11.Bölüm
Rei6 & Ah Canım Sevgilim
Şimal gerginlikle dudaklarını ısırırken bir elini göbeğinin üstüne koydu. Haklıydı, neredeyse doğuracaktı ama hala tık yoktu. Acaba Erez'i mi arasam dedi? Böylece ona anlatabilir, Erez'in bilmediği taraftan da kolayca sıyrılabilirdi. Hızla arkasını dönüp komodine doğru yürüdü. Telefonu yeniden eline alıp yatağa oturduğunda rehbere girdi, Erez'in adına tıkladı. Kulağına yaklaştırdığında çalıyordu. Umarım açardı.
Açmadı.
Şimal bir kez daha denediğinde bacağını gerginlikle sallıyordu. Bu işi artık kesin çözüme ulaştırmaları lazımdı.
Yine açmadı.
Şimal gözlerini yumarak telefonu kulağından çekerken başını kaldırıp öfkeyle ekrana baktı. "Ladin olsa salisesinde açarsın ama!" Sinirle bir kez daha bastı tuşa. "Aç şunu Erez aç!" yeniden kulağına götürüp çalmasını dinlerken titreşim sesiyle telefonu kulağından uzaklaştırdı. Çatık kaşlarla bildirim ekranına baktığında annesinin attığın mesajı gördü. Bu gece evde olamayacağız, yarın erkenden konuşmamız lazım.
Şimal gözerini devirdi. Annesi bildi bileli hep böyleydi. Kızını hep ikinci plana atar, diğerleri önceliği olurdu. Paralar, partiler, lüks yerler, yatlar, katlar... Şimal oflayarak yerinden kalktığında burada durmanın anlamsız olacağını düşündü. "En iyisi şirkete gitmek." Esenler Holding'e daha önce bir kez gitmişti. O da...
Neyse dedi, adresi hatırlıyordu.
Hazırlanıp otel odasından çıkınca koridorda temizlikçi kadın ile karşılaştı. "Baksana!" Kadın ona döndü elinde paspas ile dikilirken baktı. "Buyurun efendim?"
"Bu odayı," dedi Şimal eliyle gösterirken. "Temizlemenizi istiyorum. Diğer odalardan öncelik verilsin. Soran olursa Şimal Suhan dersin."
"Tabii efendim."
Şimal başını sallayarak son kez kadına bakarken çantasını dirseğine asarak yürümeye başladı.
Kadın ona doğru dönerek gidişinizlerken bakışları karnına sonra Şimal'in yan profiline kaydı. İleride asansörün önünde bekliyor, telefonunun ekranına bakıyordu bu kez.
Kadın temizlik arabasını alarak Şimal'in gösterdiği odaya girerken kapıyı kapattı. Ardından formasının cebinden telefonunu çıkararak numarayı tuşladı. "Alo, Erez Bey?" dedi kadın. "Evet şimdi çıktı." Başını salladı. "Tamam efendim. Size haber vereceğim." Kadın etrafa baktı. "Hayır efendim odada kimse yok." Bir müddet daha dinledi kadın. "Asıf Bey önce çıktı, Şimal Hanım bir süre daha odadaydı." Başını salladı kadın yine. "Tamam efendim." Telefonu kapattığında yeniden cebine koydu. Odayı temizlemeden önce araması gerekti.
&
Avuçlarımın arasına tuttuğum kahve bardağıma dalmışken karşımda sandalye çekilmesiyle Gediz'i gördüm. Selam."
Gülümsedim. "Hoş geldin."
Gediz yorulmuş gibi nefesini verirken arkasına yaslandı. "Bitmek bilmedi.
"Ne yaptın ki?"
"Atların yemini taşıdık, sonra temizledik orayı haliyle. Neyseki şimdiki hali çok daha iyi." Hala seradaydık. İlerideki atların çiftliğinden gelen toynak ve koşuşturma sesleri ortamdaki tek gürültüydü. Dirseklerimi masaya koydum. "Hep böyle koşuşturur musun?"
"Bir süreliğine böyle. Yakında İstanbul'a döneceğim."
"Aa," dedim sahi şaşırarak. "Hiç dememiştin?"
"Kesinleşememişti ondan. Ama şimdi kesinleşti. Biliyorsun, İstanbul Üniversitesi'nde öğretim görevlisiydim. Şimdi Marmara Üniversitesine geçiyorum." Dedi Gediz de benim gibi dirseklerini masaya koyup eğilirken. "Hayırlı olsun," dedim sadece ve kahvemi yudumladım. Kahveme göz dikit. "Neli o?"
"Filtre sütlü kahve." Yüzünü ekşitti. "Hiç sevmem."
Gülümsedim. Bardağı dudaklarıma götürürken, bir yudum daha aldım. "Sütsüz kahve benim için kahve değildir."
Gediz tek kaşını kaldırdı. "Türk kahvesi?"
"O kadar da değil." Dediğimde gülüştük. Bir müddet sessiz ortam olduğunda Gediz ensesini kaşıyarak bana baktı. "Ladin?"
"Hm," diyerek ona döndüm. "Efendim?"
"Şu sabahki konuşmamız... Ben düşündüm de biraz ani oldu yani sen beklemiyordun ama ben-"
"Gediz. Sorun yok. Aslında iyi oldu. Nereye kadar saklayacaktın ki?"
"Aklamak değil de" yeniden masaya doğru eğildiğinde, "Dürüst olmak istedim. Sonra öğrendiğinde belki bana kızacaktın. Ne bileyim o an öyle spontane gelişti ya, altında bir şey aramadın değil mi?"
Durdum. "Ne gibi?"
"Ne bu hız der gibi? Acaba çıkarı mı var?" diyerek taklidimi yaptığında sırıttım, "Yok yani evet insan bir duraksıyor kuşku duyuyor ama..." Gözlerine baktım. "Ben dürüst, açık sözlü olduğunu bildiğin için çok da yadırgamadım."
Ellerime uzandı. "Ladin..." Buna izin verdiğimi görünce mutlu olmuştu, gözlerinden anlıyordum. "Senin ve kızın için-"
"Bu meseleyi bir süre konuşmasak olur mu? Ben sadece Arzu öğrendi diye sana söylemek istedim."
"Yoksa söylemeyecektin?"
Başımı salladım. "Evet söylemeyecektim, ben senin kadar açık sözlü dürüst değilim maalesef." Kahvemden bir yudum daha aldım gözlerim uzağa kayarken. "Belki yalancı, insanları kandıran, kullanabilen Ladin'im..." bu sözler onun tarafından kalbime işlendiğinde ne kadar ağır yara aldığımı bilmiyordu.
Erez.
Gözlerimi yumdum.
"Saçmalama." Dedi Gediz kaşlarını çatarken. "Sen asla böyle bir insan değilsin. Kandırmak, kullanmak da neymiş."
"Beni o kadar tanımıyorsun ki."
"Sonuçta tanıyorum, bunları yapamayacak kadar biliyorum seni. O kadar da değil Ladin, o kadar da değil." Sessiz kaldım kahvemi içmeye devam ettim.
"Sen de içer misin sormadım ama?"
"Yok ben aslında yavaştan kaçsak mı diyecektim?" Kolundaki saatine baktı. "Ancak gideriz."
"Olur." Dedim kupayı masaya bırakırken. Başımı salladım. "Kalkalım."
&
Eve geldiğimizde babaannem bağda üzüm yapraklarını koparıyordu. Başına bağladığı yazması hafif kaymıştı, şalvarı da ıslanmış kirlenmişti. Gediz ellerinde torbalar ile, "Ben mutfağa geçeyim." dediğinde başımı sallamakla yetindim sadece.
Ayakkabılarımı çıkarıp terliklerimi giydikten sonra çantamı vestiyerde bırakıp bahçeye indim. Güneş batmak üzereydi. Biz de sabah öğleye doğru çıktığımıza göre bağdan hiç çıkmamış demektir bu.
"Babaanne..."
Elinde kazma ile durdu, bana döndü. "Ladin?" Dizlerine elini bastırarak doğruldu. "Ne zaman geldiniz? Hiç duymadım."
"Şimdi. Daha yeni." Kaşlarımı hafif çatarak babaannemin yüzünü avuçlarımın arasına aldığımda bana bakmıyordu, ellerini siliyordu beze. "Yüzün mü solmuş senin?"
"Toprakla uğraş öyle olur kızım. Hadi üzerini değiş de sofrayı kuralım. Acıkmışsındır." Neden kaçıyordu neden geçiştiriyor gibi hissediyordu bilmiyordum, yine de üstelemedim. Başımı sallayarak onaylarken babaannem yanımdan geçti. "Ha babaanne, Gediz de burada. Bu gecelik kalacakmış. Sana sormadım ama sorun edeceğini düşünmediğimden."
Duraksadı yandan baktı bana. "Tamam yavrum salona açarız ona yatak. Allah'ın misafirini geri çevirmek olmaz." diyerek bağdan indiğinde kapıya yürüdü. Bağın ortasında yalnız kaldığımda ellerimi belime koydum. Babaannemin bir derdi olduğu belliydi. Yoksa böyle sıkıntılı hallere girmez, kaçak bucak cevaplar vermezdi.
Cahit Suhan.
İçim bir kez daha nefretle doldu.
Kadına artık ne söylediyse bu hale gelmesine izin vermişti.
"Senin suyun çok ısındı artık Cahit Suhan!" Dişlerimi sıktım. "Seninle adamakıllı konuşmanın zamanı geldi."
Hava iyiden iyiye karardığında yemeğimizi içeride yemiştik. Ardından babaannem çay koyun dediği için Gediz ile beraber sofrayı topladıktan sonra mutfağı da topluyorduk. Ben bulaşıkları yıkarken o da çayı demliyordu. Ona baktım yandan. Suyu döküyordu. Yeniden önüme döndüm. "Babaannemin bir derdi var belli."
Başını kaldırdı. Ona döndüm tekrar. "Bana söylemiyor ne olduğunu." diye devam ettim tabağı süngerle köpürterek. "Sen konuşursan bir anlatır sana Gediz."
"Sana anlatmıyor da bana mı anlatacak Ladin?" diyerek çayını altını kısıp tezgâha yaslandı. Kollarını göğsünde toplandı. "Beni şunun şurasında ne kadar tanıyor ki?" Orası öyleydi de...
"Ne bileyim," dedim çaresizlikle önüme dönerken. "Ketum gibi kadın babaannem. Ağzından lafı cımbızla almak gerekiyor."
Gediz yanıma gelerek arkamdan geçerken temiz kuru bezi alarak bu kez duruladığım tabakları silmeye başladı. "Acele etmeseydin kuruduğunda kaldırırdık."
"Tezgâh dar zaten, kurulayalım da yer açılsın."
Bir şey demeyip devam etmesine izin verdiğimde yine konuşan ben oldum. "Cahit Suhan ile bir ilgisi olabilir mi? Sonuçta o gelene kadar hiçbir şeyi yoktu." Ne bu dalgın halleri ne de asık suratı.
"Olayı henüz bilmediğim için yorum yapamayacağım ama sanırım bilmeme de gerek yok. Olabilir."
"Sana anlatırdım anlatmasına ama..."
"Sorun yok Ladin, ailevi mesele. Beni ilgilendirmeyebilir."
"Sen de ailedensin sonuçta Gediz," dedim önüme dönerek. "Leyla Ana neyse sen de öylesin."
"Yıllardır burada değildim Ladin, hem," dedi bana yandan muzip bakış atarak. "Sen haricinde Suhanların beni sevdiğini zannetmiyorum." Burukla gülümseyerek bu kez susarken mutfak girişinden babaannemin sesini işittik. "Çay olmadı mı daha?"
"Az kaldı babaannem." Başını salladı tamam dercesine. "Yanına şeker getirmeyin, dolapta şekerpare var. İkişer koyun getirin tabağa." Diyerek huysuzlukla emir verdiğinde tamam dedim ve gözden kayboldu. "Huysuz gerçekten de..." dedi Gediz.
"Dedim ya..." Yüzümü buruşturduğunu görünce, "Ne oldu?"
"Şekerpare mi dedi o?"
"Evet?"
"Hiç sevmem." dedim önüme dönerek.
Kahkaha attı. "Sevmediğini bilmiyor mu?"
"Biliyordur bilmesine de dalgın olduğunun yeni kanıtı işte. Yoksa ben varken şekerpare yapmazdı." İç çektim. "Belli ki o seviyor. Canı sağ olsun."
"Canın tatlı çekti galiba?"
"Yani, bir keşkül olsa yerdim. Ne yapalım bugünlük de tatlısız olsun."
"Bilseydim gelirken alırdık Ladin hiç de söylemedin."
Omuz silkti. "Çok da önemli değil ya." Süngeri sıktım. "Hadi bitirelim bir an önce. Daha da huysuzlanmasın."
Mutfaktaki işimiz de bittikten sonra televizyonda neredeyse son sese yakın babaannemin dizisini tüm mahalle duyuyor olmalıydı. Gediz karşıya ben de babaannemin yanına otururken önümüze sehpa çekip tepsi içindeki çayları ve tatlıları koyduk. Babaannem çayını kulpundan tutup höpürdeterek içerken Gediz ile bakıştık. Cidden vardı aksi günündeydi.
İkimiz de sessizlik içinde çay içip tatlılarımızı yerken diziyi izlemeye devam ettik. Reklam arasına girince babaannem birden televizyonu kapattı kumandayla. "Ben yatıyorum çocuklar, Allah rahatlık versin." Elimde çay bardağı ile kalakalırken yerinden kalktı ve salonun çıkışına yürüdü. Gediz de elinde çatal ile bir bana bir babaanneme bakarken iç çektim.
Ortam iyice sessizliğe bürünmüştü. Benim de tadım kaçtığından çayımı yarım bırakıp, babaannemin sadece bir çatal aldığı tatlısıyla beraber sehpadakileri topladım. Salona döndüğümde Gediz de sehpaları toplamıştı. Çapraz şekilde koltuğa oturduğumuzda dirseğimi kolçağa koyup elimi şakağıma yasladım.
"Ladin..."
Başımı kaldırıp ona baktım. "Kızın..." Yine mi aynı derken yüzüm buruşturdu. "Gediz lütfen."
"Beni bir dinler misin?" dediğinde kendimi tuttum oflamamak için. Keşke söylemeseydim. Arzu şeytanı, yılan karı. Hepsi senin yüzünden. "Kızın Türkiye'ye gelmek istiyorsa gelsin Ladin. Ben sana da ona da sahip çıkarım." Yerimde dikleşerek ona doğru döndüm. Kolumu kolçağa koydum. "Kızım geldi sonra ne olacak Gediz? Herkese bir aile olduğumuzu inandırmaya çalışacağız değil mi?"
Bakışlarını kaçırdı. "İnandırmaya gerek kalmaz belki..."
Tek kaşımı attım. "Ne demek bu?"
"Bir aile olmaya çalışırsak gerçek bir aile..."
"Gediz, ben senden bunu isteyemem. Bunu söylemiştim. Konuştuk biz."
"Biliyorum Ladin ama ben bunu istiyorum."
"Ben istemiyorum ama, ben umut beslemeni istemiyorum Gediz." Öne doğru eğildim. "Benim kızımın bir babası var Gediz. Ben ona sahte bir baba veremem."
Gediz donakalmış gibi durduğunda şokun etkisinden hemen çıktı ve başını sallayarak bakışlarını kaçırdı. Ardından ensesini kaşıyarak kalktığında, "Bu aralar saçmalıyorum sanırım... " dediğimde başımı kaldırıp ona baktım. "Affola." İçeriye gittiğinde kaldığım yalnızlık ile oflayarak ellerimle yüzümü sıvazladım.
Umut dünyanın en kötü şeyiydi, bunu iyi bilirdim. Bile bile umut etmek ise daha kötü şeyi...
&
Suhan Konağı'nda bu sabah kavga gürültü vardı.
Cahit Suhan, elindeki gazeteye bir hışım vurup kahvaltı sofrasına atarken ellerini beline koyarak masadakilere sırtını döndü. Suat yandan gazeteye baksa da iç çekerek alnını sıvazladı. Ladin'den kızından her şeyi beklerdi ama bunu beklemezdi. "Şu hale bak!" diye bağırdı aniden Cahit.
Bir hışım oğluna döndü. "Bizi el aleme rezil etti! Suhanların itibarını iki paralık etti!"
"Baba!" dedi Suat kendisinden de beklemediği tepkiyle. "Tamam artık!"
"Ne tamam ulan!" Cahit masanın başında, Suat'ın yanında dikildiğinde Arzu keyifle fincanından çayını yudumluyordu ama renk vermemek için kendini tutuyordu. "Senin kızın," dedi Cahit Suhan. "Senin kızın benim hayatımı daha kaç kez mahvedecek?!" Suat birden babasına döndü. Sandalyeyi ittirerek kalkarken karşısında dikildi adamın. "Benim kızım değil senin hayatını mahveden. Sensin. Anladın mı beni? Sen ve senin saçma sapan kuralların, insanları kullanmaya çalışman, kötü kalpliliğin..." Annemi bile bu yüzden kaybettin sen ama bir kez olsun durmadın. Pişman oldun yine de durmadın."
Cahit Suhan dik duruşundan ödün vermese de bakışları durulmuştu. "Şimdi sen söyle bana baba, kim kimin hayatını mahvetmiş? Sen mi benim ben mi senin?"
"Bilip bilmeden boynundan büyük laflar etme oğlum." Suat oğlum demesiyle alayla gülmeye başlarken, "Bilip bilmeden..." dedi lafını tekrar ederek. "Bilip bilmeden ha?"
Bir adım yaklaştı adama doğru. "Ben her şeyi bilen ama susturulan taraf oldum baba. Ne sen ne d eben bunu göz ardı edemeyiz. Yıllar evvel sen geldin bana, susacaksın dedin, yoksa diye tehdit ettin beni şimdi ben aynısını yapıyorum. Susacaksın baba, kızım hakkında ileri geri konuşmayacaksın. Yoksa tüm mal varlığımı, hisselerimi Ladin'e veririm!" Arzu duyduğu son cümleyle yerinde dikleşirken elindeki fincan havada kalakalmıştı. Ne demek tüm mal varlığı Ladin'eydi?
Bakışlarını Cahit'e çevirdiğinde, Cahit sessizce Suat'ı izliyordu. "Tamam mı baba?"
"Seni o kadar da hafife almamalıymışım desene?" dedi ve oğlunun yanından geçerek salondan çıktı. Yardımcılardan birinin ismini kükreyerek arabayı hazırlamalarını söylerken Suat ve Arzu koca kahvaltı masasında yalnız kalmışlardı. Suat iç çekerek elini yüzüyle sıvazlarken masadan uzaklaşarak havuza bakan cama doğru yürüdü. Arzu da boğazını temizleyerek dekolteli bluzunu düzeltti ve sandalyeden kalkarak kocasının yanına doğru ilerledi. Omuzlarına dokunduğunda Suat irkilip yana doğru başını çevirse de tam anlamıyla Arzu'ya bakmadı. "Sakin ol canım, sıkma geçecek bunlar da. Baban hatanı anlayacak." Suat histerikçe güldüğünde başını iki yana sallayarak elini camdan çekti ve Arzu'ya döndü. "Babam? Hatasını anlayacak?" Bir kez daha güldü. "Ben de seni akıllı kadın sanırdım."
Suat yanından geçerek salonun ortasına doğru yürümeye başladığında Arzu da peşinden ilerliyordu. "Neden öyle diyorsun? Hepimiz insanız hata yaparız kızarız sinirleniriz ama... Eminim Cahit Bey de torununu çok seviyordur sadece ilişkisini saklamasına kızdı bence."
"Arzu!" diyerek sertçe kadına döndü Suat. "Ladin ilişkisi ola söylerdi daha dün konuştum onunla." Başını iki yana salladı. "Kesin babamın saçma sapan düşmanları. Keyiflerini kaçırmak için kızım üzerinden ona saldırdılar." Ellerini iki yana açtı. "Ama ben bu her kimse, onu bulup anasından emdiği sütü burnundan getireceğim!"
Arzu yutkunurken sessiz kaldı, bir şey demedi, üzerine gitmeyecekti Suat'ın. Zaten dün geceden beri araları limoniydi. Sessiz kalmaya karar vermişti. O sırada kapı zili evde yankılandığında yardımcılardan Rehan kapıyı açtı ve içeri giren Şimal oldu. Karnını tutarak yavaşça salona girdiğinde annesinin bakışlarını gördü. "Anne?"
Arzu kızına döndü. "Ne oldu burada? Dedem de öyle bir hışım çıktı?" Arzu gözlerini devirdi, bıkkınlıkla soluk verirken tekli bej koltuğa oturdu. "Yok bir şey Şimal." Suat daha fazla burada duramıyormuş gibi, "Ben şirkete gidiyorum." diyerek kravatını gevşetti ve hızlı adımlarla salondan çıkarken Şimal arkasından bakakaldı. Yeniden annesine döndü. "Babamın neyi var?"
Arzu da Suat'ın peşinden kalkmıştı ama yetişememişti ki Şimal'in önünde durup kızın kolundan tuttu, çekiştirerek orta sehpanın önüne getirdi. "Sen nerelerdesin geceden beri?" diye fısıldayarak bağırdığında Şimal'in bakışları değişti, yutkunarak baktı. "Nerede olacaktım sen de soruyorsun bir de. Erez ile beraberdim."
"Bana yalan söyleme, benim aptal kızım." Kapıya temkinli bakışlar atarak Şimal'e doğru eğildi, Dişlerini sıkarak konuştu. "Yine o herifle beraberdin değil mi?!" Şimal bakışlarını kaçırdığında kızın kafasına vurarak ittirdi. "Aferin aptal!" Şimal sessiz kalırken Arzu öfkeyle konuştu. "Erez öğrenirse ne olur hiç düşündün mü?"
"Evet düşündüm!" diye parladı birden Şimal. "O adamdan kurtulurum Erez'ime kavuşurum, böylece zorunlu esaretim de bitmiş olur."
"Aptalsın. Erez seni kapının önüne koyar bununla kalmaz seni dünyanın bir ucuna sürgün eder!" Şimal ellerini yumruk yaparken Arzu konuşmasına izin vermeden araya girdi. "Bana bak, akıllı ol. Esenler 'in bizden ne kadar güçlü olduklarını biliyoruz. Ailesi de Erez de seni yaşatmaz. Özelikle Erez. O yüzden aklını başına topla, bir an önce düğün müdür nikah mıdır nedir yapın şunu. O soyadı alacaksın. Sen bu saatten sonra ancak Şimal Suhan değil, Şimal Esen olabilirisin duydun mu beni?!" Şimal'in söyleyeceği bir ton şey vardı ama sessiz kalmayı tercih etti. Başını sallayarak annesinin dediklerini onaylarken koca salonda yalnız ikisi olduklarını düşünüyorlardı. Ancak öyle değildi. Verandanın cam kapısından onları izleyen ve videoya alan yardımcı vardı.
Bu video birçok şeyin seyrini değiştirecekti.
&
Erez.
"Bir sorun mu var abi? Canını sıkan derdin neyse söyle buluruz devasını." Erez önünde durup ceketini ilikleyen ve ellerini bağlayan adama baktı. Elinde döndürdüğü telefonu ceketinin iç cebine yerleştirirken adamın omzuna vurdu. "Sağ ol aslanım." Adamın yanından geçti. "Bizimkiler sorarsa işi var dersin. Merak etmesinler."
Adam başını eğdi. "Tamam abi."
Erez, odadan çıktığında adam da peşinden geliyordu. Sekreter kadın yanına geldiğinde, "Erez Bey, seradan bazı belgeler geldi. Yüklü bir miktarda para çekimi için sizden izin istiyorlar." Erez kaşlarını çatarak durduğunda ellerini cebine koydu. "Bunu söylemenin sırası mı Derya?!"
"Efendim acil olmasa-"
Erez o an eliyle durdurduğunda ileride elinde gazete tutan Kadir'in yanına gitti. Kadir onu fark ettiğinde gazeteyi saklamak istese de bakışlarını gazeteden çekerek arkadaşına çevirdi. Kadir yanındaki adama işaret yaparken Erez, "Ver şunu." Dediğinde Kadir ona döndü. "Erez..."
"Şu siktiğim gazetesini veriyor musun?!" Kendini zar zor zapt ettiğinde Kadir gözlerini anlık yumarak açtığında biraz sonra kopacak fırtınaları tahmin edebiliyordu. Adam gazeteyi arkadan çekip öne getirdiğinde Erez bir hışım elinden alıp katını açtı ve büyük puntolarla yazılmış manşeti okumaya başladı.
Suhanların Büyük Skandalı
...Suat Suhan'ın kızı Ladin Suhan erkek arkadaşı ile kameralara yakalandı. Suhanlar çiftliğinde beraber vakit geçiren iki sevgili objektiften kaçmayı başaramadı. Erkek arkadaşının serada çalışan birinin olduğu tahmin ediliyor.
"Bu ne amınakoyayım... Bu ne?!"
Kadir koluna dokunmaya kalktığında, "Erez..." Erez onu ittirerek gazeteyi tek eliyle avucunun içinde sıkarak arkadaşına döndü. "BU NE?!" Bir hışım yere fırlattı. "Abi... Gözünü seveyim sakinleş."
Erez alay ve öfkeyle karışık sinirleri bozulmuş gibi gülerken arkasını döndü. "Derya!"
Deminden beri onları izleyen kadın titreyerek birkaç adım atıp yaklaştığında, korku dolu gözlerle, "Buyurun Erez Bey." Dedi ve Erez dudaklarının altını parmağıyla kaşıyıp dudaklarını yalarken, öfkeliyken hep bu hareketi yapardı. "Sühanlarla acil toplantı ayarla. En erken yarına olsun."
"Hemen Erez Bey."
Erez sert adımlarla oradan uzaklaşırken arkadan Kadir'in ve diğer adamın geldiğini görebiliyordu. Merdivenlerden inmeye başladığında Kadir adını sesleniyordu. "Erez!" Durdu ve adama döndü. "Beni bugün aramayın."
Erez kapıya kadar getirilen arabasına binerken vale kapısını kapatmış ve hızla kontağı çalıştırıp şirketten çıkış yapmıştı. Yanına kimseyi almadığı için telefonları susmuyordu. Yolda son sürat giderken telefona uzandı ekrana baktı. Kadir.
"Telefonu sokayım sana." Diyerek öfkeyle telefonu kapatıp yan tarafa fırlattığında koltukta zıplayarak yeri boylamıştı. Umursamadan asfaltta hızını korumaya devam etti yaklaşık yarım saatin ardından bir sahil kenarında durduğunda tek kat sade ama yıkık dökük bir binanın önünde durduğunda arabadan indi. Sadece anahtarı alıp arabayı kilitlerken ceketini de çıkarmış beyaz gömlek ve siyah pantolonuyla deli gibi esen uçurumun kenarında durmuştu. Biraz da aşağı doğru yürüdüğünde sahile iniyordu ve o bahsedilen binada meyhane vardı. Bir an oraya gitmeyip ilerideki ağacın dibinde oturmaya karar verdiğinde öyle yaptı. Rüzgâr normalde bu kadar şiddetli değildi ama tepeye çıktığından ağacın yaprakları dalları kuvvetlice sallanıyordu. Çakıllı yola girerek ağaca geldiğinde dibine oturarak dizlerini kırdı ve bir bacağını sadece uzatarak kolunu diğer kırdığı dizine koydu. Gömleğin de düğmelerini açtığında hafif az olan göğüs kılları ortadaydı.
Çok geçmeden yanına birinin gelmesiyle daldığı yerden çıkmıştı, başını kaldırdı.
Akif baba.
Buralarda ona öyle seslenirlerdi ama o baba demez abi derdi. "Akif abi?"
"Hoş geldin oğlum," Akif abi sorular sormadan sadece hoş geldin dediğinde anladığını anlamıştı Erez. Burukla dudakları kıvrılırken elinden bira şişesini aldı ve kafaya dikerek yarıya kadar su içer gibi içti. Ardından şişeyi dudaklarından çekerek dudaklarını ısırdı. Adam da yanına oturduğunda Erez döndü ona baktı. "Nasıl anladın abi?"
"Arabanı gördüm genç. Bildim bildim ki gene bir derdin var." Erez başını ondan çekerek Marmara denizine çevirdiğinde yüzündeki sahte tebessümü ve hüzünlü gözleriyle hırçın dalgaları seyretti. "Derviş gibi adamsın abi."
Adam Erez'in uzattığı bacağına elini koyarken vurdu. "Ben öyleydim de sen senelerdir olduğun adamsın evlat. Hiç değişmemişsin." Bir şey demedi Erez. "Anlatmayacak mısın?"
"Anlatacak bir şey yok."
"Emin misin?" sessizlik uzadığında, "Madem yok ne diye geldin buraya?" O an kaçarının olmadığını anladı Erez. Pes ederek, "Dayanamıyorum abi..." Boğazındaki o tandık his geri geldiğinde nereye bakacağını şaşırdı Erez. "İçimdeki bu his, bu nefret, bu sevda... Bitmiyor. Yemin ederim bitmiyor. Bitiremiyorum."
"Sadakatli değildi diyorum unut diyorum unutamıyorum abi. Her şey onu hatırlatıyor yokluğu da cehennem varlığı da. Olduramıyorum. NE ileri gidebiliyorum ne de geri. Kendime affettiremiyorum onu. İçime bu kadar işlemişken söküp atamıyorum. Ne kadar nefret edersem o kadar unuturum dememe rağmen her geçen gün daha büyük bir aşkla seviyorum onu. Fotoğrafını bile tersyüz ettiğinde hemen çeviriyorum. Defalarca kez yakmak istediğim fotoğrafını kırmaya kıyamıyorum. Sayfalar dolusu yazdığım mektupları yırtıp atamıyorum, benim canım öyle yanıyor." Erez nemlenen ve kızaran gözleriyle adama döndü. "Hiç olmadığı kadar yanıyor hem de. Benim canım yanıyor artık abi. Harıl harıl yanıyorum gözlerinin önünde ama o bunun farında değil."
"Ne sevdadan geçilir ne de ateşten evlat. Sevda dipsiz kuyudur, bir kere düştün mü çıkması neredeyse imkansızdır. Sevda bir ateştir de evlat. Onu tek su söndürebilir." Erez boynunu bükerek dolan gözleriyle başını hızla çevirdi. "Ama şunu unutma oğlum, bu hayatta her şey aşılır." Adam eğildi gözlerine bakarak. "Ölüm hariç her şey aşılır. Geç olmadan tut yârin elini."
Erez burukla baktı. "Anlamıyorsun abi, bana ihanet edenin mi elinden tutayım? Nasıl bakarım ki gözlerine, nasıl tutarım ki ellerimden nasıl sever okşarım saçlarını? Bile bile ihanetini nasıl kabul edebilirim?"
"İhanetini bile göz ardı edemeyecek kadarsan senin sevdan sevda değildir." İç çekti. "Bak Erez, bir kadını seviyorsan seviyorsundur nedenler yoktur oğlum, birine uğruna ölecek kadar tutulmuşsan kalbin ne yaparsa yapsın onu kabul eder de sever de."
"Şimdi söyle bakalım," dedi Akif baba. "Sen yârini ihanetini bile sindirip saçlarını okşayacak kadar seviyor musun?" Erez duraksadığında bakışlarını çeviremedi Akif babaya. Seviyordu. Seviyordu bal gibi ama bunu dillendiremiyordu. Nihayet beklenen o cümle geldi. "Çok seviyorum, yoluna köpek olacak ihanetini unutup geçmişi silecek kadar. Bir gün gelse tutsa elimden gidelim dese her şeyi ardımda bırakacak kadar." Nefes aldı derince. "Akif abi onu öyle seviyormuşum ki o başkasına gittiği halde ondan vazgeçemiyormuşum."
Adam güldü bakışlarındaki pusu ile. "Ne yardan geçilir ne de serden evlat. Sen bu sevdadan ömür billah unutamazsın. Unutsan unuturdun silecek olsan şimdiye silerdin." Daha fazla konuşmadılar sonrasında. Erez anladı. Bir kez daha anladı.
O Ladin'i uğruna ölecek kadar seviyordu. Ne araya giren zaman ne araya giren şahıslar... Hiçbiri onda olan sevgisini bir gram azaltamamıştı.
&
Birkaç Gün Sonra.
"Hazır mısın?"
Gediz'in elini uzatmasıyla başımı çevirirken salladım evet dercesine ve onun elinde tutarak arabadan indim. Ardından arabayı kilitlemesiyle beraber konağa doğru yürümeye başladık. Gelmeyeceğim deyip defalarca kaçtığım yerde bulmuştum kendimi. Doğru mu yapıyordum yoksa yanlış mı bilemezken kapı çoktan açılmış ve biz arka tarafa doğru yürümeye başlamıştık. İkinci kez toplandığımız bu yerde şimdi onun doğacak kızının partisi için buradaydık.
Bir kızı daha olduğunu öğrense ne yapardı?
O zaman içindeki nefreti bir nebze olsun azalır mıydı yoksa benden daha çok mu nefret ederdi?
Her şeye rağmen onu affedebileceksin yani? Üvey kardeşinden bir kızı daha olmasına rağmen. Bu cümle içimi yakarken başımı dönecek gibi oldu ancak Gediz'in kolları sayesinde ayakta durabilmeyi başardım. Tüm gecemi onlara bakarak zehir etmek istemiyordum.
Benim buraya geliş amacım belliydi.
Cahit Suhan.
Bunu Gediz de biliyordu ve zaten çok da kalmayacaktık. Sadece babama ve o adama görüneyim yeter diyordum. Ta ki Şimal ile gözlerimiz kesişinceye dek. Bakışları bizi bulur bulmaz tek kaşı imayla kalktı ve yapmacık güümsemsieyle bize doğru yürüdü. Erez ise ortalarda görünmüyordu. "Kimleri görüyorum? Kızımın teyzesi gelmiş." Şimal'in bu laf ebeliğinden sıkıldığım için karşılık vermeyerek Gediz'in elini çekiştirdim. "Babamın yanına gidelim mi?" diye sorduğumda muhatabım tamamen Gediz'di. Şimal'i yok sayıyordum. "Olur." Dediğinde Şimal'e bir kelam bile etmeden yanından ayrıldığımızda babamın yanına geldik ve babam bizi görür görmez şaşkınlıkla bakakaldı daha sonrasında ellerimize kaydı bakışları. "Ladin..."
"Baba."
"Gelmeyeceksin sanıyordum." Dedi babam yanıma gelip bana sarılırken. Gediz ile aramıza girmişti. "Fikrimi değiştirdim. Sen gel deyince kırmak istemedim seni." Babam mutlulukla bana bakarken, "İyi yapmışsın." Ardından Gediz'e döndü. "Sen de hoş geldin."
"Hoş bulduk Suat Bey." Birkaç saniye Gediz'e baktı babam. "Seninle de sonra konuşacağız unutmadım sanma." Sonra hemen bana döndü. "Seninle de."
"Baba-"
"Hakkında çıkan manşetten haberin vardır?"
Vardı ve bu işin içinde Arzu'nun parmağı olduğunu düşünüyordum. Yine de babama bundan bahsetmeyecektim. O yılan karıyla ne kavga etmek de uğraşmak istiyordum. "Var baba ama sandığın gibi değil. Gediz orada sadece-"
"Sonra Ladin. Sonra konuşacağız kızım," dedi ve birden neden bunu dediğini anlamadan masaya gelen konuklarla taşlar yerine oturdu. Babam geliyorum deyip yanımızdan ayrılırken Gediz de bana döndü. "Ben de anneme bakayım, onunla konuşsam iyi olacak."
"Şimdi mi?"
"Ne kadar erken o kadar iyi Ladin. Annemi biliyorsun sonra affetmez beni." Haklıydı Leyla Ana'yı ben de tanıyordum. Affetmezdi. Gerçi bizden duyduktan sonra bile yüzümüze bakar mıydı orası meçhuldu. "Tamam." diyerek başımı sallarken masada yine yalnız kalmıştım. Bakışlarım etrafta dolanırken Şimal'in kahkahalarını işitmemle yönümü oraya çevirdim. Yan profilinden kocaman göbeği ile saçma sapan hareketler yaparak konuşuyordu. Saçlarını savurup karşısındaki kızla sohbet etmeye devam ederken onun eski arkadaş grubundan Hilal olduğunu fark ettim. Sadece o değil bir kaç kişi daha vardı ve onlarla aram hâlen limoniydi. Eskiden aramıza su sızmazdı şimdi ise...
Başımı sallayarak gözlerimi onlardan ayırdığımda servis yapan garsonları izledim. Biri şampanya dağıtıyordu. İçsem mi acaba derken elimj havada bulmuş garsonu yanıma çağırmıştım. "Buyrun efendim."
Önüme şampanya koyduktan sonra arkadan bizim yardımcılardan biri belirdi. Kızın adını tam hatırlayamıyordum. Ben kadehi kavrarken, "Ladin Hanım..." dedi etrafa bakınarak masaya doğru eğildi. "İçeri gelir misiniz? Muhim bir durum var da..."
Kaşlarımı çattım ne olabilir diye. Bir şey demeden kadehi kafaya dikip masaya koyduğumda kız şaşkınlıkla bana baktı, aldırış etmeden ayağa kalktım. Buraya bu konağa gelmek beni geriyordu rahatlamak için bir kadeh içmiştim işte. Beraber yürüyüp içeri girdiğimizde mutfağın köşesinde durduk. Etrafta kimse yoktu. "Ne oluyor dedim? Nedir muhim olan?"
Kız son kez etrafa temkinli bakışlar atarak hırkasının içinden telefonunu çıkardı ve cevap olarak bana ekranı işaret etti. "Bunu bilmeniz gerektiğini düşündüm." diyerek oynat tuşuna bastı ve video başladı.
Arzu ve Şimal'in tuhaf hareketleri ve bir o kadar da garip olan konuşmaları beni içten içe rahatsız etse de asıl endişelendiren yer Erez'in ismi oldu. Tek kaşımı kaldırıp telefonu kızın elinden alıp kendi avuçlarımda biraz daha geri sararak yeniden izlediğimde cümle tekrarlandı beynimde. "Aptalsın. Erez seni kapının önüne koyar bununla kalmaz seni dünyanın bir ucuna sürgün eder."
"Neden bahsediyorlar?"
"Bilmiyorum hanımım, ama," dediğinde başımı kaldırdım kıza doğru. Bana yaklaşıp fısıldadı. "Bebek Erez Beyimden olmayabilir."
Yutkundum.
Bebek Erez'den olmayabilirdi.
Yani bu...
Bu demektir ki...
"Tamam," dedim birden toparlanarak. Telefonu da geri verdim. "Al bunu. Kopyasını bir yere kaydet anladın mı? Silinmesin."
"Hemen hanımım."
"Bu arada, bu aramızda kalacak. Ve de teşekkür ederim."
Gülümsedi kız. "Ne demek hanımım. Size her şey feda." diyerek minnet duygusunu belirtirken mutfağa yöneldi. Antrenin ortasında kendimle başbaşa kalırken yine düşüncelerimde boğulmuştu. Önce gazete haberi sonra bu video derken başıma ağrılar girmişti. Oflayarak alnımı sıvazlarken kalbim bir yandan delicesine atıyordu. Acaba Erez'in bundan haberi var mıydı?
Yokluğumda bilmediğim başka neler olmuştu?
"Yetti bu kadar gizem, sır." Ellerimi indirdim iki yana. "Hepsini öğrenmenin zamanı geldi!"
Antreden geldiğim yere doğru ilerlerken sağa döndüm kapıdan çıkmak için ancak kolumdan tutulup çekilmemle adımlarım dolandı, ve yerimde sarsakladım. Düşeceğim sandıysam da düşmediğimi bir bedene sarıldığımda anladım. Daha başımı çevirmeden kokusundan tanıdım onu. Çevirdiğimde ise oydu.
Erez.
Bu kez nefretle bakmıyordu gözlerimiz birbirine. Boş da değildi. Sadece durgun. Bir isim verebilseydik durgun derdik. Buraya gelişimden şu ana kadar bakışlarında ilk kez nefret görmüyordum. Yüzlerimiz de yakındı birbirimize. Dudaklarımız arasındaki mesafe beni afallatırken ellerinin belime sarıldığını hissettim. Bedenim onun bedenine dayalıyken kalbimin ve nefesimin düzensiz çarpıntılarını hissedebiliyordum. Sanki çok uzaklardan bir şarkı çalıyordu ve biz gözlerimizi birbirimizinden ayıramıyorduk.
Dudakların bana nasıl da yakınken öyle
Bu rüyadan biri, biri beni uyandırır…
"Ladin..."
Tek duyduğum değildi onun sesi.
Başımı diğer yana çevirdiğimde kapının girişinde bizi izleyen bir çift göz gördüm. Gediz.
Ben Erez'in kollarına koala gibi sarılır haldeyken onun tarafından basılmıştım.