Leva ile aranda ne var?

2228 Words
Ertesi sabah kalktığımda babamla nenem çoktan kahvaltısını yapmış, benim yorgun olduğumu düşünüp beni erken kaldırmamışlardı. Babam çoktan pazarın yolunu tutarken Meryem de erken gelmiş, bizim için çayı koyup ikimize kahvaltı hazırlamıştı. Mutfağa girdiğimde nenemle Meryem çoktan beni çekiştirmeye başlamışlardı. Nenem Meryem’e, "Aferin kız Meryem, ha buldun oruç gibi düzgün uşağı, evlenecesun ne cüzel.Ha,bir de benim inatçı fırtina kizum bulaydı birinu," diye dert yanıyordu. "Sen Meryem’le Oruç’u bir evlendir, nenem, bana sonra bulursun elbet birini," diyerek girdim mutfağa. Yüzüne memnuniyetsiz bir bakış takınıp, "Ha geldu delu firtuna , neysa seninilan uğraşmayacağum bugün. Ben en iyisu çillileruma bakayum, onlar en azundan yumurtlayip beni sevindurayi," diyerek ayaklandı. Çiller de horoz ve tavuklarıydı. "Bence de nenem, sen çillere sahip çık, onlar seni torun sevdisinden mahrum bırakmaz," dedim ama bastonu popoma yemem bir oldu. "Ha bir de dalga geçiyi benumla." arsuz. "Ee sen dedin, ben mi dedim nenem? Ha, çürüttün mabadımı." Yaa diyerek totomu ovaladım. "Çürisun, zaten işe yaramayi," diyerek çıktı. Meryem’le ağzımız bir karış açık kalırken nenemin aklından şüphe duymaya başlamıştım. Meryem’e, "Eline sağlık kız, yorulmuşsun sabah sabah," diyerek nenemi unutup kahvaltıya odaklandım. "Meryem, afiyet olsun kız, ne olacak?" diyerek çaylarımızı doldurdu. Bir yandan kahvaltımı ediyor, bir yandan Meryem’e dün iş yerinde olanları anlatıyordum. "Polat’a söverken Melisede birkaç küfür etmeyi ihmal etmedi, canım arkadaşım. Kız, bu dediğin Toprak uşak nasıldır, belki onunla olur ha bir şeyler." "Hah, geldi ikinci Emine hatun. Kızım benim, derdim ne? Sizin derdiniz ne? Toprak, neşeli sohbeti güzel bir adam. Henüz tanımıyorum ama yok olmaz bee, daha çok abi gibi, kardeş gibi, öyle yani." Meryem, "Sen daha iyi bilirsin, hisler önemli tabii," diyerek kıkırdadı. "Neyse, benim aşk hayatımı boşver de Oruçlar ne zaman gelecek ki istemeye?" Meryem, "Bilmem, henüz konuşmadık ama Oruç abimden izin çıkmışken fazla durmaz." "He valla, bir düğün kuralım kurtalandık kız, uzun zaman oldu." "Aynen öyle, en son ha sidikli Fadime evlenmişti."diyerek gülüştük. Telefonda saate bakıp mesai saati yaklaştığı için "Ovv Meryem canım, geç kalıcam ben artık hazırlanayım." - "Tamam iş hatunu, sen git hazırlan, ben de mutfağı toplar, eve geçerim." - "Tamam canım," diyerek üzerimi giyinmek için odama çıktım. Siyah kalem etekle blazer ceket bir takım giyip içime de buz mavisi bir gömlek geçirdim. Saçlarımı hafiften toplayıp, hafif bir makyaj yaptım .Stilettolarımı da giyip çantamı ve bilgisayarımı alıp çıktım. Giyinirken aradığım taksi çoktan gelmiştir diyerek Meryem'i de son kez öpüp şirkete gitmek için evden çıktım. Gün içinde Kore projesi için çalışmış ve proje ekibinden gelecek olan haberi dört gözle bekliyordum. Bir ara kahve almaya çıktığımda Polat Bey ile karşılaşmıştım. Sade bir selamla "İyi çalışmalar" dileyip gitmişti. Onun dışında pek kimseyi görmemiş, çizimlere yoğunlaşmıştım. Bir ara muhasebe müdürü odama gelip bir araç anahtarını önüme bırakınca oldukça şaşırmıştım. "Bu nedir?" diye sordum. Şirket çalışanları için tahsis edilen araçlardan biri. "Leva Hanım, herkese tahsis ediliyor mu?" diye sordum. "Evet," diyerek üstünkörü bir cevap verdi. Pek tatmin etmemişti cevabı. "Pekala, teşekkür ederim," diyerek Polat Bey'i aradım. Birkaç çalıştandan sonra "Buyurun Leva Hanım," dedi. "Polat Bey, muhasebe müdürü araç tahsisi edildiğini söyledi. Bu prosedür her çalışan için geçerli mi?" merak ettim. "Leva Hanım, siz bizim yeni cevherimizsiniz ve sizi elimizde tutmak için sağlayacağımız imkanlardan sadece birkaçı," diyerek yine o kendine has patron tavrını konuşturmuştu. "Anladım," diyebildim. Uzatmanın manası yoktu. Benim sessizliğimden rahatsız olarak, "Başka bir sorunuz yoksa..." "Ah pardon Polat Bey, yok, iyi çalışmalar," diyerek kapattım. Mola vakti gelmiş, geçiyordu bile. Sabah kahvaltıyı sıkı yaptığım için pek canım bir şey istemedi. Ben de terasta bir çay içip manzaranın tadını çıkarmak istedim. Terasa çıkıp açık olan kısma geçip kendime bir çay söyledim. Hava o kadar güzeldi ki insana inanılmaz bir enerji veriyordu. Ben manzara eşliğinde çayımı yudumlarken, "Toprak Bey de yanıma gelip oturabilir miyim Leva Hanım?" dedi. Elbette, buyurun dedim, bu adamın çok farklı bir enerjisi vardı. Leva Hanım, bu gün nasılsınız? Sabah görüşemedik, nasıl gidiyor proje hazırlıkları? Ya Toprak dedim, hanımlı beyli konuşmasak, valla yanlış anlamayın ama gerçekten bazen sinir bozucu oluyor. En azından mola saatlerinde Leva diyebilirsin. "Hay, sen çok yaşa," dedi. Ben de "Leva desem acaba yanlış anlar mı?" diye gerilmiştim. "Gerilme o zaman, Toprak uşağım," diyerek tebessüm ettim. "Ha, o zaman anlaştuk," Leva diyerek şiveyle karşılık verdi. Toprakla keyifli bir sohbetin ardından işimizin başına dönmüştük. Mesai çıkışı bana tahsis edilen aracı görünce, "Bir dibim düşmedi desem yalan olur," acayip havalıydı. Nardo gri bir BMW bana göz kırpıyordu. Arabanın etrafında bir tur dönüp aşk yaşadıktan sonra arabaya atlayıp evin yolunu tuttum. Bizim emektar Anadolu bunu gördüğünde, "Hayata küsüp kesin çalışmayacak.” Meryem’i arayıp onu gezmeye çıkarmak geldi aklıma; sabahki kahvaltı jestine karşılık haketmişti canım arkadaşım. Eh, Kandemir Holding benim hünerlerimden faydalanacaksa, ben de pekala onların hizmetlerinden faydalanabilirdim. Sonuçta karşılıklıydı her şey. Biraz gazı kökleyip hızlıca mahalleye giriş yaptım. Meryemlerin evinin önünde durduğumda kornaya basıp ona çıkmasını söyledim. "Hacer teyze, oyyu kız, ha bu nedur Leva? Ha, bu arabaysa bizim bindiklerimiz nedir? Ha beni de gezdur," dedi. Emrin olur Hacer teyzem "Siz hazırlanın, nenemi de alıp geliyorum," “Hay sen çok yaşa “diyerek içeriye girdi.Ben de bizim evin önüne durup bir kornada orada öttürdüm. Babamla nenem kapıya çıkınca şaşkınlıkla, "Kız hayırdur banka mı soydun?" Nerden çıktı ha bu araba dedi nenem. "Aşk olsun nenem, biz harama el uzatır mıyız? Ha, şirket tahsis etti." "Eh, benim gibi mühendisi kaçırmamak için; Ne var ne yok, seriyorlar önüme. De haydi gel, gezdireyim seni," dedim. Nenemi bastonunu koluna takıp hızlı adımlarla yanıma geldi. Babam, "Hayırlı olsun benim akıllı kızım," Sonra, "Beni de gezdir, bir tur," diyince, elimle kaptana selamı verip, "Emrin olur kaptan," diyerek nenemi bindirdim yanıma. Sonra Hacer teyze ve Meryem'i de alıp şehir merkezine sürdüm arabayı. Otobana çıktığımızda müziğin sesini açıp "Uçmaya hazır mısınız kızlar?" diyerek hafif gazı kökledim. Kazım Koyuncu'nun "Ela Ela" şarkısını da son sesle verince nenem bile hafiften kollarını oynatıyordu. Biraz Trabzon sokaklarında gezip uzun zamandır mahalleden, hatta evden çıkmayan nenem ve Hacer teyzemi de bir çay içirmeden eve dönmek istemedim. Sahildeki çay bahçesinin önünde durup hepsine hitaben, "Evet kızlar, deyin hele bakayım, karnınız aç mıdır ? Ha bugün bendensiniz Hacer teyzem, ha güzel kızım. Biz tokuz da, bizi arabanla gezdirmen bile yetti, gerek yoktur." Nenemde, "He, tokuz yavrum, boşver da para harcamaya yer mi araydın, çeyizine biriktir paran çoğalsın." dedi. "Çoktur param, nenem. Madem karnınız tok, bir çay içmeden götürmeyrum sizi eve. Hadi, itiraz yok kızlar, bu gece eğleneceğiz." diyince nenem bile kıkırdamıştı. Çay bahçesinin en güzel masasına yerleşip garsona el işareti yaptım. O gelip sipariş alırken çayın yanına tatlı da getirmesini söyledim. Nenemin ve Hacer teyzemin gözleri ışıldıyordu. Cefakar analarımızı bazen gerçekten ihmal ettiğim aklıma dank etti. Biz hayatın telaşına, işe güze kendimize zaman ayırırken onların sosyal hayatını baltaladığımızı unutuyorduk. Onların gözlerindeki mutluluğu gördüğümde kendi kendime bir söz verdim; bu kadınları fırsat buldukça gezdirmeye, onların sosyal hayatla daha çok buluşmasına yardımcı olacaktım. Biz neşeyle, sohbetle çayımızı ve tatlımızı yerken bir ara Meryem, "Uyyy!" deyince bakışlarımız ona döndü. "Ne oldu kız, bir şey mi çıktı tatlında?" derken gelenlere bakınca, "Leva!" Ha gelenlere bak diyince kafamı kaldırıp gelen patronum ve Toprak'ı görmem bir olmuştu. Ben kafamı kaldırınca haliyle nenem ve Hacer teyze de onları görmüştü. "Hay, ben bu işin bana gelişini..." Bizim masaya yaklaşan Toprak, "İyi akşamlar, Leva." dedi. Daha sonra Polat Bey, "İyi akşamlar, keyfiniz bol olsun hanımlar." diyerek tatlı bir tebessüm yerleştirdi suratına yakışıklı puşt… Polat beyin bu kadar nazik ve kibar olduğuna ilk kez şahit oluyordum. Gerçi iş yerinde de kibardı ama o egosu yok muydu? Neyse… Onların selamı üzerine nenemin sorgulayıcı bakışları, Hacer teyzenin de keza aynı bakışlarıyla ayağa kalkıp "İyi akşamlar beyler, tanıştırayım" dedim. Babannem Emine Hatun, Hacer teyzem komşumuz, aynı zamanda manevi annem sayılır ve Meryem de hem komşu kızı hem can dostum. Bu beyler de Polat Bey, patronum ve Toprakta hem patronum hem iş arkadaşım dedim. Toprak, samimi bir ifadeyle babaannemin elini öpüp "Memnun oldum Emine teyze, sizlerle de öyle" dedi. Polat Bey de babaannemin elini öpüp "Tekrar nasılsınız, tebrik ederim Emine Hanım, çok yetenekli bir torun yetiştirmişsiniz" dedi. "Sağolasın uşağum," dedi nenem, ikisine de beğeni dolu bakışlar atarak. "İşiniz yoksa buyurun birer çay içelum, torunum kimlerle çalışıyor ben de tanımış olayum." Babanneme ölücü bakışlar atsamm da pek umurumda olmamıştı. Toprak bizimle sohbet ederken nenem çoktan Polat’ı gözlem altına almıştı. Ama bilmediği, Polat’ın çoktan başı bağlı olduğuydu. Laf sırasında "Bekar mısınız uşaklar?" diye sordu. Neneme "Nene" diye tıslasam da pek istifini bozmadı. Polat hafif sırıtarak bakışlarını bana çevirip "Bekarım Emine teyze" diyince "Yalancı puşt," dedim kısık bir sesle. Ama Polat duymuştu benim söylemimi. Gözlerimin içine bakıp "Bir şey mi dedin?" Leva dedi. Alaycı bir sırıtışla "Yok bir şey Polat Bey," dedim, elime çayı alıp umursamaz bir tavır takındım. Polat ve Toprak da bize eşlik ederken nereden geldiğini anlamadığım Oruç ve Çınar da çıkagelmişti. Burun cenaze namazına… Meryem’e bir bakış attım, "Vallahi ben bir şey demedim," dese de dudaklarını kemirdiği için kendini ele vermişti. Çınar, "Hayırdır kızım, ne işiniz var burada, hem bu dallamalar kimdir?" diyerek nenem, anne Meryem ve beni tek tek saydı. Ben cevap vermeden nenem bastonunu yere vurup, "Dur hele Çınar, yanlış bir şey yoktur, bu uşaklar Leva’nın patronları, biz otururken karşılaştık, tanışıyoruz, hele siz de oturun," diyince Çınar’ın öldürücü bakışları Polat ve Toprak’a çoktan dönmüştü bile. Polat da Çınar’dan pek hazmetmemiş, durmadan birbirine alttan alta laf sokup durmuştu. Oruç’la Toprak iyi anlaşırken nenemin odağı halen Polat’taydı. Geceyi sağ salim atlatamayı dilemekten başka elimden bir şey gelmemişti. Çınar, Meryem’in ya da benim fark etmez, etrafımızda erkek sinek görmesine tahammülü yoktu. Ama Oruç, artık aileye girmesi an meselesi olduğu için onunla takılmaya başlamıştı, belli ki. Neyse ki korktuğum olmamış, geceyi sakince tamamlamıştık. Polat ve Toprak önce kalkarken,Oruç ve Çınar’a dönüp, "Siz ne halt etmeye bizi rezil ediyorsunuz ya?" diye cırladım. "Ne yaptık acaba?" dedi Çınar, manidar bir ifadeyle. "Ula, adamlar patronunum dedik ya ne demeye uğraşırsın?" dedim. "Ha, Toprak mıdır o uşak, iyi gibi ama o Polat itini gözün tutmadı, bilesin." "Leva!" Nenem;"Nereden bileysun Çinar sen karışma, bakayum! Ha, geç oldu, tartışmayı bırakın da haydi eve gidelum," dedi Emine Sultan. "Tamam nenem, hemen hesabı halledip geliyorum." "Sen otur," dedi Çınar abi ama keskin bakışlarımı atıp ben çıkardım hanımları. "Siz sonradan geldiniz, bu gece benden abi karışma," dedim. "Olmaz," diyerek tekrar aramızda bir tartışma daha başladı. Bizimkiler oflarken, garsona el işareti yapıp hesabı istedim. Garson, "Hesap ödendi efendim," diyince, "Kim ödedi ula?" dedi Çınar. "Demin yanınızdan ayrılan beyefendi ödedi efendim." "Hah, hele şükür," dedi nenem. "Yarın teşekkür edersin Polat oğluma." "Hey Allah'ım, tamam nene, ederim oni," diyip kalkıştık. Oruçla Çınar kendi arabalarıyla giderken, bende kızlarla yeni bebeğime binip yola koyulmuştuk. Dönüşte hafif slow bir müzik açıp akşamı düşündüm. Polat bekarım demişti ama Melisle olan yakınlığı aklımı kurcalıyordu. Saklayacak bir tipi yoktu, "Acaba Melis mi sırnaşıyor?" diye düşünmeden edemedim. "Hay lanet, nereden gelirdi aklıma?" Önce Meryem’i ve Hacer teyzeyi bırakıp biz de nenemle eve geçtik. Nenemin radarına yakalanmadan hızlıca odama çıktım. Şimdi beğendiği Polat’ı kesin bana övmeye başlayacaktı. Bu akşam çok farklı bir Polat vardı; çapkın Polat gitmiş, yerine efendi, ağır başlı bir adam gelmişti. Bir hafta yoğun bir tempoyla geçmişti. Proje ekibinden henüz bir onay gelmemişti. Olumsuz bir sonuç çıkmadığı için sevinirken işime daha da yoğunlaşıp yeni gemiler tasarlamaya bile başlamıştım. Toprakla daha çok arkadaş olmuştuk. İş yerinin soğuk, disiplinli havasını toprak sayesinde daha rahat geçirir olmuştum. Aşk hayatını sorduğumda, "Bana göre değilsin, Leva bacım, seni kız kardeşim olarak görüyorum, boşuna beni tavlamaya çalışma," diyince kısa bir kahkaha atıp, "Yok, kafayı sana fena halde taktım. Ya benimsin ya kara toprağın," diyince Polat’ın arkamızda olduğundan habersiz şakalaşıyorduk. "Muhabbetiniz bol olsun, leva hanım, Toprak bey ama mesai çoktan başladı, işinizin başına," diyerek elindeki kahve kupasını sertçe masaya koyup uzaklaştı. "Ne oldu ki şimdi?" dedim toprak'a bakıp. Toprak sırıtarak, "Bilmem, levacığım ama en iyisi işimizin başına dönelim, ne de olsa büyük patronu kızdırmak istemeyiz, değil mi?" derken göz kırptı. Bu tavır neydi ki şimdi? Polat bizi kıskanmış olamazdı, değil mi? İdris polat Kandemir Toplantıdan çıkınca odama dönüp bir kahve istedim. Raporlara bakarken telefonum çalınca raporları kenara bırakıp arayana baktım; Leva beni arıyordu. Yüzümde sebepsiz bir sırıtışla cevapladım. Ona tahsis ettiğim arabanın tüm çalışanlara verilip verilmediğini soruyordu. Çalışkanlığını ve zekasını bahane edip kabul etmesini sağladım; o da neyse ki itiraz etmemişti. Öğle yemeğini Leva ile birlikte yemeyi düşünmüştüm ama odasına gittiğimde boştu. Kaşlarımı çatıp mühendisler sekreterine Leva'yı sordum. O sırada Melis, Leva'yı aradığımı duymuş olacak ki, "Polat Bey, Leva Hanım Toprak Bey ile birlikte terasta çay keyfi yapıyor efendim," diyerek sinsice sırıttı. Ellerimi cebime sokup, "Leva Hanımı sana sormadım Melis, üzerine vazife olmayan sorulara çok meraklısın, dikkat et," diyerek asansöre yöneldim. Melis'e yüz vermesem de korktuğum başıma gelir diye ödüm kopuyordu. Sadece tenini istediğim kızı neden bu kadar kafaya takmıştım, kendime de inanmıyordum. Terasa çıkınca Toprak ve Leva'nın sohbet ederek çay içtiğini gördüm. Leva oldukça eğleniyor gibiydi. Yumruklarımı sıkıp gerildim, geri odama döndüm. Yok, bu böyle olmayacaktı; Toprak'a açıkça sormalıydım. Dostumdu bu adam benim, eğer aralarında bir şey varsa edebimle çekilirdim. O saatten sonra Leva'yı düşünmek bana yakışmazdı. Sinirle saate bakıp molanın bitmesini bekledim. Mola bitince Toprak'ı arayıp odama çağırdım; bu iş bu gün bitecekti. Eğer Toprak ona karşı bir şey hissediyorsa geri çekilmesini bilirdim. Belliki Leva da onunla mutlu görünüyordu. İçimin sıkışması da neyin nesiydi, arkadaş? "Offf," diyerek saçlarımı karıştırdım. Öyle bir girdabın içindeydim ki ne kadar debelenirsem o kadar içine batıyordum. Odanın içinde deli gibi dolanırken Toprak'ın odaya girdiğini fark etmedim bile. "Hayırdır, lan ne dolanıyorsun, deli danalar gibi bir sorun mu var?" dedi. "Yok," dedim, biraz sert çıkışarak. Sonra sakinleşip, "Var Toprak, sana bir şey soracağım ve bana dürüst olacağına eminim," dedim. "Polat, ne oluyor kardeşim?" dedi endişeyle. Derin bir nefes alıp tek seferde sordum. Levayla aranda ne var Toprak?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD