyordum; bu ben miyim diye kendime şaşırsam da Levaya sahip olmadan bu düşünceler de bu istek de geçmeyecekti. Mola saati geldiğinde çok oyalanmadan terasa çıktım; Leva terasa bayılmış, molalarda oradan başka yere gitmiyordu. Kahvemi alıp terasa yöneldiğim sırada Toprak’ın , aşk hayatını soruyordu. İstemsizce ayaklarım beni olduğum yere mıhladı ve konuşmalarını dinlemeye başladım. Toprak'a bunu neden sorduğunu sorgulasam da konuşmanın devamını deli gibi merak etmiştim.
Toprak, "Bana göre değilsin, Leva bacım, seni kız kardeşim olarak görüyorum, boşuna beni tavlamaya çalışma," diyince Leva kahkaha atıp, "Yok, kafayı sana fena halde taktım. Ya benimsin ya kara toprağın," dedi. O kadar ciddi söyledi ki bir an şaka mı yoksa gerçek mi olduğunu sorguladım. Daha fazla bu konuşmaya dayanamadım ve masalarına yaklaşarak ,"Muhabbetiniz bol olsun Leva hanım, Toprak bey ama mola bitti, işinizin başına lütfen," diyerek elimdeki fincanı sertçe masaya bırakıp odama döndüm.
Neden bu kızın başkasına gülmesine deli oluyordum? Arkadaş Toprak kardeşim diyordu da Leva neden ondan hoşlanıyor gibi konuşuyordu ve neden bunlar her molada, hatta sürekli dip dipdibeydi?
Odama girip masama oturup levayı düşünmeyi reddettim ama an geçmiyordu ki o kahrolasıca güzel kahkası kulaklarımdan gitmiyordu. Bana da bir kez böyle gülse ne olurdu, geberir giderdi inatçı keçi. Toprağın odama girdiğinden habersiz kendi kendime konuşuyordum.
"Kim geberir gider kardeşim, ne oluyor gene lan, neye delirdin? Hem yukarıdaki tavrın neydi, patronluk mu taslıyorsun sen bakayım?"
"Siktir git, toprak, belliki leva senden hoşlanıyor. Bir de kardeşiz diye bana ayak yapma," dedim.Sert çıkmıştım ama görünen köyde klavuz istemezdi.
Toprak kaşlarını çatıp, "Ne diyorsun lan sen, düzgün konuş, asabımı bozma. Kızla şakalaşıyorduk, her boku yanlış anlayıp çekip gittin. Kıskanıyor musun sen levayı?"
"Ne alakası var, toprak, sadece..."
"Sadece ne, Polat? Hadi itiraf et, sen de kurtul, ben de kurtulayım," dedi, kollarını göğsünde birleştirerek köşeye sıkıştırıyordu piç.
"Bilmiyorum," dedim, pes ederek, kafamı allak bullak etti.
"Sanırım ben levaya çekilmekten kurtaramıyorum, toprak," dedim hem kendime hem toprağa itiraf ederek.
"Kurtarma o zaman kardeşim, belki de sen de gerçek aşkı bulmuşsundur, ha?"
"Yok yok, aşk maşk yok, saçmalama, sadece bir çekim, daha fazlası yok," dedim. "Aşk değil ki bu, inanılmaz bir ten çekimiydi. Bir kere o tene sahip olsam, diğerleri gibi bitecekti, eminim."
Toprak gözlerime bakarak kafasını sağa sola salladı.
"Eminim, sadece çekimdir kardeşim, haklısın ama gereksiz triplere girme. Şuna emin ol, levanın kalbinde kimse yok."
"Nereden biliyorsun?"
"Kendi söyledi, ben barutum, toprak beni yakacak, ateş henüz karşıma çıkmadı," dedi.
"Demek öyle," söyledi. Toprak bana öyle bir bilgi vermişti ki, ateş olup o barutu yakmazsam bana da Polat Kandemir demesinler.
Toprakla o konuşmanın üzerinden neredeyse bir hafta daha geçmişti. Ondan aldığım bilgiyle levayı her bulduğum fırsatta ufak ufak flörtöz tavırlar sergilemiştim.
Tabii bu levada pek etkili olmamış, bana lafları yapıştırıp işinin başına dönmüştü. Vicdansız, arada toprağı sıkıştırsam da o, kankamı satmam çok istiyorsan kendin tanı beni, karıştırma demişti, puşt.
Ertesi gün nihayet projeyi toplantısını gerçekleştirmiş, projeyi onaylamıştık. Birkaç hafta sonra Güney Kore’nin başkenti Seul'da yapılacak olan lansmanda hem projemizi tanıtacak, eğer onlar da bu projeyi onaylarsa birlikte iş yapacaktık. Seul'da olan büyük gemi firmasının CEO’su Ömer Yılmaz da Türk asıllı bir iş adamıydı. Daha önce de birlikte iş yapmıştık fakat bu kez Türkiye'den bizimle birlikte iki firma daha proje sunacak, toplamda 3 şirket arasında seçim yapılacaktı.
Sunum dosyasını alıp, bana ait ve şifresini yalnızca benim ve Toprak'ın bildiği özel kasaya kilitledim. Ne olur ne olmazdı, tedbir sonradan pişman olmamaktır derdi babam; ben de bu sözünü aklımda tutup işlerimde hep kullanıyordum.
Toplantı sona erdiğinde, herkesle birlikte özellikle Levayı da tebrik edip akşam yemeğine davet ettim. Tüm ekip güzel bir kutlamayı hak etmişlerdi. Yüzler gülerken yazılım mühendisi Hakan, gece kulübünde eğlencede yemeğe dahil olsun, Polat Bey genelde eğlenceyle bitiriyoruz toplu yemekleri diyerek sırıttı.
Toprak hariç herkes istekle bakıyordu. Bu teklife, bakışlarım Leva’ya döndüğünde tabii ki inatçı keçinin ne düşündüğünü anlayamamıştım.
Sizi kırmayacağım Hakan, yemek sonrası kulüpte içkilerde benden diyerek onayladım. Biraz içki belki bizim inatçı fırtınayı biraz gevşetir dedim. İş dışında o kadar sıkıştırmama flörtöz tavırlarıma rağmen kesinlikle yüz vermiyordu, zalımın kızı ketumdu. Normalde her kadının bakışından, yüz mimiklerinden ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini anlayan bir adamımdır fakat Leva'da beynim çalışmıyordu, anasını satayım.
Akşam için diğerleriyle sözleşip, onlar toplantıdan çıkarken odada ben, Toprak ve Leva kalmıştık. Toprağa kaş göz yapıp ara kedisi görevini üstelenmesini hatırlattım. O da sağ olsun, derdimi anlamış gibi.
Leva, "Sen de yemeğe geleceksin değil mi?" diye sordu. Leva bir süre düşünür gibi yapıp, "Sanırım yemeğe geleceğim," dedi. Sanırmış kesin cevap verse ölürdü.
Hemen ardından;"Peki gece kulübüne?" diye sordu canım dostum.
Leva;"Bilmiyorum, Toprak pek sevmem öyle ortamları," dedi. Toprak da üsteleyerek, "Beni yalnız bırakma, ben de sevmiyorum ama diğerleri çok istekliydi," dedi.
Leva çarpık bir sırıtmayla, "Daha çok erkekler istekliydi," diyerek imayla bana baktı.
"Hayır yani, fikir benden çıkmadı ki, bu kız ne diye bana imayla bakıyordu?" ki hey yarabbim..
Toprak'ın ısrarları üzerine, "Tamam, bakarız," diyip geçiştirdi. "Sen görürsün balıkçı güzeli, ben de Polatsam bu gece bir kıvılcım yakacaktım, hadi bakalım."
Leva'ya manalı bir bakış atıp, "Akşam yemekte görüşürüz balıkçı güzeli," diyerek Toprak'ı da kolundan tutup kaldırdım. Çıkarken, ardımdan "Görürsün sen kartal yavrusu," diye fısıldadığını duymuştum.
LEVA KAZDAL
Her şey gayet güzel gidiyordu aslında. Hayatımda işime daha çok alışmış, hatta toprakla resmen kanka olmuştuk. Kimilerine göre erkekten kanka olmaz dense de bu bana özellikle toprağı tanıdıktan sonra yanlış geliyordu. Tek bir yanlış hareketine, tek bir imalı bakışına şahit olmamıştım; bir abiden farksızdı aslında. Her sabah yanına uğrayıp bir önceki günün dedikodusunu yapıyorduk.
Tabii bu arada Yangaz patronumuzda es geçememek lazım. Bulabildiği her fırsatta dibimizde bitip beni delirtiyordu. Bakışları, imaları sinir bozucu olsa da itiraf edeyim, etkiliyordu. Puşt ama asla taviz vermiyordum. Melis'le arasında olanları toprak ağzından kaçırmıştı; sevgili değillermiş meğerse.
Toprak kıvırmıştı ama ben anlamıştım; Melis'le yatmıştı, puşt. Melis'in de nasıl biri olduğunu sağ olsun, hem benim hem de diğer mühendislerin ortak sekreteri özlemden dinlemiştim. Tatlı kızdı, içinde art niyet yoktu ama birazcık dedikoduya meraklıydı. Ee, ben de insanın ağzından laf alma konusunda fazla ustaydım; zor olmamıştı her şeyi dökülmesi.
Disiplinli bir ortam olsa da kahve molaları kesinlikle dedikodu kazanıydı. İnsanlar özellikle patronlarını ve çevresindekileri merak edip konuşuyordu. Polat’ın niyetini şimdilik bilmesem de bakışları beni kızdırması, ilk tanıştığımızdaki adamla eşdeğerdi. Bu da haliyle şüpheye düşürüyordu. Tabii çapkınlığıyla ünlü olması da beni korkutuyor ve uzak durmam gerektiğine dair sinyal veriyordu zeki beynim.
Aslına bakıldığında şu an hayatım çok güzeldi; iyi bir işim ve kariyerim yerindeydi. Hayatımda beni üzecek, kalbimi yaralayacak birine yer vermeye gerek yoktu. Polat ne düşünüyordu bilmem ama benim hayatımda kadına sadece sikinin sevdasıyla yaklaşmaya çalışan, işi bittiğinde değersiz gören bir adama asla yer yoktu. Polat’ın böyle biri olduğunu düşünmesem de hakkında duyduklarım beni böyle düşünmeye itiyordu.
İnsan sadece tensel olarak değil, kalbiyle de çekilmeliydi birbirine ama öyle bakışları vardı ki bazen "acaba mı?" dedirtiyordu kartal yavrusu…