Kafa karışıklığı 🤔🤔💕💕

2371 Words
İdris polat Kandemir Leva odadan çıktıktan sonra hemen Toprak’ı yanıma çağırdım. Mücevher bulmuşuz, haberimiz yok. Leva’ya çok belli etmemeye çalışsam da kız harbiden başarılıydı, çizimleri ve fikirleri muhteşemdi. Kısa bir süre sonra Toprak gelince, "Gel lan, öpeceğim seni puşt," dedim. "Ne o lan, kızlar bitti, bana mı halleniyorsun, ne öpmesi?" diyerek sırıttı. "He amına koyim, sana bir yükseldim, siktirme belanı da geç, otur!" Toprak,"Ne oldu oğlum, şaka bir yana, ne bu neşe?" "Oğlum, cevher bulduk, cevher! Al bak şu çizimlere, ne dediğimi o zaman anlarsın." Leva'nın çizimlerini gösterip vereceği tepkiyi bekledim. Kısa bir incelemenin ardından, "Lan, şirkete cevher bulmuşuz haberimiz yok.Kimin abi bu çizimler?" Dün akşam konuştuğumuz ve bugün iş görüşmesine gelen gemi mühendisi Leva'nın. Toprak;"Vay arkadaş, birkaç saat izin aldım, neler olmuş neler!" "Aynen öyle dostum, ben çok da şımarmasın diye proje ekibi falan diye beklettim." Toprak;"Sen mal mısın Polat, ne diye şımarsın? Oğlum, bu kız ödül aldığı kadar var, bir de şımarmasın diyorsun, şımarsın! Bu çizimleri çizen şımarsın!" "Tamam lan, abartma. Sen şimdi git proje ekibini topla, onlar da üzerinden geçsin. Yarın onaylandığını söyler, sunum dosyasını hazırlarız." Toprak;”Yanlız bu cevherle tanışmak istiyorum Polat, Sezar'ın hakkı Sezar'a, oğlum." "Tamam, sen dediğimi yap, mesai bitimine yakın gider tanıştırırım seni." "Tamam, hemen hallediyorum," diyerek çıktı. Kız için neler düşünmüştüm ama hem güzel hem zeki olması hem libidomu hem de hayranlığımı tavan yapmıştı. Leva’yı tavlamak belki zor olacaktı ama kirazı andıran dudaklarının tadına yakın zamanda bakacaktım. Yanımda durduğu zaman kokusu nefsimi zorlasada profesyonelliğimi elden bırakmamış, irademe kesinlikle sahip çıkmıştım. Bu irade ne kadar sürer bilmiyordum ama farklı şekilde yaklaşırsam hem projeyi baltalardım hem de şansımı. O yüzden her şey yavaş ve etkili olmalıydı. Mesai bitimine yakın Toprak yanıma geldiğinde "Hadi gidip yeni cevherimizi yakından tanıyalım" diyerek beni çekiştirdi. Leva’nın odasına girince titizlikle çalıştığına şahit oldum. Toprakla tanıştırıp karşısına geçip oturduk. Kısa bir süre sonra ikisi de varlığımı unutup sohbete dalmıştı. Hayır, bu kibarlık abidesinin saçma espirilerine gülen kız benim espirilerime bıçakla dalıyordu. Gerçi bugün hiç laf sokamamış, iş üzerinden sohbet etmiştik. Onlar konuşurken elime telefonu aldım, ikisinin de beni unutması şakamıydı. En son artık sabrım kalmayınca "Yeter artık!" dedim bir anlık sinirle. Toprak ve Leva ani çıkışıma şaşırmıştı. "Hay senin öfkene, Polat!" dedim içimden. "Pardon," dedi Leva,haklı olarak doğal bi tepki vermişti.Bu günlük bu kadar çalışma yeter artık diyerek toparladım.Toprak;haklısın kardeşim Leva hanımı da yeterince yorduk artık dinlenme zamanı o halde yarın görüşürüz diyerek ayaklandı.Bende onun ardından “iyi akşamlar Leva diyerek önden çıktım.Gereksiz muhabbetlerine gıcık olmuştum.Toprak geride kalırken. Odama geçip çıkmak için hazırlandım. Bana da müstehaktı, ne diye inatçı bir kızı gereksiz kafaya takmıştım ki her neyse, beni anca güzel bir kadın sakinleştirirdi. Bu öfke niyeydi, onu da anlamadım ama eğer Toprak kızdan hoşlanırsa işte o zaman sıkıntıydı. Bir kızla bu kadar uzun süre sohbet ettiğine hiç şahit olmamıştım. Ulan, etkileyip yatmayı planladığım kızı dostumla paylaşacak kadar şerefsiz de değildim yani... Kendine gel Polat diyerek odadan çıktım. O sırada Toprak ve Melis asansörü bekliyordu. Şimdi Melis çatlağının yanında da bir şey sormazdım. Toprak’ta gerginliğimi anlamış olacak ki omzumu sıktı ve "Hayırdır?" bakışı attı. Yok bir şey diyip ellerimi cebime soktum. Asansörden inip çıkışa yürürken girişteki sekreter Toprak'ı durdurup bişey soraraken, biz Melis'le çıkış kapısına gelmiştik. Güvenliğe arabamı getirmesini söyleyip ileride bekleyen Leva’yı gördüm. Tam ona yöneleceğim sırada Melis ayağı takılıp koluma girdi.Takılacak bişeyde yoktu yerde.Bilerek girmişti koluma. "Ne yapıyorsun kızım sen?" demeye kalmadan Leva’nın bakışlarını gördüm. Bizi samimi sanmadıysa bende bir şey bilmiyorum. Leva arkasını dönüp gelen taksiye binerken ben de kolumu Melis'ten hızlıca kurtardım. "Ne halt ediyorsun lan sen?" diye hiddetle seslendim. "Masummuş gibi bir bakış takınıp, düşüyordum az kalsın. Polat Bey, vicdansız mısınız ya?" diye duygu sömürüsü yapmaz mı? Ulan ben de mal gibi dinliyorum ya şu kızı. "Tamam, çekil şuradan Melis. Uza, hadi mesai bitti. Hem sen ne diye benim yanımdasın kızım? Melis, seni son kez haddini aşmaman için uyarıyorum. Çalışan kimliğini koru, yoksa işinden olacaksın." Melis’in yüzü düşerken, "Peki Polat Bey, iyi akşamlar." diyerek uzaklaştı. Arkamdan gelen Toprak, ensemi sıkarak, "Sen harbi puştsun Polat, hem de su katılmamış bir puşt." "He puştum amına koyayım, var mı?" diyerek ona sataştım bu kez. "Oğlum, kızla birlikte oldun, tamam. Şimdi istemiyorsun eyvallah ama tam bir pislik gibi davranma bari. Karşında bir bayan olduğunu unutma." Konuştu, "Bay centilmen, kız şeytanın Karadeniz şubesi oğlum." Neyse ya, boşver Toprak, hadi gidelim artık, daraldım da daraldım. "Hah, geldi yangaz Polat” diye sırttı, en yakınımdı Toprak. Ona tavır yapacağım veya sırtımı döneceğim bişey asla olamazdı aramızda.. Toprak omzumu sıkarak, "Ne konuşuyon oğlum kafanın içinde?" diye sorunca iç savaşımdan çıkıp, "Yok bir şey lan, hadi az içip dağıtalım." dedim. Toprak;"Ben gece kulübüne falan gitmem Polat. Meyhaneye gideceksek içerim ama dan dan kafam kaldırmıyor." "Tamam lan, yürü rakı balık yapalım." "Hah, bak oni yaparum işte." diyerek şiveye de geçmişti. Sakin bir mekan olan Demir Usta'nın meyhanesine gelmiştik. İçerinin samimi atmosferi tam bir dost mekanıydı. Her zaman oturduğumuz masaya geçip Demir Usta'ya selam verdim. O da ocaktan yana kayıp, "Hoş geldiniz uşaklar, ne atayım size?" diye sordu. Toprak ‘a bakıp, "İki levrek at Demir Usta, bir de 45'lik aç, hafiften donat işte, da her zamanki gibi," dedim. "Tamam uşak, ayarlıyorum hemen," dedi Demir Usta. Demir Usta rakıları ve mezeleri masaya koyarken, biz de Toprak'la ufaktan içmeye başlamıştık. Oradan buradan dertleşirken, Toprak'ın Leva hakkında ne düşündüğü beynimi kurcalıyordu. Cesaret edip de soramamıştım ama bir yanım kıvranıp duruyordu. Daha ilk dakikada sormak saçma geleceğinden ve sanırım alacağım cevaptan korkarak. Boşver be Polat dedim kendime; karşımdaki adam benim dostumdu, gereksiz neyin tiribine giriyordum ki? Toprak bardağını kaldırıp, "Güzel günlere, kardeşim," dedi. "Gelecek günler güzel olur mu bilinmez ama..." Güzel günlere diyip, fondipledim rakıyı. Toprak; yavaş ula acelen nedir?Daha balıklar gelmedi diye uyarınca hafif tebessüm edip benim neyim yavaş oğlum da rakı içmem yavaş olsun hadi hadi diyerek bardağımı kaldırdım.Toprak da bana uyarak devam etti.Balıklar gelince sohbetimiz devam ediyordu. Çocukken yaptığımız yaramazlıklardan, üniversite düşürdüğüm kızlardan bahsettik. Sohbet uzadıkça, rakının etkisiyle de hafif çakır keyfi olmuştuk. Gecenin sonunda her zaman yaptığımız dost gecesini kafamdaki düşünceleri geride bırakarak kendi kendime akışına bırak Polat dedim yaşanacak olandan kaçamazdı insan. Ortada fol yok yumurta yok bir kız için Toprakın güvenini zedelemeye gerek yoktu.. Sabah başımda müthiş bir ağrıyla uyandım. Rakı içtiğimde hep o uyuz ağrı olurdu ama yine de bunu yapmaktan kendimi alıkoyamıyordum işte. Sert bir kahve ve aspirinin ardından soğuk bir duş alıp kendime geldim. Şirkete geçtiğimde mesai çoktan başlamıştı. Melis gelip resmi şekilde bugün yapacaklarım ve toplantılarım hakkında bilgi verip çıktı. Dünkü ayar kendine getirmişti; illa sert olmak gerekiyordu demek ki. İmzalanması gereken belgeleri imzalayıp gelir toplantısı için odadan çıktım. Leva’yı kahve makinesinin önünde görünce kısa bir an ona odaklandığımı fark etmemiştim. Nasıl da güzel olmuş, vicdansız.. Piç Polat devreye girmişti yine. Ah o hatları! Ulan neler düşünüyordum ben diyerek patron Polat’a geçiş yaptım. Bana dönen bakışlarına karşılık başımla hafif selam verip iyi çalışmalar dileyerek toplantı odasına geçtim. Elim boş olduğunda piç Polat devreye girebilirdi. Leva kazdal Taksi mahalleye girdiğinde kalabalık bir grup Meryemlerin evinin önünde toplanmıştı. "Burada ineceğim" diyerek ücreti ödeyip taksiden indim. Belli bir haltlar olmuştu. Bir an durup ne olduğunu çözmeye çalıştım. Babam ve Temel Amca, Çınar'ı tutmaya çalışıyordu. Oruç’un ağzı yüzü dağılmış, Meryem ağlamaktan helak olmuş bir haldeydi. "Ne oluyor?" demeye kalmadan Çınar, babamların elinden kurtulup Oruç’a saldırmak üzereyken, "Hey Çınar delisi!" diyerek hızlıca Oruç'u arkama aldım. Beni görünce,yumruklarını havada sıkıp "Çekil şuradan, Leva! Arada kaynacaksın, kızım, delirdin mi?" diye bağırdı. "Asıl sen delirmişsin! Çınar abi, ne oluyor? Ne yaptı Oruç?" Az çok ne olduğunu tahmin ediyordum ama Çınar’ı bu kadar delirten ne olmuştu, işte onu bilmiyorum. "Ne olacak? Ha, bu arkaladığın şerefsiz benim bacımı çaylıkta... Tövbe tövbe, konuşturma kızım! Beni çekil diyorum sana, Leva! Dur hele abi ya!" diyerek konuşmaya başladım. "Tamam, haklısın, belki yanlış yapmışlar. Ha, bilmey misun, ha bunlar birbirlerine sevdalıdır. Yapma etme, Çınar abim, gel, he de artık kavuşsunlar da sen de kaçak göçek buluşmalardan delirme." Çınar;"Sen karışma, Leva! Hep senden yüz buluyor. Bunlar olmaz, benim ha bu şerefsize verecek gardaşım yoktur.” Bu kez benim deli damarım kalkmıştı. "Oruç şerefsiz olacak, ne yaptı abi? Ne kötülüğünü gördün, ha bir de bakayım!" "Hem okudu, hem çalıştı, mis gibi mesleği vardır. Hangi kıza yan gözle bakmıştır bu güne kadar? Bir Meryem’i sevdi, Meryem de onu. Ha, bir iki kez buluştular diye ne ortalığı ayağa kaldırdın?" "Hem sen çok mu düzgünsün, Çınar abi? Açtırma benim bayramlık ağzımı, altında kalırsın!" diyerek diklendim. Benim sözlerimden etkilendiği belliydi ama Laz damarı tutmuştu. Çınar;"Ben anlamam, olmaz bu iş. Uzak duracaksın, ula gardaşımdan! Bak, bir daha yakalarsam vururum Allah’ıma!" "Ha, yaradanı ne karıştıraysun, Çınar abi? Yahu sen hiç mi sevmedin? Hiç mi merhametin yok?" diyerek vicdanına oynadım bu kez. Çınar;"Sevdim," dedi, gözlerimin içine bakarken, "hem de çok sevdim ama kavuşmak nasip değilmiş." Neydi ki o bakışlarındaki hüzün? Ah, Çınar abi, neyse, onun sevdasını sonra düşünür, bir çare bulurduk. "He bak, sende sevmişsin birini.Halden anlamaz gibi ne diye daha keçi damarın tutayı?" "Offf, Leva, offf!" diyerek kükredi. Yahu abi, neden bu inat? He de gelelim, isteyelim Meryem’i, kavuşsunlar daa.. Bu sırada Hacer teyze de beni destekleyerek, "Oğlum, aslanım, bak kardeşin çok üzülüyor. Hadi artık bırak inadı da tatlıya bağlayalım şu olayı," dedi. Temel Reis ve babam da ısrar edince, Çınar abi kafasını havaya kaldırıp sıkıntılı bir nefes aldı. Yahu hepiniz bu iti savunursunuz da ben, kaç kızı idare ettiğini bilmediğim bir adama kız vermem. Bu kez şaşıran ben olmuştum. "Ne kızı abi, ne dersin sen?" diyerek bu kez Meryem konuşmuştu. Kıskançlık damarı aniden kendine getirmişti. Çınar;”Ben bu herifi geçen gün bir kızla kafede el ele gördüm, oldukça samimiydi," dedi.Bu kez Oruç; "Sen ne dersin abi? Benim gönlümde Meryem’den başka kimseye yer yoktur." Çınar;"O halde kimdi lan yanındaki kız, hıyar ağası? Sen kardeşimle aynı anda mı idare edersin o kızı?" diyerek bir kez daha üzerine yürüdü Oruç;"Yav, hangi gün, nerede gördün? Ben o kadar şerefsiz miyim? Delirtme beni Çınar abi, bak abimsin,saygıdan karşında diklenmiyorum. Ben ne Meryem’ime ne de kendi şahsıma bu pisliği yapmam." "Çınar, gördüm, ula gördüm. Neyi savunursun sen? Gözlerime mi inanayım, sana mı?" Dedi.Bu kez Meryem tırnaklarını çıkarıp Oruç'un üzerine yürüdü. "Ula Oruç, bana doğruyu söyle, abim yalan konuşmaz. Sen beni aldattın mı?" Oruç;Yahu dellenme, asi ceylanım, vallahi billahi yok ula kimse." Sonra Meryem aydınlanmışçasına, "Ula geçen gün senin Giresun’dan teyze kızın gelmişti, Trabzon’daki doktor için o olmasın abimin gördüğü?" dedi. "Oruç'ta tabi yaaa, biz ceylanla ve kocasıyla kafede oturup çay içmiştik, tahlilleri beklerken." "Çınar, başka adam yoktu ula yanınızda, hem sen elini tutmuştun kızın." Cevdet bir ara tuvalete gitti. "Ceylanla çocukları olmuyor abi, ağlayınca teselli etmek istedim kardeşim. O benim, sen de o arada görmüşsün demek ki," diyerek telefonunu çıkardı. "Bak, bu kız değil miydi gördüğün?" Çınar telefona bakınca şaşırıp, "He, bu kızdı," dedi. Olay tamamen yanlış anlamadan ibaretti, çok şükür. Temel amca devreye girip Çınar'ın omzunu sıktı. "Çınar evladım, bak oğlum, suçsuzdur. Olay ortaya çıkmıştır. Hadi bırak inadı da gelelim, isteyelim Meryem kızımı." Çınar sonunda pes etmişti. "Tamam, Temel Amca, gelin isteyin," diyince ortalık bir anda şenliğe dönmüştü. Çınar, yanlış düşündüğünü ve Oruç'u suçladığını anlayınca Oruç'a dönüp, "Yanlış şeyler düşündüm hakkında, aslanım, kusura bakma," dedi. Oruç da anlayışla, "Olur abi, öyle şeyler ama keşke gelip o an sorsaydın, bu kadar üzülmezdik," dedi. "Ula, yavşama hemen, kardeşimle kenarda kıyıda buluşmanıza hala ayar oluyorum, onun için seni ayrı haşlayacağım, hele şu kalabalık bir dağılsın," diyerek hafiften tehdit etmişti. Çok sesli söylemediği ve yakınımda olduğu için sadece ben duymuştum. Biz böyleydik işte, bir an fırtına gibi eser ama birbirimizi dinleyince eğer sebepleri haklıysa ortalık süt liman olurdu. Herkes yavaştan dağılırken Temel Reis de babamla bize geçiyordu. Meryem’i kenara çekip, "Hadi kız yine iyisin, bak hayallerin gerçek oluyor," dedim hafif sataşarak. "Değil mi kız, valla çok mutluyum. Başta abim öldürecek sandım Oruç'u ama çok şükür izin verdi. Valla utanmasam, 'Horon tutacağım,' diyerek sarıldı bana. Deli kız, çok mutlu olun inşallah." "Neyse kız, valla çok yorgunum, şimdi eve geçeyim, yarın yaparız dedikoduyu." Meryem;"Tamamdır, ortalık karışınca arayamadım seni. Ne yaptın, kaptın mı işi?" diye sordu. "Yani kızım, kaçar mı? Ama çizim yaptım, kafam fena kazan gibi. Yarın sabah kahvaltıya gel, konuşuruz." "Tamam, görüşürüz o zaman, git dinlen hadi," iş hatunu dedi göz kırparak. Çınar abi ve Hacer teyze'ye de iyi akşamlar dileyip eve geçtim. Duşa girip gün içinde yaşadıklarımı düşündüm. Melis Polat'ı kıskandığı için bana kendince cephe almıştı, beni bir tehdit olarak algılamış olmalıydı ama bilmediği şey, kimsenin sevgilisinde gözüm yoktu. Ben sadece işimi yapmak, kariyerimle ilerlemek istiyordum. Kimsenin nazını niyazını çekecek halim yoktu. Melis de bana bozuk atacağına sevgilisini uyarsındı. Duştan çıkıp ayıcıklı rahat pijamalarımı giyindim. Babam Temel Reis'le kahveye gitmiş, babaannem de çay demlemiş, çok sevdiği diziyi izliyordu. Ben de kendime bir çay alıp babaannemin yanına geçip oturdum. Babannem dizisine odaklanmış, beni pek umursadığı söylenemezdi. Yanaklarını sıkıp sulu sulu öpünce, "Ha durasın, deli kız dizinin en heyecanlı yerindeyum!" ha bu kod kafalı uşak kızı kandırayı. Ha kız da saf salak bir şey, inanıyor bok yiyene. Yahu nenem, alt tarafı dizidir, hepsi kurgu da. Hem sen beni tebrik etmedin, işi kaptım daa, ha bir aferin kızıma demedin. Alınayrum bak, dizi benden daha mı önemli? Televizyondan gözlerini çekip, "Ha benim ay yüzlü torunum, fışkı yesin dizisi!" ben bileydum zaten alacağuni, senden güzel çizen var mı? O gemileri ha seni almasalar, onların kaybı olurdu da. Canım nenem, öyle kolay olmuyor işte. Ama biliyor musun, en çok çocuklar sevinecek. Eğer çizdiğim gemiler kabul edilirse ve anlaşma sağlanırsa, elde edilen gelirle kimsesiz çocuklara destek sağlanacak. "Demaaa, ne güzel bir iştir bu! Oyy benim akilli kizum nelerde başaracak, helal kız saa! Bak şimdi bu işi daha bir sevmişum." Hem de bakayım baa, yok midur orada şöyle, yakışıklı bir uşak okumuş, etmiş kendine göra birinu bul da bari senin murvetuni göreyim, ha babandan ümidu kesmişim. "Hah, ben de nikah memuru Emine hatun. Nerede diyordum, ha bak buradaymış .Nenem ben oraya koca bulmaya değil, çalışmaya gidiyorum." "Hah haspam, ne olmiş? Bir göz gezdirsan belku seversun ha biruni. Ah nenem, ah neyse bu konu uzar gider. Bak çayın bitmiş, sen dizine devam et, ben de çayını tazeleyeyim." Bardağı elime alıp mutfağa yönelirken; "Kaç, senda kaç hepiniz başıma kalın turşunuzu kurayım. İçmeyecem çay filan, çarpıntı yapayi, sen iç," diyerek suratını astı. Babannemde böyleydi işte, ona göre yuva kurmak, çoğalmak önemliydi. Ama ne babam yuva kurabilmişti ne de ben evlilik düşünecek biri değildim. Ben böyle iyiydim. Kalp yangını zordu. Bir kez denemeye çalışmıştım birini sevmeyi o da korkağın teki çıkmıştı. Ben baruttum, ateşim olup beni yakacak kişi henüz karşıma çıkmamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD